29 Ara 2012

YORUM: ALDIGIM HER NEFESTE - Judith Mc Naught

The Reading Lady
Kitabın kapağında güzel bir balo elbiseli bir kadın ve kitabın arkasında "Tarihi Aşk Romanı" yazıyorsa buradan ne anlarsınız? Valla ben en sevdiğim yazarlardan biri olan JM'in yine döktürdüğü bir tarihi romans okuyacağımı sanarak başladım kitaba.

Şok şok şok!
Kitabın giriş cümlelerinde malikaneyi ve etrafı anlatıyor yazar, ben de tabii 18.yy malikanesi hayal ediyorum. Konuklar arabalarıyla partiye geliyorlar diyor, ben faytonlarıyla baloya gelen lordlar ladyler düşlüyorum. Taa ki Range Rover Jeep kelimesini görene kadar. Nasıl yani??
The Reading Lady
Şok Şok Şok!!!
Yayınevinin özensizliği mi desem, okuyucuya karşı yaptığı bir ayıp mı desem artık bilemiyorum ama kitap tarihi romans değil, günümüzde geçen bir aşk romanı. Ben hepsini sevdiğim için çok da önemli değildi ama  çok daha özenli olunmalı diye düşünüyorum.

Kitaba dönecek olursam Judith Mc Naught'un henüz okuma fırsatı bulamadığım kalan üç romanından biriydi. Şimdi kaldı son iki kitap Gece Fısıltıları ve Sana İhtiyacım Var. Tümünü birden okumama sebebim ise belki biraz saçma ama yazarı çok sevdiğimden dolayı tüm kitaplarını bir an önce okuyup bitirmek istememem. Sindire sindire okuyorum yani :) Ama üzülerek belirtmek isterim ki şu ana kadar okumaktan en az hoşlandığım JM kitabı oldu benim için.

Aslında takıldıklarım küçük şeyler ama en önemlisi aşklarına çok inanmamış olmam açıkçası. Yani üç günde otel odalarında şekillenen ve tamamen cinsel çekim üzerine kurulan bir aşk anlatılmış bu kitapta. JM'in diğer kitaplarında tüm kahramanlarımız bir şekilde tanışır, kavga dövüş bir çok zaman geçirirler,bir sürü şey paylaşırlar ve aralarındaki aşk zamanla olgunlaşır, birbirlerinin kıymetini anlarlar ve finalde müthiş buluşma gerçekleşir. Aynı diğer güzel romans kitaplarında okuduğum gibi... Çay gibi yavaş yavaş demlenince güzel olur bence aşklar. Böyle üç günlük otel macerasıyla deli gibi aşık olunamayacağını bilecek kadar büyüdüm belki de :) Gerçekçi gelmedi kısacası.

Sevmeme nedenlerimden bir diğeri de hadi tamam öldün bittin üç günde aşık oldun ben de buna inandım, ama cep telefonlarının olduğu bir dönemde birbirlerini aramayıp abuk subuk bir nedenden ayrılıp üç sene- tekrar ediyorum üç sene!!- neden ayrı kaldınız? Bir buluşun, bir konuşun. Hiç olmadı mesaj atın kardeşim madem bu kadar çok sevdiniz birbirinizi. Bu gibi sahneler eski Türk filmlerinde (ki ben ölürüm biterim bayılırım onlara) çokça olur. Ediz Hun kötü adamın bayılttığı Hülya Koçyiğit'i yatakta basar, kadıncağıza etmediği hakaret kalmaz, çocuğunu da alır gider.  Taaaaa yıllar sonra artık ikisi de saçlarına aklar düşmüş haldeyken ya da ölüm döşeğindeyken "Vay ben seni yanlış anlamışım Nalan!" ya da "Senin annen bir melekti yavrum!" diyerek kavuşurlar. Bu arada bir arkadaş olsun, bir aile büyüğü olsun kimse de onları barıştırmaya çalışmaz nedense.
The Reading Lady

The Reading Lady

İşte kitabı okurken de bütün bu sahneler gözümün önünde canlandı ve çok etkilenmedim bu sebeple. Ama yine de bu türü sevenlere, tüm anlattığım sebeplere rağmen, kesinlikle okumalarını tavsiye edebileceğim bir roman. Son olarak eklemek isterim ki Judith Mc Naught açık ara benim en sevdiğim romans yazarı ve böyle de kalmaya devam edecek!
Sevgilerimle






YORUM: ALDIGIM HER NEFESTE - Judith Mc Naught

The Reading Lady
Kitabın kapağında güzel bir balo elbiseli bir kadın ve kitabın arkasında "Tarihi Aşk Romanı" yazıyorsa buradan ne anlarsınız? Valla ben en sevdiğim yazarlardan biri olan JM'in yine döktürdüğü bir tarihi romans okuyacağımı sanarak başladım kitaba.

