29 Ara 2012

The Reading Lady
Kitabın kapağında güzel bir balo elbiseli bir kadın ve kitabın arkasında "Tarihi Aşk Romanı" yazıyorsa buradan ne anlarsınız? Valla ben en sevdiğim yazarlardan biri olan JM'in yine döktürdüğü bir tarihi romans okuyacağımı sanarak başladım kitaba.

Şok şok şok!
Kitabın giriş cümlelerinde malikaneyi ve etrafı anlatıyor yazar, ben de tabii 18.yy malikanesi hayal ediyorum. Konuklar arabalarıyla partiye geliyorlar diyor, ben faytonlarıyla baloya gelen lordlar ladyler düşlüyorum. Taa ki Range Rover Jeep kelimesini görene kadar. Nasıl yani??
The Reading Lady
Şok Şok Şok!!!

26 Ara 2012

THE READING LADY

Hani bazı kitaplar vardır. Kitap rafları arasında gezerken dönüp dönüp elinize alırsınız. Her seferinde arka kapak yazısını okursunuz, uzun uzun alsam mı acaba güzel midir diye düşünürsünüz. Nihayetinde tam almaya karar verdiğinizde gözünüze ilişen diğer bir kitabı alır çıkarsınız ve o kitap arkanızdan hüzünlü gözlerle bakakalır ya...
İşte Obsidiyen'de benim için böyle bir kitaptı.
Arka kapak yazısını kaç kere okuduğumu hatırlamıyorum bile.
Paranormal kitaplar benim ortaokuldan beri tutkunu olduğum bir tür. İlk göz ağrım bir nevi. Ama Twilight Saga'dan sonra yayınlanan onlarca kitabı okuduktan sonra itiraf edeyim biraz soğumuştum olaydan. Çünkü bu türün para getirdiğini anlayan ve neredeyse eli kalem tutup iki kelimeyi bir araya getiren herkes seri halinde bu tip romanlar yazmaya başladı. İçlerinde ölüp bayıldığım "Allaaaam n'olur dizisi çevrilsin!!!" diye yırtındıklarım bile oldu :) Örneğin Vampir Akademisi Serisi. Rose & Dimitri favori çiftimdi bir ara. Tabii dizisini kitaplarından daha çok sevdiğim The Vampire Diaries'i unutmamak lazım. Always Team Damon :)

20 Ara 2012


The Reading Lady
GG Evlilik Seremonisi
18.yy Las Vegas’ı...
Birçok kitapta adı geçen
Kaçak aşıkların yuvası
Gitmesekte görmesekte
Gretna Green kasabası.......

Konumuz romantik olduğu için böyle uydurduğum bir şiirle giriş yapmak istedim ama hiç romantik olmadı farkındayım J Balolar, düellolar, ünvanlar ne güzel başlamış gidiyorken uzun zamandır bilgilendirici yazı yazmadığımı farkettim. Bugün de konu olarak kitaplarda sık sık bahsi geçen Gretna Green’nin hikayesini anlatmaya karar verdim. Umarım beğenirsiniz.

