Ana içeriğe atla

DÜELLO – Onur mu? Ölüm mü?




The Reading Lady
Uzun zamandır müsait olamadığımdan blogumu ihmal etmiştim. Ama bu süre zarfında uzun zamandır okumak istediğim ama bir türlü fırsat bulamadığım Judith McNaugt kitaplarını okudum. Gerçekten bu türü seven biri olarak JM okumamış olmam benim için çok büyük bir kayıpmış onu anladım. Tabii ki hemen tüm karakterlere aşık oldum. Rüya takım olmuşlar resmen  Jason, Jordan, İan, Stephen, Royce, Clayton...

Bu arada Facebook'ta Judith McNaught’un Türkçe bir fan sayfası var ve süper şeyler yayınlıyorlar. 3500 kadar üyesi var ve Judith herolarına JM Boys diyorlar ki bu da benim çok hoşuma gitti. Açıkçası bu kadar çok kişinin tarihi romans okuduğunu ve sevdiğini bilmiyordum. Neyse yalnız olmamak çok güzel :)

Yazmak istediğim konular hakkında bir liste yaptım ve müsait oldukça bunları araştırıp burada paylaşacağım. Bugünkü dersimiz Düello nedir ve nasıl yapılır?


 Hemen hemen tüm tarihi romanslarda erkek kahramanımız bir şekilde ya gençlik yıllarında düello yapmıştır ya da kızımıza laf söyleyen ya da kötülük yapan biriyle onun onurunu korumak için düelloya girer. Sert bakışları ve tüm yakışıklılığıyla kötü adama  “Şahitlerini seç, şafak vakti buluşalım!” gibi sözlerle rakibini davet eder.
Öncelikle Düello, iki kişi arasında bir onur sorununu çözmek için belirli kurallara göre öldürücü silahlarla yapılan dövüştür.
Ortaya çıkış zamanları İlk Çağ' a kadar dayansa da bizim bildiğimiz anlamıyla düello Orta Çağ’da Avrupa’da şekillendi. Önceleri bir yargı biçimiydi. Şöyle ki suçlayan ve suçlanan arasındaki sorunu yargıçlar kanıt bulamadığı için çözemiyorsa iki tarafın düello yapmasına karar verilirdi çünkü Tanrı önünde haklı bir kişinin asla yenilmeyeceğine inanılırdı ve açık bir biçimde hakemler ve halkın önünde gerçekleşirdi. Düelloyu kaybeden ölmemişse, bu yolla suçu kanıtlanmış sayıldığı için cezalandırılırdı. Düellonun bu biçimi Fransa'da 1547'de yasaklanırken, İngiltere'de 1819' a kadar sürdü. Ama gizli olarak uzun seneler devam ettiği bilinmekte.

Düello bundan sonra soylular arasında onur sorunlarını çözmek için başvurulan bir yöntem oldu. Onurunun zedelendiğine inanan kişi, kendisine hakaret eden kişiyle düello teklif ederek onurunu kurtaracağına inanırdı.

Fransız Düello Tabancası






Onurunun zedelendiğini düşünen kişi, yanına iki tanık alarak rakibini düelloya çağırırdı. Rakibi de iki tanık bulur, bu tanıklar uyulacak kuralları belirlerdi. Silah seçimini düelloyu isteyen kişi yapardı. Bu silahları getirir ve önce rakibinin seçmesini beklerdi ve kalan diğer silahı da kendisi alırdı. 
düello silahları


düello silahları


Genelde kılıç ya da tabanca kullanılırdı. Tanıklar düellonun yapılacağı alanın enini boyunu ölçer ve silahları denetlerdi. Düellocular kılıçla dövüşüyorlarsa, bunun belirlenmiş alan içinde gerçekleşmesi gerekirdi. Düello için silah saptanmışsa, düelloya tutuşan kişiler tanıkların saptamış olduğu uzaklıktaki işaretli yerlerden aynı anda ateş ederlerdi. Bu zamanı şahitlerden birinin bir mendili yere atması gibi bir işaretle belirlerlerdi. Eğer çok ağır bir suçlama söz konusu değilse, karşılıklı birer el ateşle ya da hafif bir yaralanmayla düello sona ererdi. Ağır bir suçlamada ise, düello ölümle ya da ağır yaralanmayla sonuçlanacak biçimde gerçekleşirdi. Tanıkların da birbirleriyle dövüştüğü dönemler de olmuştur.
19.yy
1869 yılında bir düelloda kullanılmış Fransız kılıcı
19.yy Fransız Duello Kılıcı
19.yy İtalyan Duello Kılıcı