Şok şok şok!
Kitabın giriş cümlelerinde malikaneyi ve etrafı anlatıyor yazar, ben de tabii 18.yy malikanesi hayal ediyorum. Konuklar arabalarıyla partiye geliyorlar diyor, ben faytonlarıyla baloya gelen lordlar ladyler düşlüyorum. Taa ki Range Rover Jeep kelimesini görene kadar. Nasıl yani??
The Reading Lady
Şok Şok Şok!!!

26 Ara 2012

YORUM: OBSIDIYEN - Jennifer L. ARMENTROUT

THE READING LADY

Hani bazı kitaplar vardır. Kitap rafları arasında gezerken dönüp dönüp elinize alırsınız. Her seferinde arka kapak yazısını okursunuz, uzun uzun alsam mı acaba güzel midir diye düşünürsünüz. Nihayetinde tam almaya karar verdiğinizde gözünüze ilişen diğer bir kitabı alır çıkarsınız ve o kitap arkanızdan hüzünlü gözlerle bakakalır ya...
İşte Obsidiyen'de benim için böyle bir kitaptı.
Arka kapak yazısını kaç kere okuduğumu hatırlamıyorum bile.
Paranormal kitaplar benim ortaokuldan beri tutkunu olduğum bir tür. İlk göz ağrım bir nevi. Ama Twilight Saga'dan sonra yayınlanan onlarca kitabı okuduktan sonra itiraf edeyim biraz soğumuştum olaydan. Çünkü bu türün para getirdiğini anlayan ve neredeyse eli kalem tutup iki kelimeyi bir araya getiren herkes seri halinde bu tip romanlar yazmaya başladı. İçlerinde ölüp bayıldığım "Allaaaam n'olur dizisi çevrilsin!!!" diye yırtındıklarım bile oldu :) Örneğin Vampir Akademisi Serisi. Rose & Dimitri favori çiftimdi bir ara. Tabii dizisini kitaplarından daha çok sevdiğim The Vampire Diaries'i unutmamak lazım. Always Team Damon :)

Tabii haliyle bu kadar çok vampir, kurt adam, peri, melek, iblis, likantrop vs vs vs okuyunca Obsidiyen'de anlatılan gibi uzaylı temasını görünce, yemin ederim içimden "Yuh artık!" demiştim. Çünkü neredeyse bir tek uzaylılar kalmıştı yazılmamış ve açıkçası uzaylı-dünyalı aşkı bana pek saçma gelmişti. Eee bizim bildiğimiz uzaylılar küçük, yeşil, yapış yapış, sümüksü yaratıklar değil miydi? Ya da dev böcekler ya da uzun koni kafalı çirkin yaratıklar? Evet kitaptaki kahramanımız Katy bile böyle biliyordu onları. Yani sırf benim önyargım değil bu lütfen rica edeceğim :)

Neyse ki bu ön yargımı yendim ve sonunda meşhur Deamon Black'le tanıştım! Gerçekten de uzun zamandır okuduğum en iyi kitaplardan biriydi ve devamını heyecanla bekliyorum !!!
THE READING LADY
Kitabın konusuna gelirsem babası ölünce annesiyle yeni bir başlangıç yapmak için taşınan Katy,  yan evlerinde oturan yakışıklı ama bir o kadar da kaba (Katy'nin deyişiyle ÖKÜZ :)) Daemon'la ve ikizi Dee ile tanışıyor ve olaylar başlıyor! Çünkü komşuları, Lux isimli gezegen yok olduğu için dünyamıza göçmüş uzaylılar. Onlar gibi olan başkaları da var kasabada ve büyük bir gizlilik içinde yaşıyorlar. Çünkü yine onlar gibi uzaylı olan düşmanları yerlerini bulursa onları öldürüp güçlerini ele geçiriyorlar. 

Dee ile çok yakın arkadaş olan Katy, Daemon'la inişli çıkışlı bir çok olay yaşıyor ve onun tüm öküzlüklerine ve hıyarlıklarına rağmen (affınıza sığınıyorum bunlar Katy'nin kelimeleri benim değil :)) birbirlerine aşık oluyorlar. Lay lay lom :) Ama ayrı dünyaların insanları oldukları için (ehi ehi iğrenç bir espriydi kabul) bir türlü bir araya gelemiyorlar. Neyse efendim günlerden bir gün, Daemon Katy'nin hayatını kurtarmak için zamanı durdurmak zorunda kalınca ona her şeyi anlatmak zorunda kalıyor ve aralarındaki çekimle birlikte başlarına türlü türlü olaylar geliyor....

THE READING LADY
Kitabı daha fazla anlatmayayım da okumak isteyenler olabilir. Uzun sözün kısası ben kitabı çok sevdim. Elinize aldığınız gibi biten, meraklandıran, heyecanlandıran bir kitap olmuş. Bu serinin yurtdışında yayınlanmış iki kitabı daha varmış ve seri beş kitap olacakmış. İkinci kitap Onyx'i heyecanla beklemekteyim!