The Reading Lady
Aslında her şey 1754 yılında Lord Chancellor Hardwicke tarafından İngiliz Parlamentosunda çıkarılan bir kanunla başladı. Bu kanuna göre yirmi bir yaşını doldurmamış kimsenin kilise dışında ve ailesinin izni olmadan İngiltere'de evlenmesi yasaklandı.
The Reading Lady
Lord Hardwicke
Peki bizim genç aşıklarımız bu durumda ne yaptı? Kanunun sırf İngiltere’yi kapsadığı anlaşılınca kanundaki bu boşluktan yararlanarak “Madem İngiltere’de evlenemiyoruz biz de İskoçya’da evleniriz!” dediler ve sınıra en yakın kasaba olan Gretna Green’ e kaçıp kaçıp evlenmeye başladılar.
The Reading Lady
1810 tarihli Gretna Green evlilik belgesi
Tabii bu gelişme karşısında ciddi İngiliz lordlarımız kendi varislerinin başına böyle birşey gelme ihtimali karşısında telaşa kapıldılar ve hemen kanunun İskoçya’da da geçerli olması için çalışmalara başladılar. Ama sanırım biraz da bu katı İngilizlerden sıkılmış olan İskoçlar bu talebi reddetti ve Gretna Green kaçak aşıkları evlendirmeye devam etti.
The Reading Lady
GG Evlilik Seremonisi
Burada evlilik koşulları İngiltere’den daha rahattı. Onaltı yaşını geçmiş çift iki şahit huzurunda kendini karı ve koca olarak ilan ettiğinde hooop evlenmiş sayılıyorlardı. Ne bir izin ne de başka bir belgeye gerek duyuluyordu.
The Reading Lady
Blacksmith's 
İşin ilginç yanı Gretna’daki evliliklerin odak noktası 1712 yılında kurulmuş Old Blacksmith’s Shop ve 1710 yılında kurulmuş Gretna Hall Blacksmith’s Shop isimli nalbur dükkanlarıydı. (Bu arada Blacksmith’i ben isim zannediyordum ama demirci-nalbur demekmiş). Nedense tüm çiftler kaçtıktan sonra bu dükkanlara geliyor ve evleniyordu.
The Reading LadyThe Reading Lady
Buranın sahibi olan nalburlarda fırsattan yararlanıp iş aletlerini bir kenara bıraktı ve “Blacksmith Rahibi” olarak kendilerini bu işlere adadılar. Onların yönettiği seremonilerde ilginçte bir gelenek başlamış oldu. Rahip, çifti evlendirdikten sonra bir çekiçle önündeki örse hızla vuruyor, yankılanan çınlama sesi legal bir nikahın kıyıldığını herkese duyurmuş oluyordu. Zamanla bu nalbur rahipler “Örs Rahipleri” olarak anılmaya başlandı ve onlarca yüzlerce evliliği kutsadı.
The Reading Lady
İlk kullanılan orjinal örs
The Reading Lady
The Reading Lady
1856 yılına geldiğimizde Gretna Green’de evlenmek biraz zorlaştı. İskoçlar burada evlenecek çiftlerin nikah öncesinde en az 21 gün burada ikamet etmeleri koşulunu getirdi. Bu değişikliğe”Cooling Off” denildi. Yani kesin karara varmadan önce fikir değişikliği yapmak isterlerse diye çiftlere süre tanımaktı maksat. Genç aşık çiftler burada ceplerindeki paraya göre ya kiracı olarak yerleşiyor, ya da bu süre içinde ahırlarda yatıp kalkıyorlardı. Eee evlilik zor iş iyi günde kötü günde olayı burada meydana çıkıyordur tahminimce. Ve yine bence bir çok çiftte bu dönemde kavga edip ayrılmış olabilir :)
The Reading Lady
Temsili evlilik seremonisi



Gretna Green’deki bu Örs Rahipleriyle yapılan evlilikler yüzyıldan fazla bir süre gayet güzel devam etti. Ancak 1940 yılına geldiğimizde İskoç hükümeti baskılara daha fazla dayanamadı ve bu tarihten sonra bu tip evlilik kanun dışı sayıldı. Artık Gretna Green’de yapılan evliliklerde diğer yerlerdeki gibi resmi makamlarca onaylanmış olmalıydı. Ama bu bile günümüzde Gretna Green’in önemli evlilik merkezlerinden biri olmasını engelleyemedi. Halen daha senede beş binden fazla evlilik bu küçük romantik İskoç kasabasında gerçekleşmekte ve sembolik olarak Örs çalmaya devam edilmekte. Ve yaygın inanca göre burada çalan örsle evlenenler sonsuza kadar mutlu mesut yaşamakta...

Sizce de çok romantik değil mi?

Sevgilerimle

The Reading Lady
The Reading Lady
GG Günümüz
The Reading Lady
GG Günümüz















19 Ara 2012

The Reading Lady

Hayatımda okuduğum en sinir bozucu kitaptı desem yalan söylememiş olurum sanırım. Daha önce Philippa Gregory kitapları hiç okumadığım için bu kitabı D&R 'da indirimde görünce hemen almıştım. Yazarın kitapçılarda gördüğüm sıra sıra kitapları içinde seçe seçe bunu seçmiş olmam da benim başarım sanırım :) Bu kitaptan sonra da kolay kolay bu yazarı okumam gibi geliyor açıkçası. Okumaktan keyif aldığım onca yazar varken bir daha bu sinir bozukluğunu çekmek istemem.
DİKKAT! YAZININ BUNDAN SONRASI AĞIR SPOILER İÇERİR!