17. ve 18. Yüzyıllarda düellolarda kılıç kullanılırken, 18.yy sonundan itibaren silah kullanılmaya başlanmıştır. Burada amaç düşmanını öldürmek değil “onur”dur. Bu yüzden çoğunlukla rakipte ilk kan aktığında düello sonuçlanır ve şahitler “Adil şartlarda bir düello oldu.” sözünü söyleyip kazananı ilan ederlerdi. Silahla yapılan düellolarda her iki tarafta bir kere ateş etme hakkına sahipti ve bunun sonucunda hiç bir yaralanma olmasa bile düello davetini yapan taraf tatmin olduğunu söylerse düello bitirilirdi. Tabii ölümüne düellolarda çok rastlanan bir durumdu.
19.yy Fransa'da bir düelloyu gösteren antika postcard
Ölümüne düelloların en ünlülerinden biri de
“evime çekinmeden, serbestçe 
evimin kadını olarak gir...”   
dizelerinin sahibi ünlü Rus yazar Alexander Puşkin’dir. Kendisi 38 yaşında iken karısının onurunu korumak için yaptığı bir düelloda öldürülmüştür.
Puşkin ve d'Anthes Düellosu (19.yy)
Düello yapmanın Code Duello adında 1777’de İrlanda’da yazılmış yirmi beş maddelik bir kurallar listesi bile vardır.
16.yy İskoç Claymore Kılıcı
İlginç ve gereksiz detay : JM kitaplarındaki meşhur Claymore erkeklerinin adı aslında bir kılıç adıymış aynı zamanda. Düellolarda da kullanılan bu kılıç İskoç kılıcı olarak ta biliniyormuş ve Braveheart filminde Mel Gibson’un kullandığı kılıç ta bir Claymore kılıcıymış. Öğrendiğim iyi oldu :)

19.yy İskoç Claymore Kılıcı



The Reading Lady


Yorumlar

peçorin dedi ki…
lermantov'da puşkin'in ölümü için yazdığı şiirle ünlenir , kendisi de kralcı bir fransız subayı ile yaptığı düello sonucu 4 yıl sonra ölür. Puşkin kadar eseri olmasa da ''Zamanımızın bir kahramanı'' kitabı müthiştir.
The Reading Lady dedi ki…
Süpersin! Ben de bunu bilmiyordum öğrenmiş oldum :) Çok teşekkürler...
Adsız dedi ki…
onur hanım bu güzel bilgiler için sana teşekkür ederim ve devamını sabırsızlıkla bekliyorum

Bu blogdaki popüler yayınlar

Roman Gibi Bir Hayat: Jane Austen

Hani sıklıkla duyarız zaman zaman bizler de söyleriz ya “Hayatımı yazsam roman olur!” diye, işte bunu iki yüzyıl önce bir lady, çağının tüm engellerine ve baskılarına rağmen başarmış. Kimden mi söz ediyorum? İngiliz edebiyatının gelmiş geçmiş en iyi romancılarından kabul edilen ve kendi hüzünlü hayat hikayesine inat, her romanını mutlu sonla bitirerek yazan Jane Austen’dan tabii ki.  42 sene sürmüş kısacık hayatında yaşadığı dönemin tüm baskılarına ve engellemelerine karşı dimdik durmuş ve belki de gerçek hayatında sadece bir kez bulup kaybettiği aşkına inat, mizah yönü kuvvetli ve kendine yeten güçlü bayan karakterler yazdığı romanlarıyla bir efsane haline gelmiştir. Ben kendisiyle ortaokul yıllarımda Aşk ve Gurur romanıyla tanıştım. Daha sonra Aşk ve Gurur benim defalarca okuduğum, neredeyse diyaloglarını ezbere bildiğim bir kitap haline geldi. Yayınlanmasının üzerinden iki yüzyıldan fazla süre geçen bir roman, dünyada milyonlarca kişiyi etkileyebiliyor ve kendine hayran bırakabili…

Christian Grey'e Neden Asık Olduk?