THE READING LADY
Şimdi de gereksiz yorumlarıma gelelim. Kitabın kapağında bir çift var. Hakkını vermek lazım iyi bir kapak olmuş. Ama ben bir kitabı okurken karakterleri tarif edildiği şekilde hayalimde canlandırmayı çok severim. Bu kapaktaki arkadaşları yazarımız Jennifer L. Armentrout çok beğenmiş olacak ki kendi  blogunda ve sitesinde sürekli ikisinin resimlerini yayınlıyor. Hatta bazı fotolarında gördüğüm üzere imza günlerine bile götürüyor. Malum artık kitaplara da dizi ve filmler gibi trailer çekmek çok moda. Obsidiyen'in de var ve kitaptaki birçok sahneyi sığdırmışlar bu trailera.(İzlemek isteyenler için tık tık! ) Hayır belki ben beğenmedim bu tipleri? Neden her yerde gözüme gözüme sokuyorsun onları anlamadım ki? Kitapta Daemon o kadar yakışıklı muhteşem vücutlu bla bla anlatılmış ki bu resimlerdeki çocuğu görünce "Bu sırsıl mı Daemon? Hadi oradan!" diyorum. Gerçi çocuk bazı fotolarda gerçekten iyi çıkmış ama bazılarında ı-ııh olmamış bence. Hele Katy olarak seçilen kızın kitaptaki güzel kızla bence hiç mi hiç alakası yok. Tabii zevkler ve renkler tartışılmaz mutlaka onları çok beğenen ve bu rollere yakıştıranlar olacaktır ama ben hiç beğenmediğimi söyleyebilirim. Bu arada Daemon'u canladıran er kişi Pepe Toth, Katy 'i canlandıran model ise Sztella Tziotziosz. Merak edenler için hayrına aşağıda birkaç foto paylaşıyorum ve sizin düşüncelerinizi de çok merak ediyorum :)

Herkese sevgilerimle

The Reading Lady



THE READING LADY
MUTFAK SAHNESİ
THE READING LADY
İLK TANIŞTIKLARI SAHNE


THE READING LADY
PEPE & SZETELLA

THE READING LADY
PEPE & SZETELLA
THE READING LADY
PEPE & SZETELLA
THE READING LADY
OBSİDİYEN KOLYE









YORUM: OBSIDIYEN - Jennifer L. ARMENTROUT

THE READING LADY

Hani bazı kitaplar vardır. Kitap rafları arasında gezerken dönüp dönüp elinize alırsınız. Her seferinde arka kapak yazısını okursunuz, uzun uzun alsam mı acaba güzel midir diye düşünürsünüz. Nihayetinde tam almaya karar verdiğinizde gözünüze ilişen diğer bir kitabı alır çıkarsınız ve o kitap arkanızdan hüzünlü gözlerle bakakalır ya...
İşte Obsidiyen'de benim için böyle bir kitaptı.
Arka kapak yazısını kaç kere okuduğumu hatırlamıyorum bile.
Paranormal kitaplar benim ortaokuldan beri tutkunu olduğum bir tür. İlk göz ağrım bir nevi. Ama Twilight Saga'dan sonra yayınlanan onlarca kitabı okuduktan sonra itiraf edeyim biraz soğumuştum olaydan. Çünkü bu türün para getirdiğini anlayan ve neredeyse eli kalem tutup iki kelimeyi bir araya getiren herkes seri halinde bu tip romanlar yazmaya başladı. İçlerinde ölüp bayıldığım "Allaaaam n'olur dizisi çevrilsin!!!" diye yırtındıklarım bile oldu :) Örneğin Vampir Akademisi Serisi. Rose & Dimitri favori çiftimdi bir ara. Tabii dizisini kitaplarından daha çok sevdiğim The Vampire Diaries'i unutmamak lazım. Always Team Damon :)

20 Ara 2012

Yasak Aşkların Kenti: Gretna Green


The Reading Lady
GG Evlilik Seremonisi
18.yy Las Vegas’ı...
Birçok kitapta adı geçen
Kaçak aşıkların yuvası
Gitmesekte görmesekte
Gretna Green kasabası.......

Konumuz romantik olduğu için böyle uydurduğum bir şiirle giriş yapmak istedim ama hiç romantik olmadı farkındayım JBalolar, düellolar, ünvanlar ne güzel başlamış gidiyorken uzun zamandır bilgilendirici yazı yazmadığımı farkettim. Bugün de konu olarak kitaplarda sık sık bahsi geçen Gretna Green’nin hikayesini anlatmaya karar verdim. Umarım beğenirsiniz.