Kitabın konusuna gelirsek tahmin edeceğiniz üzere Beatrice isimli bir kadın ve başından geçenler anlatılıyor. Beatrice'in küçük bir kız olduğu dönemlerde babasının sahibi olduğu Wideacre arazisine tutkuyla bağlanması ve bu uğurda akla hayale gelmeyecek planlar ve kötülükler yapması yaklaşık 800 sayfa boyunca anlatılıyor. 

O dönemlerde kadınların hiçbir şekilde hukuki miras hakkı olmadığı için babasının ölümünden sonra arazinin abisi Harry'nin eline geçeceğini ve kendisinin de evlendirilip tutkuyla bağlı olduğu Wideacre'den gönderileceğini düşünen Beatrice başlıyor psikopat planlarına. İlk önce aşığı Ralph'la bir olup onun babasını öldürmesini sağlıyor. Daha sonra pişman olup "Vay Ralph benim babamı nasıl öldürür" diye sinirleniyor ve onu öldürmek için tuzak kuruyor. Kurduğu tuzakta Ralph ölmüyor ama sakatlanıp bacaklarını kaybediyor ve ortadan yok oluyor. Bu arada abisi Harry bazı gariplikleri yüzünden yatılı okuldan uzaklaştırılıp eve dönüyor. Abisinde de sado-mazo bazı eğilimler var. Bunu fark eden Beatrice onu evden gönderemesin diye abisiyle ensest bir ilişkiye başlıyor. Abisinin evlendiği kız Celia hiç bir şeyden şüphelenmiyor nedense .Üçü birlikte balayına falan çıkıyorlar. Bu arada Beatrice Harry'den hamile kalıyor yine şeytani bir planla bunu kimse öğrenmeden Celia'nın bebeği diye yutturuyorlar. Yazarken bile midem bulanıyor yemin ederim...

Neyse aradan bir sene geçiyor yakışıklı Doktor John, Beatrice'e aşık oluyor. Bu arada yine abisinden hamile kaldığını anlayan Beatrice doktorun teklifini kabul ediyor ve Wideacre'de yaşama şartıyla evleniyorlar. Çocuk doğduğunda John çocuğun ondan olmadığını anlıyor ve kendini içkiye vuruyor. Bu arada anneleri bir gün Harry ile Beatrice'i basıyor ve kadın şoka giriyor. John'un verdiği ilacı fazla dozlarda vererek annesinin de ölmesini sağlayan Beatrice, John'u iyice alkolik olmasını sağlıyor ve hastaneye yatırıp servetinin vekaletini alıyor. Abisini de kandırıp tüm paralarını, John'un tüm servetini harcayıp arazinin haklarını iki çocuğu üzerine geçiren Beatrice, bu arada aldığı acımasız kararlarla tüm köylülerin aç kalmasına, ölmesine, intihar etmesine sebep oluyor. Tüm bu süreçler olurken acımasız toprak ağalarına karşı ayaklanan bir çetenin lideri olan Ralph'in  kendisini sakat bıraktığı için intikam alacağını düşünen Beatrice sürekli korku içinde yaşıyor. 

Kitabın sonunda Ralph geliyor Beatrice'i öldürüp konağı yakıyor, Harry, John, Celia kaçarak kurtuluyorlar. Tabii bütün bu kötülükleri okurken gereksiz dünya kadar da tarım bilgisi okuyoruz. Yok buğday nasıl dikilir, nasıl toplanır bla bla. Balkondaki saksıda tarım yapabilecek seviyeye geldim neredeyse bu kadar bilgiden sonra :)

Beatrice Kötü Tohum bir üçlemenin ilk kitabı. Diğerleri ülkemizde yayınlanmamış ama yabancı kaynaklarda diğer iki kitabın özetlerini okuduğumda onlarında bu kitaptan hiçbir farkının olmadığını aynı iğrençlikte geçtiğini gördüm. Yine ensest ilişkiler, tecavüz, cinayet vs.

Kitabı sürekli elimden bırakmak istedim ama sadece şu Wideacre Cadısı Beatrice ve gerizekalı Harry ölsün gebersin ben de dünya gözüyle bir göreyim diye inat edip sonuna kadar okudum. ama dediğim gibi insanın psikolojisini bozan, midesini bulandıran bir romandı ve çok uzun bir süre daha Philippa Gregory okuyabileceğimi sanmıyorum.