Grinin Elli Tonu herhalde tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de kitap okuyan hemen her kadının okuduğu son zamanların bomba kitabı. Heryerde kitapla ilgili yazılar görüyorum. Kimi gerçekten nefret ediyor, kimi kararsız kalmış, kimileri de benim gibi gerçekten sevmiş. Aslında edebi değeri yokmuş, konusu çok basitmiş vs vs gibi şeyleri göz önüne almadan tarafsızca okuduysak , kitaba bayılmamak için bir sebep yok bence.
Bir kaç sene önce Twilight /Alacakaranlık serisi de benzer bir “Ahhhh Edward!” durumu yaratmıştı bünyelerde. Gerçi o kitaplarda vampir/kurtadam olayları olduğu için Grinin Elli Tonu’nu okuyan bir çok kişi bu seriyi okumamıştı ama bugün biliyoruz ki bu kitapta aslında Twilight’ın yetişkin versiyonu olarak yazılmış.
Ama işte bugün karşımızda kapı gibi bir Christian Grey gerçeği duruyor. İlk kitabı okuduktan sonra dayanamamış diğer kitapları da internetten bulup okumuştum. Ve şöyle söyleyebilirim toplamda 1500 küsur sayfanın üzerindeki üçlemeyi yaklaşık 5-6 günde bitirmiştim…

Yetmisler, Seksenler ve Doksanlar Modası

Herkese merhabalar arkadaşlar, Blog turumuz kapsamında incelediğimiz Kristin Hannah'ın Ateşböceği serisi iki kız arkadaşın, Kate ve Tully'nin, 1970'lerde henüz on üç yaşında başlayan dostluklarının hikâyesini anlatıyor. Tabii bu duygusal hikâyeyi okurken de yazarın eşsiz kalemiyle o dönemlere adeta bir zaman yolculuğuna çıkıyoruz. Ben de bu yazımda kitabımızda geçen dönemler hakkında kısaca bilgi vermek istedim.
Bakalım karakterlerimiz o yıllarda nasıl giyiniyorlarmış?

"YÜREGIN KRALIÇESI" - JUDITH McNAUGHT

Blogumdaki ilk yazar incelememi en sevdiğim yazarlardan biri olan Judith McNaught ile yapmak istedim. Bu yazım ayrıca Blogum Dergisi Şubat 2013 sayısında da yayınlandı. Dergiye  buradan ulaşabilirsiniz. Ve işte karşınızda ilk yazar incelemem : 
Judith Mc Naught (Kısaca JM) nam-ı diğer Yüreğin Kraliçesi  Hani bir gün bir kitap okudum hayatım değişti derler ya...İki sene kadar önce benim hayatım değişmese de okuduğum bir kitap hiç bilmediğim bir dünyaya adım atmama vesile oldu. Bir daha da çıkamadım o büyülü dünyadan. Okumayı ilk öğrendiğim yıllardan beri deli gibi kitap okuyan ben, bu türü hiç duymamış olmanın hissettirdiği cahilliğime mi yanayım yoksa bu zaman kadar böyle güzellikleri kaçırdığıma mı yanayım bilemedim açıkçası. Neden mi bahsediyorum? Bir zamanlar benim dahi burun kıvırdığım, çoğu insanın küçümsediği Aşk Romanlarından tabii ki. Bugün bu yazımda da hem biraz aşk romanlarını (romansları) hem de en sevdiğim yazarını tanıtmaya çalışacağım. Belki de bu yazıyı okuyan biri öny…

Ayın En 'Klasik' Günü: AŞK ve GURUR - Jane Austen

Herkese Merhaba Arkadaşlar, Bu sene yeni bir etkinliğe başlayacağımı şu yazımda duyurmuştum. Bu sene için kendime koyduğum her ay bir klasik okuma hedefini maalesef bazı özel sebepler yüzünden geciktirdim. Bunun için lütfen kusura bakmayın.

Şimdi gelelim Ayın En Klasik Günü etkinliğimin ilk kitabına. Benim çok sevdiğim ve defalarca okumuş olduğum Jane Austen'in en bilinen eseri Aşk ve Gurur'la açılışı yapmak istiyorum.
Aşk ve Gurur, orijinal adıyla Pride and Prejudice, tam çevrildiğinde Gurur ve Önyargı demek ama ülkemizde bu isimle pek tanınmıyor.
İlk olarak 1813 yılında yayımlanan romanı Austen, 1796-1797 yılları arasında 21 yaşındayken yazmıştır. Jane Austen'in oldukça ilginç bir yaşam öyküsü vardır. Uzun bir araştırmadan sonra yazmış olduğum Roman Gibi Bir Hayat: Jane Austen yazımı okumanızı tavsiye ederim.

Jane Austen'in hayatı boyunca tek bir kişiye aşık olduğu söylenir Tom Lefroy adındaki bu genç adamla yaşadıkları mutlu sonla bitmeyen aşklarına inat, Jane yazd…