The Reading Lady
Aslında her şey 1754 yılında Lord Chancellor Hardwicke tarafından İngiliz Parlamentosunda çıkarılan bir kanunla başladı. Bu kanuna göre yirmi bir yaşını doldurmamış kimsenin kilise dışında ve ailesinin izni olmadan İngiltere'de evlenmesi yasaklandı.
The Reading Lady
Lord Hardwicke
Peki bizim genç aşıklarımız bu durumda ne yaptı? Kanunun sırf İngiltere’yi kapsadığı anlaşılınca kanundaki bu boşluktan yararlanarak “Madem İngiltere’de evlenemiyoruz biz de İskoçya’da evleniriz!” dediler ve sınıra en yakın kasaba olan Gretna Green’ e kaçıp kaçıp evlenmeye başladılar.
The Reading Lady
1810 tarihli Gretna Green evlilik belgesi
Tabii bu gelişme karşısında ciddi İngiliz lordlarımız kendi varislerinin başına böyle birşey gelme ihtimali karşısında telaşa kapıldılar ve hemen kanunun İskoçya’da da geçerli olması için çalışmalara başladılar. Ama sanırım biraz da bu katı İngilizlerden sıkılmış olan İskoçlar bu talebi reddetti ve Gretna Green kaçak aşıkları evlendirmeye devam etti.
The Reading Lady
GG Evlilik Seremonisi
Burada evlilik koşulları İngiltere’den daha rahattı. Onaltı yaşını geçmiş çift iki şahit huzurunda kendini karı ve koca olarak ilan ettiğinde hooop evlenmiş sayılıyorlardı. Ne bir izin ne de başka bir belgeye gerek duyuluyordu.
The Reading Lady
Blacksmith's 
İşin ilginç yanı Gretna’daki evliliklerin odak noktası 1712 yılında kurulmuş Old Blacksmith’s Shop ve 1710 yılında kurulmuş Gretna Hall Blacksmith’s Shop isimli nalbur dükkanlarıydı. (Bu arada Blacksmith’i ben isim zannediyordum ama demirci-nalbur demekmiş). Nedense tüm çiftler kaçtıktan sonra bu dükkanlara geliyor ve evleniyordu.
The Reading LadyThe Reading Lady
Buranın sahibi olan nalburlarda fırsattan yararlanıp iş aletlerini bir kenara bıraktı ve “Blacksmith Rahibi” olarak kendilerini bu işlere adadılar. Onların yönettiği seremonilerde ilginçte bir gelenek başlamış oldu. Rahip, çifti evlendirdikten sonra bir çekiçle önündeki örse hızla vuruyor, yankılanan çınlama sesi legal bir nikahın kıyıldığını herkese duyurmuş oluyordu. Zamanla bu nalbur rahipler “Örs Rahipleri” olarak anılmaya başlandı ve onlarca yüzlerce evliliği kutsadı.
The Reading Lady
İlk kullanılan orjinal örs
The Reading Lady
The Reading Lady
1856 yılına geldiğimizde Gretna Green’de evlenmek biraz zorlaştı. İskoçlar burada evlenecek çiftlerin nikah öncesinde en az 21 gün burada ikamet etmeleri koşulunu getirdi. Bu değişikliğe”Cooling Off” denildi. Yani kesin karara varmadan önce fikir değişikliği yapmak isterlerse diye çiftlere süre tanımaktı maksat. Genç aşık çiftler burada ceplerindeki paraya göre ya kiracı olarak yerleşiyor, ya da bu süre içinde ahırlarda yatıp kalkıyorlardı. Eee evlilik zor iş iyi günde kötü günde olayı burada meydana çıkıyordur tahminimce. Ve yine bence bir çok çiftte bu dönemde kavga edip ayrılmış olabilir :)
The Reading Lady
Temsili evlilik seremonisi



Gretna Green’deki bu Örs Rahipleriyle yapılan evlilikler yüzyıldan fazla bir süre gayet güzel devam etti. Ancak 1940 yılına geldiğimizde İskoç hükümeti baskılara daha fazla dayanamadı ve bu tarihten sonra bu tip evlilik kanun dışı sayıldı. Artık Gretna Green’de yapılan evliliklerde diğer yerlerdeki gibi resmi makamlarca onaylanmış olmalıydı. Ama bu bile günümüzde Gretna Green’in önemli evlilik merkezlerinden biri olmasını engelleyemedi. Halen daha senede beş binden fazla evlilik bu küçük romantik İskoç kasabasında gerçekleşmekte ve sembolik olarak Örs çalmaya devam edilmekte. Ve yaygın inanca göre burada çalan örsle evlenenler sonsuza kadar mutlu mesut yaşamakta...

Sizce de çok romantik değil mi?

Sevgilerimle

The Reading Lady
The Reading Lady
GG Günümüz
The Reading Lady
GG Günümüz















Yasak Aşkların Kenti: Gretna Green


The Reading Lady
GG Evlilik Seremonisi
18.yy Las Vegas’ı...
Birçok kitapta adı geçen
Kaçak aşıkların yuvası
Gitmesekte görmesekte
Gretna Green kasabası.......