Sevgilerimle

The Reading Lady


4 Ara 2012



The Reading Lady
Sharpe Kardeşleri oldum olası sevmişimdir. Sorunlu çocuklukları, dominant büyük anneleri Hetty ve güçlü yan karakterleriyle eğlenceli bir seridir bana göre. Serinin dördüncü kitabı uzun bir bekleyişten sonra nihayet yayınlandı ama biraz saçma bir isimle. Ne bileyim Vahşi Bir Lordun Kollarında yerine Ölüm Meleği falan olsaydı ismi bence daha güzel olabilirdi. Neyse bu benim fikrim sonuçta.

The Reading Lady
Önce serinin genel konusu üzerinde küçük bir hatırlatma yapayım. Anne babaları ölmüş beş kardeşin bakımlarını üstlenen büyük anne Hetty, ilerleyen yaşlarına rağmen sürekli çapkınlık, macera, haylazlık peşinde olan ve evlenmeyen torunlarını dize getirmek için bir ültimatom veriyor. Bir sene içinde beşi de evlenmezse mirasından hiç biri tek bir kuruş (onların deyimiyle peni J)  alamayacaklar. Kardeşlerin hepsi birden şiddetle karşı çıksalarda Hetty’i sözünden döndüremiyorlar. Bu arada da teker teker aşkı bulup evlenmeye başlıyorlar. Bu arada yan hikayede de her bir kardeşin bu geçmişteki olay yüzünden yaşadıkları travmalar ve ailelerinin ölümünün ardındaki sırları araştırmaları ve adım adım gerçeğe yaklaşmaları anlatılıyor.
Serinin dördüncü kitabında yedi sene önce yarışırken en yakın arkadaşının ölümüne sebep olduğu için “Ölüm Meleği” lakabıyla anılan Gabriel Sharpe’ın hikayesini okuyoruz. Onu en son bıraktığımızda ölen arkadaşının kardeşi Virginia, herkesin gözü önünde ona yarışmak için meydan okumuştu. Hikayemiz bu meydan okumadan bir ay sonra başlıyor.

The Reading Lady
Üç büyük kardeşi dışında geride evlenmemiş sadece kız kardeşi Celia ve kendisi kaldığı için evlenmeye karar veren Gabe kendine eş olarak Virginia’yı seçiyor. Bunun bir çok mantıklı sebebi var kendine göre.  Ama şöyle bir sorun var ki Virginia abisi Roger’ın ölümü için Gabe’i suçluyor ve ondan nefret ediyor.  Bu nefreti aşka dönüştürmek haliyle biraz sancılı oluyor.

Olaylar bundan sonra kimi yerde çok eğlenceli, kimi yerde duygusal olarak devam ediyor...

The Reading Lady
Kitaptaki karakterlerimizi çok sevdim. Özellikle Virginia’nın herkesin onu sakin bir lady gibi görmek istemesine rağmen yaşama coşkusu, eğlenceli ve yürekli karakteri çok hoşuma gitti. Gabe’in ise sert ve vurdumduymaz Ölüm Meleği imajının altında yatan duygusallığı, korkularını ve incinmişliği çok etkileyiciydi.
Bu ailede en sevdiğim karakterlerden birisi de Büyük anne Hetty.  Bu kitapta onunla ilgili de güzel bir gelişme oluyor ama burada anlatmayayım ki kitabı okumamış olanlara sürpriz olsun J



Sabrina Jeffries’in ülkemizde yayınlanan her kitabını okumuş biri olarak söyleyebilirim ki yazarın tüm kitaplarında uslubu, dili çok akıcı ve eğlenceli. Yarattığı karakterleri güçlü, özgüvenli ve tuttuğunu koparan karakterler. Sharpe Kardeşlerin dışında henüz okumamış olanlar için özellikle Prens serisini de tavsiye edebilirim. O da çok eğlenceli keyifle okunan bir seridir.

Sevgilerimle

The Reading Lady

3 Ara 2012

The Reading Lady

Yaaaaa kitabın daha 212. Sayfasındayım (592 sayfa toplamda) ama delirmek üzereyim sinirimden!!! Dayanamadım patlamadan yazmak istedim. Hakkında hep olumlu yazılar okuduğum için aldım ama iki gündür beni sinirden delirten bir kitap oldu. Neden mi? Müsadenizle tane tane açıklayayım:
The Reading Lady
  •   Kitap çok güzel başladı. 1066 yılında İngiliz tahtı varissiz kaldığı için taht savaşlarının çıktığı bir dönemde Normanlar (Fransızlar) İngiltereyi işgal ediyor. Kan,revan, vahşet sahneleri derken olayın geçtiği kontluk işgal ediliyor. Kızımızın babası olan Lord ve himayesindeki köylüler vahşice öldürülüyor, kadınlara tecavüz ediliyor, evler yakılıyor, çocuklar öldürülüyor vs vs savaş vahşeti anlatılıyor. Tamam gözümüzün önünde canlandı bu sahneler ve etkilendik tabii insan olarak. Şatoda hizmetçiler ,lordun kızı ve karısı haricinde kimse kalmıyor ve Normanlar hizmetçilere tecavüz ediyorlar, kızın yaşlı annesini deli gibi dövüyorlar. Aislinn (lordun kızı), işgalci komutan tarafından bağlanıp yine vahşice tecavüz ediliyor. Buraya kadar sürekli gerim gerim geriliyoruz. Ama olabilir sonuçta savaş sahneleri okuyoruz ve gerilmemiz normal. Ama benim delirmem buralarda ufak ufak başlıyor.  Kız adama sinirle bakarken “yakışıklı yüzünden bilmemne ifadesi geçti” gibi adama karşı saçma sapan bir düşünce geçiyor. Nasıl yani? Bu adam babanı öldürdü kızım farkında mısın?

The Reading Lady
  • Babası öldürülüyor, annesi aklını yitiriyor sürekli aşağılanma, hakaretler,dayak kadının çektiği kalmıyor ama Aislinn’de bir havalar bir annesini küçük görmeler başlıyor. Annesinin yanında olup destek olmaya çalışacağına delirdi yazıkkk gibi ifadeler, düşmanmışcasına hareketler...Sinirlerim zıplamaya başlıyor.
  • Ölülerini gömecekler. Babasının ardından zaten bir damla gözyaşı dökmüş. Hadi gururlu kız falan diyorum. Sonra neymiş efendim iç etekliği yırtılmış diye hüngür sümük ağlıyor. Dahası atı ölüyor neredeyse üzüntüsünden kahrolacak. Kızım baban ölmüş, anan delirmiş, sen üstüste tecavüze uğruyorsun kurtulmaya çalışacağına, intikam düşüneceğine  neymiş elbisesi kalmamış diye üzülyormuş. Derdine bak!
  • Kitabın erkek kahramanı Vulfgar geliyor, bu kız benim deyip diğer adamın elinden alıyor onu. Yine bir hayvan gibi davranmalar kıza, yine tacizler ama bizim kızımız salak ya adamdan etkileniyor. Stockholm Sendromu’nun tavan yapmış halleri!
  • Etraf Norman savaşçılarla dolu, sürekli tecavüz tehlikesi var bizim kız gidiyor çırılçıplak soyunup göle giriyor. Kendin kaşınıyorsun Aislinn daha ne diyeyim ben sana? Git evinde yıkan ölür müsün?
  • Wulfgar ilk başlarda kıza sadece sözlü tacizde bulunuyor. Efendi bir arkadaş diğerlerine göre. Ama kız onu bir kışkırtıyor, bir kışkırtıyor deli ediyor insanı. Adam diyor ki sana dokunmayacağım git yerde yat, salak kız elbisesini çıkarıyor, yarı çıplak adamın önünde dolanıyor, savura savura saçlarını falan tarıyor... Ya elbisenle uyusan ne olur uyumasan ne olur? Buruşacak diye mi korkuyorsun anlamadım ki?

The Reading Lady
  •  Kitap ilerledikçe annesine olan davranışları bir soğuk bir ukala hasta ediyor insanı. Annem demiyor zaten sürekli adıyla hitab ediyor Maida diye. “İyice aklını yitirmişti, köpekler gibi yemek artıklarının peşinde koşuyor” gibi sürekli kadını bir aşağılama halleri. Kadın evin hanımıyken hizmetçi olmuş, herşeyini ve aklını kaybetmiş en ufak bir sıcaklık yakınlık yok kızından. Hayır yüreği bile sızlamıyor o kadar söyleyeyim!
  • Bir de kitapta Wulfgar’la Aislinn arasında o kadar manasız ,gereksiz ikili diyaloglar dönüyor ki bazen konudan kopup ne demek istiyorlar acaba diye düşünüyorum. O kadar saçmalıyorlar ki...Zaten çeviri ve editoryal çok çok kötü yapılmış. Bir de üstüne bu saçmalıklar eklenince sinirimden kitabı ısırmamak için kendimi çok zor tutuyorum anlayacağınız.