Konumuz romantik olduğu için böyle uydurduğum bir şiirle giriş yapmak istedim ama hiç romantik olmadı farkındayım J Balolar, düellolar, ünvanlar ne güzel başlamış gidiyorken uzun zamandır bilgilendirici yazı yazmadığımı farkettim. Bugün de konu olarak kitaplarda sık sık bahsi geçen Gretna Green’nin hikayesini anlatmaya karar verdim. Umarım beğenirsiniz.

The Reading Lady
Aslında her şey 1754 yılında Lord Chancellor Hardwicke tarafından İngiliz Parlamentosunda çıkarılan bir kanunla başladı. Bu kanuna göre yirmi bir yaşını doldurmamış kimsenin kilise dışında ve ailesinin izni olmadan İngiltere'de evlenmesi yasaklandı.
The Reading Lady
Lord Hardwicke
Peki bizim genç aşıklarımız bu durumda ne yaptı? Kanunun sırf İngiltere’yi kapsadığı anlaşılınca kanundaki bu boşluktan yararlanarak “Madem İngiltere’de evlenemiyoruz biz de İskoçya’da evleniriz!” dediler ve sınıra en yakın kasaba olan Gretna Green’ e kaçıp kaçıp evlenmeye başladılar.
The Reading Lady
1810 tarihli Gretna Green evlilik belgesi
Tabii bu gelişme karşısında ciddi İngiliz lordlarımız kendi varislerinin başına böyle birşey gelme ihtimali karşısında telaşa kapıldılar ve hemen kanunun İskoçya’da da geçerli olması için çalışmalara başladılar. Ama sanırım biraz da bu katı İngilizlerden sıkılmış olan İskoçlar bu talebi reddetti ve Gretna Green kaçak aşıkları evlendirmeye devam etti.
The Reading Lady
GG Evlilik Seremonisi
Burada evlilik koşulları İngiltere’den daha rahattı. Onaltı yaşını geçmiş çift iki şahit huzurunda kendini karı ve koca olarak ilan ettiğinde hooop evlenmiş sayılıyorlardı. Ne bir izin ne de başka bir belgeye gerek duyuluyordu.
The Reading Lady
Blacksmith's 
İşin ilginç yanı Gretna’daki evliliklerin odak noktası 1712 yılında kurulmuş Old Blacksmith’s Shop ve 1710 yılında kurulmuş Gretna Hall Blacksmith’s Shop isimli nalbur dükkanlarıydı. (Bu arada Blacksmith’i ben isim zannediyordum ama demirci-nalbur demekmiş). Nedense tüm çiftler kaçtıktan sonra bu dükkanlara geliyor ve evleniyordu.
The Reading LadyThe Reading Lady
Buranın sahibi olan nalburlarda fırsattan yararlanıp iş aletlerini bir kenara bıraktı ve “Blacksmith Rahibi” olarak kendilerini bu işlere adadılar. Onların yönettiği seremonilerde ilginçte bir gelenek başlamış oldu. Rahip, çifti evlendirdikten sonra bir çekiçle önündeki örse hızla vuruyor, yankılanan çınlama sesi legal bir nikahın kıyıldığını herkese duyurmuş oluyordu. Zamanla bu nalbur rahipler “Örs Rahipleri” olarak anılmaya başlandı ve onlarca yüzlerce evliliği kutsadı.
The Reading Lady
İlk kullanılan orjinal örs
The Reading Lady
The Reading Lady
1856 yılına geldiğimizde Gretna Green’de evlenmek biraz zorlaştı. İskoçlar burada evlenecek çiftlerin nikah öncesinde en az 21 gün burada ikamet etmeleri koşulunu getirdi. Bu değişikliğe”Cooling Off” denildi. Yani kesin karara varmadan önce fikir değişikliği yapmak isterlerse diye çiftlere süre tanımaktı maksat. Genç aşık çiftler burada ceplerindeki paraya göre ya kiracı olarak yerleşiyor, ya da bu süre içinde ahırlarda yatıp kalkıyorlardı. Eee evlilik zor iş iyi günde kötü günde olayı burada meydana çıkıyordur tahminimce. Ve yine bence bir çok çiftte bu dönemde kavga edip ayrılmış olabilir :)
The Reading Lady
Temsili evlilik seremonisi



Gretna Green’deki bu Örs Rahipleriyle yapılan evlilikler yüzyıldan fazla bir süre gayet güzel devam etti. Ancak 1940 yılına geldiğimizde İskoç hükümeti baskılara daha fazla dayanamadı ve bu tarihten sonra bu tip evlilik kanun dışı sayıldı. Artık Gretna Green’de yapılan evliliklerde diğer yerlerdeki gibi resmi makamlarca onaylanmış olmalıydı. Ama bu bile günümüzde Gretna Green’in önemli evlilik merkezlerinden biri olmasını engelleyemedi. Halen daha senede beş binden fazla evlilik bu küçük romantik İskoç kasabasında gerçekleşmekte ve sembolik olarak Örs çalmaya devam edilmekte. Ve yaygın inanca göre burada çalan örsle evlenenler sonsuza kadar mutlu mesut yaşamakta...