Neyse yazdım da biraz sinirimi üstümden attım rahatladım. Belki kitap ilerleyince güzelleşir ve bende dediklerimi geri almak zorunda kalırım. Şimdilik benden bu kadar...

Sevgilerimle J

The Reading Lady

28 Kas 2012

Grinin Elli Tonu herhalde tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de kitap okuyan hemen her kadının okuduğu son zamanların bomba kitabı. Heryerde kitapla ilgili yazılar görüyorum. Kimi gerçekten nefret ediyor, kimi kararsız kalmış, kimileri de benim gibi gerçekten sevmiş. Aslında edebi değeri yokmuş, konusu çok basitmiş vs vs gibi şeyleri göz önüne almadan tarafsızca okuduysak , kitaba bayılmamak için bir sebep yok bence.

The Reading Lady
Bir kaç sene önce Twilight /Alacakaranlık serisi de benzer bir “Ahhhh Edward!” durumu yaratmıştı bünyelerde. Gerçi o kitaplarda vampir/kurtadam olayları olduğu için Grinin Elli Tonu’nu okuyan bir çok kişi bu seriyi okumamıştı ama bugün biliyoruz ki bu kitapta aslında Twilight’ın yetişkin versiyonu olarak yazılmış.

The Reading Lady
Ama işte bugün karşımızda kapı gibi bir Christian Grey gerçeği duruyor. İlk kitabı okuduktan sonra dayanamamış diğer kitapları da internetten bulup okumuştum. Ve şöyle söyleyebilirim toplamda 1500 küsur sayfanın üzerindeki üçlemeyi yaklaşık 5-6 günde bitirmiştim. Tahmin edebileceğiniz üzere nereye baksam Anastasia ve Christian ‘ı görmeye başlamıştım. Neyse ki bende çok fazla bir psikolojik hasar bırakmadı J


The Reading Lady
Halen Paris’te yaşamakta olan dostum Ayça ile hemen her gün yaptığımız skpe görüşmelerinde Yok efendim filmi çekilirse kim oynasın, yok efendim biz olsak ne yapardık, ama da Christian şöyle harika, Anastasia’da böyle şapşal gibi kitapla ilgili edebi (!) içerikli konuşmalar yaptığımız sırada aklıma geldi böyle bir yazı yazmak.
The Reading Lady
Ayça & Ben :)
Henüz üçüncü kitap Özgürlüğün Elli Tonu yayınlanmadığı için burada üçüncü kitaptan bahsedip kimsenin hevesini kaçırmayacağım. Ama ilk iki kitabı okuduğunuzu varsayıyorum o yüzden okumamış ve okumayı düşünenler buradan sonra yazımı okumayı bıraksınlar bak sonra uyarmadı demeyin :)
The Reading Lady

Christian Grey....
Hayallerimizin erkeği olmuş durumda...
Eh sonuçta EL James kesinlikle über süpersonik muhteşem erkeği yaratmış ve bize sunmuş. 
Tamam sapıklığa varan fantazileri olabilir ama öyle bir karakter yaratmış ki bizlere bugün iddia ediyorum hiç bir kadın bunlara hayır diyemez J

The Reading Lady
Ha şöyle de bir gerçek yok değil: Bakkal Ahmet Efendi, işyerinden Murat ya da sınıftan Hakan bize böyle şeyler söylese ya da yapmaya kalksa avazımız çıktığı kadar “PİS SAPIIIIK” diye bağırıp polise gitmez miyiz? Gideriz o ayrı ama Mr.Grey yapınca “Aghhh çok seksi !” diye konuşuruz böyle J

The Reading Lady
Şimdi esas konumuza yani Christian Grey’i Christian Grey yapan unsurlara gelelim:
  • Bir kere adam über yakışıklı. Öyle ki her gören kadının dibi düşüyor. Garsonundan,hostesinden tutun da Anastasia’nın annesi bile kızarıp kalıyor, etkileniyor adamdan. Kitabın her anında karşımızdaki adamın yakışıklılığının farkındayız kısacası. Şöyle güçlü, şöyle boylu poslu, yok yüz hatları, yok saçları, yok gözleri derken cümleten aşık oluyoruz arkadaşa.
The Reading Lady

  • Çok zengin. Öyle böyle değil çok çok zengin. Yatı, katı,uçağı, helikopteri,birsürü evleri herşeyi var adamın. “Ya ben paradan etkilenmem” diyene çok inanmam açıkçası. Dünyanın ennnn yakışıklı adamı gelecek karşınıza ama evsiz bir dilenci olacak. Kimse bakmaz adım gibi  biliyorum. Ama aynı adam gelecek bir de üstüne multimilyarder olacak, en azından bekar tüm kadınlar, onu elde etmeye çalışacaktır bundan eminim. Burada da “money talks” denilen eski bir deyişin doğruluğu ortaya çıkıyor. Misal başka bir şehire gidiyorsun ve adam hooop atlayıp uçağına peşinden geliyor. Yani hadi canım bizbizeyiz şurada tabii ki etkileniriz biz de J
The Reading Lady

  • Çok sahiplenici. Aşırı aşırı aşırı sahiplenici. Kitabı okurken bazı yerlerde “Bana yapılsa çok sinirlenirdim.” diye düşündüğüm durumlarda bile içimde gizli kalmış küçücük bir yerde kendime itiraf edip “Olsun yine de hoşuma giderdi” diye düşündüm. Evet bazen çok bunaltıcı olabilir ama arkadaşlar karşımızdaki adam Mr. Grey. Hem yakışıklı, hem zengin bir de bizi sahipleniyor...Yeme de yanında yat durumu J Açık konuşmak gerekirse (belki de bir itiraf olarak yapabilirim bunu) ne kadar dışarıdan güçlü, kendine yeten, ayakları üstünde durup kimseye muhtaç olmayan bir kadın izlenimi yaratsam da bir erkeğin beni bu denli sahiplenip koruması çok hoşuma gider. Belki kızlardaki baba figürüne olan sevgiden kaynaklanıyor olabilir. Olayın psikolojik detaylarını bilemiyorum ama bu bende böyle.
The Reading Lady


  • Adam sorunlu. Eeee bizler de sorunlu erkeklere bayılmıyor muyuz? Bayılıyoruz. Sorunlarını çözelim, kendimize sonsuza dek aşık edelim durumu bir çok kadında mevcut. Beğendiğim bir çok erkek tipini düşündüğümde “Aslında sorunlu ben miyim acaba ya?” diye de düşünmüyor değilim açıkçası. Nerede bir Bad Boy durumu var, tüm kızlar hasta. Burada bir parantez açıp örnek vermek istiyorum. Okuduğumuz tüm historical romance ları düşünün. Tüm herolarımız sorunlu tipler değil miydi? Judith McNaught kahramanları örneğin. Sonsuza Kadar’ın Jason’u çok mu normaldi? Ya da Clayton, İan, Royce? Hepsine de bayıldık ve hepsi de kendi çaplarında arızalı, problemli tiplerdi. Ama bizim güzel ladylerimiz onların tüm sorunlarını çözüp kendilerine aşık ettiler ve sonsuza kadar mutlu yaşadılar. Buradan çıkan sonuç şudur ki Türkmüş, İngilizmiş, Japonmuş hiç fark etmiyor tüm kadınlar arızalı tipleri seviyor!

The Reading Lady

  • Sevdiği kadını çok düşünüyor. Çekebileceği sıkıntıları önceden görüp hallediyor. Bir nevi hayatını kolaylaştırmak için elinden gelen herşeyi yapıyor. Ehh böylesi de tadından yenmez bence J

The Reading Lady

Sonuç olarak sanırım bizler böyle destansı aşk hikayelerine bayılıyoruz. Küçükken okuduğumuz masallardaki beyaz atlı prenslerin yerini zamane kahramanları alıyor. Christian Grey’de tüm arızalarına rağmen hayalerimizin erkeği, psikopat beyaz atlı prensimiz oluyor nihayetinde!

Bu arada benim hayallerimdeki Christian için başrolde Ian Somerhalder yer alıyor. Tabii film seçmelerinde adı geçen başka bir yakışıklı da Matt Bomer. Ama kendisi gay olduğu için birçok kişi Matt Bomer'ın oynamasına sıcak bakmıyor. Aşağıda müstakbel Christian Grey adaylarının birkaç nadide pozunu paylaşıyorum ki gözümüz gönlümüz açılsın bayanlar

PS: Sizlerin de düşüncelerini çok merak ediyorum paylaşırsanız çok sevinirim...


Sevgilerimle...