Sizce de çok romantik değil mi?

Sevgilerimle

The Reading Lady
The Reading Lady
GG Günümüz
The Reading Lady
GG Günümüz















19 Ara 2012

YORUM: BEATRICE Kötü Tohum

The Reading Lady

Hayatımda okuduğum en sinir bozucu kitaptı desem yalan söylememiş olurum sanırım. Daha önce Philippa Gregory kitapları hiç okumadığım için bu kitabı D&R 'da indirimde görünce hemen almıştım. Yazarın kitapçılarda gördüğüm sıra sıra kitapları içinde seçe seçe bunu seçmiş olmam da benim başarım sanırım :) Bu kitaptan sonra da kolay kolay bu yazarı okumam gibi geliyor açıkçası. Okumaktan keyif aldığım onca yazar varken bir daha bu sinir bozukluğunu çekmek istemem.

Kitabın konusuna gelirsek tahmin edeceğiniz üzere Beatrice isimli bir kadın ve başından geçenler anlatılıyor. Beatrice'in küçük bir kız olduğu dönemlerde babasının sahibi olduğu Wideacre arazisine tutkuyla bağlanması ve bu uğurda akla hayale gelmeyecek planlar ve kötülükler yapması yaklaşık 800 sayfa boyunca anlatılıyor. 

O dönemlerde kadınların hiçbir şekilde hukuki miras hakkı olmadığı için babasının ölümünden sonra arazinin abisi Harry'nin eline geçeceğini ve kendisinin de evlendirilip tutkuyla bağlı olduğu Wideacre'den gönderileceğini düşünen Beatrice başlıyor psikopat planlarına. İlk önce aşığı Ralph'la bir olup onun babasını öldürmesini sağlıyor. Daha sonra pişman olup "Vay Ralph benim babamı nasıl öldürür" diye sinirleniyor ve onu öldürmek için tuzak kuruyor. Kurduğu tuzakta Ralph ölmüyor ama sakatlanıp bacaklarını kaybediyor ve ortadan yok oluyor. Bu arada abisi Harry bazı gariplikleri yüzünden yatılı okuldan uzaklaştırılıp eve dönüyor. Abisinde de sado-mazo bazı eğilimler var. Bunu fark eden Beatrice onu evden gönderemesin diye abisiyle ensest bir ilişkiye başlıyor. Abisinin evlendiği kız Celia hiç bir şeyden şüphelenmiyor nedense .Üçü birlikte balayına falan çıkıyorlar. Bu arada Beatrice Harry'den hamile kalıyor yine şeytani bir planla bunu kimse öğrenmeden Celia'nın bebeği diye yutturuyorlar. Yazarken bile midem bulanıyor yemin ederim...

Neyse aradan bir sene geçiyor yakışıklı Doktor John, Beatrice'e aşık oluyor. Bu arada yine abisinden hamile kaldığını anlayan Beatrice doktorun teklifini kabul ediyor ve Wideacre'de yaşama şartıyla evleniyorlar. Çocuk doğduğunda John çocuğun ondan olmadığını anlıyor ve kendini içkiye vuruyor. Bu arada anneleri bir gün Harry ile Beatrice'i basıyor ve kadın şoka giriyor. John'un verdiği ilacı fazla dozlarda vererek annesinin de ölmesini sağlayan Beatrice, John'u iyice alkolik olmasını sağlıyor ve hastaneye yatırıp servetinin vekaletini alıyor. Abisini de kandırıp tüm paralarını, John'un tüm servetini harcayıp arazinin haklarını iki çocuğu üzerine geçiren Beatrice, bu arada aldığı acımasız kararlarla tüm köylülerin aç kalmasına, ölmesine, intihar etmesine sebep oluyor. Tüm bu süreçler olurken acımasız toprak ağalarına karşı ayaklanan bir çetenin lideri olan Ralph'in  kendisini sakat bıraktığı için intikam alacağını düşünen Beatrice sürekli korku içinde yaşıyor. 

Kitabın sonunda Ralph geliyor Beatrice'i öldürüp konağı yakıyor, Harry, John, Celia kaçarak kurtuluyorlar. Tabii bütün bu kötülükleri okurken gereksiz dünya kadar da tarım bilgisi okuyoruz. Yok buğday nasıl dikilir, nasıl toplanır bla bla. Balkondaki saksıda tarım yapabilecek seviyeye geldim neredeyse bu kadar bilgiden sonra :)

Beatrice Kötü Tohum bir üçlemenin ilk kitabı. Diğerleri ülkemizde yayınlanmamış ama yabancı kaynaklarda diğer iki kitabın özetlerini okuduğumda onlarında bu kitaptan hiçbir farkının olmadığını aynı iğrençlikte geçtiğini gördüm. Yine ensest ilişkiler, tecavüz, cinayet vs.

Kitabı sürekli elimden bırakmak istedim ama sadece şu Wideacre Cadısı Beatrice ve gerizekalı Harry ölsün gebersin ben de dünya gözüyle bir göreyim diye inat edip sonuna kadar okudum. ama dediğim gibi insanın psikolojisini bozan, midesini bulandıran bir romandı ve çok uzun bir süre daha Philippa Gregory okuyabileceğimi sanmıyorum.

Sevgilerimle

The Reading Lady


YORUM: BEATRICE Kötü Tohum - Philippa GREGORY

The Reading Lady

Hayatımda okuduğum en sinir bozucu kitaptı desem yalan söylememiş olurum sanırım. Daha önce Philippa Gregory kitapları hiç okumadığım için bu kitabı D&R 'da indirimde görünce hemen almıştım. Yazarın kitapçılarda gördüğüm sıra sıra kitapları içinde seçe seçe bunu seçmiş olmam da benim başarım sanırım :) Bu kitaptan sonra da kolay kolay bu yazarı okumam gibi geliyor açıkçası. Okumaktan keyif aldığım onca yazar varken bir daha bu sinir bozukluğunu çekmek istemem.
DİKKAT! YAZININ BUNDAN SONRASI AĞIR SPOILER İÇERİR!

Kitabın konusuna gelirsek tahmin edeceğiniz üzere Beatrice isimli bir kadın ve başından geçenler anlatılıyor. Beatrice'in küçük bir kız olduğu dönemlerde babasının sahibi olduğu Wideacre arazisine tutkuyla bağlanması ve bu uğurda akla hayale gelmeyecek planlar ve kötülükler yapması yaklaşık 800 sayfa boyunca anlatılıyor. 

O dönemlerde kadınların hiçbir şekilde hukuki miras hakkı olmadığı için babasının ölümünden sonra arazinin abisi Harry'nin eline geçeceğini ve kendisinin de evlendirilip tutkuyla bağlı olduğu Wideacre'den gönderileceğini düşünen Beatrice başlıyor psikopat planlarına. İlk önce aşığı Ralph'la bir olup onun babasını öldürmesini sağlıyor. Daha sonra pişman olup "Vay Ralph benim babamı nasıl öldürür" diye sinirleniyor ve onu öldürmek için tuzak kuruyor. Kurduğu tuzakta Ralph ölmüyor ama sakatlanıp bacaklarını kaybediyor ve ortadan yok oluyor. Bu arada abisi Harry bazı gariplikleri yüzünden yatılı okuldan uzaklaştırılıp eve dönüyor. Abisinde de sado-mazo bazı eğilimler var. Bunu fark eden Beatrice onu evden gönderemesin diye abisiyle ensest bir ilişkiye başlıyor. Abisinin evlendiği kız Celia hiç bir şeyden şüphelenmiyor nedense .Üçü birlikte balayına falan çıkıyorlar. Bu arada Beatrice Harry'den hamile kalıyor yine şeytani bir planla bunu kimse öğrenmeden Celia'nın bebeği diye yutturuyorlar. Yazarken bile midem bulanıyor yemin ederim...

Neyse aradan bir sene geçiyor yakışıklı Doktor John, Beatrice'e aşık oluyor. Bu arada yine abisinden hamile kaldığını anlayan Beatrice doktorun teklifini kabul ediyor ve Wideacre'de yaşama şartıyla evleniyorlar. Çocuk doğduğunda John çocuğun ondan olmadığını anlıyor ve kendini içkiye vuruyor. Bu arada anneleri bir gün Harry ile Beatrice'i basıyor ve kadın şoka giriyor. John'un verdiği ilacı fazla dozlarda vererek annesinin de ölmesini sağlayan Beatrice, John'u iyice alkolik olmasını sağlıyor ve hastaneye yatırıp servetinin vekaletini alıyor. Abisini de kandırıp tüm paralarını, John'un tüm servetini harcayıp arazinin haklarını iki çocuğu üzerine geçiren Beatrice, bu arada aldığı acımasız kararlarla tüm köylülerin aç kalmasına, ölmesine, intihar etmesine sebep oluyor. Tüm bu süreçler olurken acımasız toprak ağalarına karşı ayaklanan bir çetenin lideri olan Ralph'in  kendisini sakat bıraktığı için intikam alacağını düşünen Beatrice sürekli korku içinde yaşıyor. 

Kitabın sonunda Ralph geliyor Beatrice'i öldürüp konağı yakıyor, Harry, John, Celia kaçarak kurtuluyorlar. Tabii bütün bu kötülükleri okurken gereksiz dünya kadar da tarım bilgisi okuyoruz. Yok buğday nasıl dikilir, nasıl toplanır bla bla. Balkondaki saksıda tarım yapabilecek seviyeye geldim neredeyse bu kadar bilgiden sonra :)

Beatrice Kötü Tohum bir üçlemenin ilk kitabı. Diğerleri ülkemizde yayınlanmamış ama yabancı kaynaklarda diğer iki kitabın özetlerini okuduğumda onlarında bu kitaptan hiçbir farkının olmadığını aynı iğrençlikte geçtiğini gördüm. Yine ensest ilişkiler, tecavüz, cinayet vs.