The Reading Lady
The Reading Lady
ian somerhalder
The Reading Lady
The Reading Lady
The Reading Lady



The Reading Lady
Matt Bomer
The Reading LadyThe Reading Lady

26 Kas 2012


The Reading Lady
Geçtiğimiz haftasonu Amanda Quick ‘in Metres’ini bitirdim. Tarihi romans kategorisinde ele alabileceğimiz romanın konusu ve karakterleri genelde okumaya alışık olduğum karakterlerden biraz daha farklıydı. Aslında Amanda Quick’in geçen ay okuduğum Ayışığında Aşk kitabı da benzer şekilde gelenekselin dışında karakterlere sahipti. (Bir hırsız ve bir öğretmenin aşkını anlatıyordu) Yazarın sadece üç kitabını okuduğumdan genel yazımıyla ilgili bir yorum yapamam ama okuduğum kadarıyla beğendiğimi söyleyebilirim. (Diğer kitabı da Kiralık Nişanlı. Sanırım ülkemizde sadece bu üçü basıldı. Yine de yanlış biliyor olabilirim emin değilim.)
The Reading Lady


Metres, Iphiginia Bright adında kadın karakterimizin halasının şantaj mektubu almasıyla başlıyor. Karakterin isminin hem telaffuzu hem de yazılımı zor olduğundan ben burada kendisine kısaca Iph diyeceğim. (Şansıma mıdır nedir son okuduğum kitaplarda hep böyle garip garip isimler çıkıyor karşıma sinir oluyorum) Iph ilginç bir yaşam hikayesine sahip. Yukarıda da bahsettiğim gibi diğer kitaplardan farklı olan kısım da aslında bana göre bu. Kızımız sanatçı bir anne babanın büyük kızı olarak küçük bir köyde doğmuş ve anne babası ölünce kızkardeşine bakmak durumunda kalmış. Bunun için anne babasından kalan resimleri satıp borç alarak bir kızlar okulu açmış ve öğretmenlik-müdirelik yapmış. Daha sonra okulu satıp Londra’ya gelmiş ve bir arsa alıp mimarlığını da kendi yapıp bir site kurmuş. (Zamanının Ali Ağaoğlu maşallah J) Sitedeki evlerden çok büyük paralar kazanıp zengin olmuş ve yeni siteler yapmaya devam etmiş.
The Reading Lady

 Sanırım tarihi romans okuyucuları buradaki ilginçliğin ne olduğunu hemen anlamışlardır. Öncelikle o dönemlerde kadınların öğretmenlik, şaperonluk ve benzeri işler dışında çalışmadığını hele hele mütehatlik mimarlık falan yapmadığını biliyoruz.  Ama olsun bizim kızımız yapıyor. Hem de evde böyle merdiven resmi falan çiziyor, pencere kapı çiziyor hooop hemen evin taslağı ortaya çıkıyor ve yapılıyor J Tamam konumuz bu değil ama ayaklarının üzerinde duran bağımsız kadın fikri o dönem için biraz hayal ürünü olsa da içimdeki feminist ladynin bundan çok hoşlandığını söyleyebilirim.
Erkek kahramanımız Masters Kontu Marcus yakışıklı, güçlü ve biraz da egzantirik biri. O da boş zamanlarında teleskopla yıldızları seyrediyor ve kıyafet giydirip yüz göz çizdiği robot uşaklar falan yapıyor J
The Reading Lady

Dediğim gibi hikayemiz Iph’in halasına bir şantaj mektubu gelmesiyle başlıyor. Masters Kontu’nu öldürdüğünü ve dediğini yapmazlarsa onlarında başına kötü şeyler geleceğini ima eden notun üzerine Iph, sosyeteye kendini Masters Kontu’ nun metresi olarak tanıtıp giriş yapıyor ve şantajcıyı araştırmaya başlıyor. O sıralarda şehir dışında inzivaya çekilmiş olan kontta bu gizemli metresinin haberlerini aldığında onu merak edip şehre dönüyor ve olaylar başlıyor.

Kitap bazı yerlerinde saçma olsa da bazı diyaloglar o kadar komik yazılmış ki kahkaha atmamak elde değil. Kısacası ben beğendim ve okumamış olanlara da tavsiye ederim.
Bu arada kitabın fiyatını D&R ‘da 22 TL’den 9,90 TL ye düşürmüşlerdi. Hala o fiyatta ise bence kaçırmayın.

Sevgilerimle
Bol romanslı günler...
The Reading Lady

Blog içi arama