Kitabı sürekli elimden bırakmak istedim ama sadece şu Wideacre Cadısı Beatrice ve gerizekalı Harry ölsün gebersin ben de dünya gözüyle bir göreyim diye inat edip sonuna kadar okudum. ama dediğim gibi insanın psikolojisini bozan, midesini bulandıran bir romandı ve çok uzun bir süre daha Philippa Gregory okuyabileceğimi sanmıyorum.

Sevgilerimle

The Reading Lady


4 Ara 2012

YORUM: Vahsi Bir Lordun Kollarında - Sabrina Jeffries



The Reading Lady
Sharpe Kardeşleri oldum olası sevmişimdir. Sorunlu çocuklukları, dominant büyük anneleri Hetty ve güçlü yan karakterleriyle eğlenceli bir seridir bana göre. Serinin dördüncü kitabı uzun bir bekleyişten sonra nihayet yayınlandı ama biraz saçma bir isimle. Ne bileyim Vahşi Bir Lordun Kollarında yerine Ölüm Meleği falan olsaydı ismi bence daha güzel olabilirdi. Neyse bu benim fikrim sonuçta.

The Reading Lady
Önce serinin genel konusu üzerinde küçük bir hatırlatma yapayım. Anne babaları ölmüş beş kardeşin bakımlarını üstlenen büyük anne Hetty, ilerleyen yaşlarına rağmen sürekli çapkınlık, macera, haylazlık peşinde olan ve evlenmeyen torunlarını dize getirmek için bir ültimatom veriyor. Bir sene içinde beşi de evlenmezse mirasından hiç biri tek bir kuruş (onların deyimiyle peni J)  alamayacaklar. Kardeşlerin hepsi birden şiddetle karşı çıksalarda Hetty’i sözünden döndüremiyorlar. Bu arada da teker teker aşkı bulup evlenmeye başlıyorlar. Bu arada yan hikayede de her bir kardeşin bu geçmişteki olay yüzünden yaşadıkları travmalar ve ailelerinin ölümünün ardındaki sırları araştırmaları ve adım adım gerçeğe yaklaşmaları anlatılıyor.
Serinin dördüncü kitabında yedi sene önce yarışırken en yakın arkadaşının ölümüne sebep olduğu için “Ölüm Meleği” lakabıyla anılan Gabriel Sharpe’ın hikayesini okuyoruz. Onu en son bıraktığımızda ölen arkadaşının kardeşi Virginia, herkesin gözü önünde ona yarışmak için meydan okumuştu. Hikayemiz bu meydan okumadan bir ay sonra başlıyor.

The Reading Lady
Üç büyük kardeşi dışında geride evlenmemiş sadece kız kardeşi Celia ve kendisi kaldığı için evlenmeye karar veren Gabe kendine eş olarak Virginia’yı seçiyor. Bunun bir çok mantıklı sebebi var kendine göre.  Ama şöyle bir sorun var ki Virginia abisi Roger’ın ölümü için Gabe’i suçluyor ve ondan nefret ediyor.  Bu nefreti aşka dönüştürmek haliyle biraz sancılı oluyor.

Olaylar bundan sonra kimi yerde çok eğlenceli, kimi yerde duygusal olarak devam ediyor...

The Reading Lady
Kitaptaki karakterlerimizi çok sevdim. Özellikle Virginia’nın herkesin onu sakin bir lady gibi görmek istemesine rağmen yaşama coşkusu, eğlenceli ve yürekli karakteri çok hoşuma gitti. Gabe’in ise sert ve vurdumduymaz Ölüm Meleği imajının altında yatan duygusallığı, korkularını ve incinmişliği çok etkileyiciydi.
Bu ailede en sevdiğim karakterlerden birisi de Büyük anne Hetty.  Bu kitapta onunla ilgili de güzel bir gelişme oluyor ama burada anlatmayayım ki kitabı okumamış olanlara sürpriz olsun J



Sabrina Jeffries’in ülkemizde yayınlanan her kitabını okumuş biri olarak söyleyebilirim ki yazarın tüm kitaplarında uslubu, dili çok akıcı ve eğlenceli. Yarattığı karakterleri güçlü, özgüvenli ve tuttuğunu koparan karakterler. Sharpe Kardeşlerin dışında henüz okumamış olanlar için özellikle Prens serisini de tavsiye edebilirim. O da çok eğlenceli keyifle okunan bir seridir.

Sevgilerimle

The Reading Lady

Yeni Video! Aliexpress Alışverişim ve Planner Yapmaca

Herkese Merhaba Arkadaşlar! Yeni bir video ile karşınızdayım :) Bu sefer kitap dışında bir video çekmek istedim ve yeni hobim plann...