Ana içeriğe atla

YORUM: Öpüsünde Saklı - Julia Quinn



DİKKAT ÇOK FAZLA SPOILER İÇERİR!

Bitirdim ve içimden söyleyecek aslında pek de fazla bir şey gelmiyor. 

Julia Quinn ve özellikle Brigerton Ailesini çok seven biri olarak bu kitapla aramızda çok bir "elektrik" olmadı açıkçası. Belki konunun güzel başlayıp sonra hızla saçmalaması, belki de ilk kitaplardaki karakterlerin çok güçlü olması ve Hyacinth ve Gareth'in onlara nazaran sönük kalması... Gerçekten bilmiyorum ama kitabı okurken hep bir olmamışlık hissi vardı bende. 

Açıkçası kitabın konusu ilginç başlıyor. Yok gizemli bir günlük, yok kayıp elmaslar, yok kimliği meçhul baba falan derken tam meraklanıp heyecanlanmaya başlarken, kitabın ortalarında olay bir baymaya başlıyor ki sormayın...

Bir kere iki karakterimiz de isimden kaybediyor. Hyacinth nedir Allah aşkına ya? Koskoca İngiltere'de H harfiyle başlayan başka isim mi kalmadı? Bir Helen olsun, Holly olsun başka bir şey koysaydı bari. Telaffuzu bile o kadar komik ki kitabın bir bölümünde kızın abisi Gregory bile isimleriyle dalga geçiyor.

Sanırım kitapla çok hoşlaşmamamın sebeplerinden biri de kahramanımızın sarışın olması. Şahsen Brad Pitt haricinde hiç bir sarışını yakışıklı ya da çekici bulmadığımdan at kuyruklu, sarı saçlı ve kızın deyimiyle aslana benzeyen bir tip bana çok itici geldi. (Tamam bir Kıvanç Tatlıtuğ gerçeği de var sarışın kategorisinde ama ben her zaman Team Kenan İmirzalı'yım. ) Bir de böyle ezik büzüklük, babasının karşısında dik duramamalar, bir parasızlık ve fakir edebiyatı...Hayır sen mi evleneceksin adamla sana ne diyebilirsiniz ama bu tip kitaplara güçlü erkek karakterler yakışıyor arkadaşlar. Bu Gareth gibilerin üzerinden sarkıyor Hero olmak. 

Hyacinth 'e gelince (ki ismini yazmak bile ayrı gıcık ediyor beni o yüzden kısaca kız diyeceğim ona ) ,böyle kendini akıllı sanan ,ben çok hazır cevabım diye geçinen tipler vardır ya...Aynen öyle işte...Neymiş erkekler zekasından korkuyorlarmış da ondan evlilik teklifi almıyormuş. Kitap boyunca kızın zeki olduğunu gösteren bir emare göremedim açıkçası. 

Şöyle bir örnek vereyim:  Aradan taa 10 sene geçmiş halen daha banyoda kayıp elmasları arıyor. Ama aslında elmaslar kendi banyosunda değil de alt kat banyosunda gizli olduğundan, kızı İsabella buluyor onları. Gerizekalı madem nottan anladın ki elmaslar banyoda, 10 sene boyunca aynı banyoya bakacağına diğerlerine de baksana! İşte bu kadar çok zeki arkadaşımız.

Bir de tarihi olsun olmasın tüm romanslarda, romansı geçtim bir kızla erkeğin birbirine aşık olduğu romanlarda olayın güzelliği işin komplike olmasındadır. Kızla erkek tanışır, atışırlar, oynaşırlar, yine atışırlar ve nice olaydan sonra birbirlerine olan aşklarını anlarlar. Ama burada ne oluyor? Kızla oğlan 3 kere toplum içinde karşılaşıyor, aptal saptal iki muhabbet ediyorlar, kız çok heyecanlanıyor, ilk defa birine cevap veremeyip sus pus oluyor ve aşık olduğunu anlıyor. Pehhh!!!

Oğlanın hikayesi ayrı komik. (Bakın dikkat ederseniz öyle hero, kahramanımız, aşık olunası erkek falan yazmıyorum artık direkt oğlan moduna aldım kendisini) Neyse devam edeyim oğlumuzda kızla üç kere karşılaşıyor. "Oh ne güzel bana cevap veremedi kızardı kaldı" deyip keyifleniyor. "Zaten anneanneme de kitap okuyor, ileride de ona benzeyecek ne güzel" (nasıl bir hastalıklı beyin yapısıysa artık bu?) diyor, sonra da "Babamda zaten bana gıcık, o zaman bu kızı bir kere öpeyim ve hemen bir saat sonra da gidip abisigilden isteyeyim." diyor. Şaka yapmıyorum aynen olaylar böyle gelişiyor. 

Hele ilk birlikte olma sahneleri var ki kitabı ısıracaktım neredeyse. Bu kadar mı romantizmden ya da duygudan uzak olur. Bir çok kitapta sevdiceğine sinirlenip kızgınlıkla birlikte olan herolarımız olmuştu. Tecavüz gibi görünen bu sahnelerde bile, okurken o heronun ve kızın o anki kızgınlığını, incinmişliğini, duygularını hissederdim. Yani bir tutku bir aşk bir bilmem ne olurdu ki kitap bittiğinde adam kıza ne yapmış olursa olsun mutlu olurdum. 

Burada ilk kez birlikte olma sebebi; oğlan kızın onun babasının oğlu olmadığını öğrenip de onu bırakmasın diye onunla birlikte olmaya karar vermesi. Ne kadar asil bir duygu değil mi? Kin bile bir duygudur ve bir ateşi vardır. Ama yok bizim oğlumuz kızı sevdiğinden ya da başka bir şeyden değil, sadece "Onu kirleteyim de benden ayrılamasın! " düşüncesiyle onunla birlikte oluyor. Peki ne yapıyor? Camdan tırmanıyor ve dünden razı kızımızla hooop amacına ulaşıyor.

Kitapta hatırladığım kadarıyla beş kere camdan tırmanma sahnesi var. Camlar hep açık ve tırmanılası yani ve sokaklarda hırsız, tecavüzcü falan yok. Oğlanın evinin penceresi on senedir kırık ve malikanedeki onca uşak, kahya vs biri de dememiş ki kardeşim bu camı bir yaptıralım kışın soğuk giriyor falan diye. 

Böyle böyle saçmalıklarla geçen bir kitabın sonu da tabii ki aynı saçmalıkta...Son yirmi sayfaya alelacele sığdırılmış, hiç bir şekilde tatmin etmeyen bir son...

Yazara Not : Ne yazık ki bu sefer olmamış sevgili Julia... Ama Anthony, Benedict, Colin, Daphne, Eloise, Francesca'nın hatırına bu seferlik bir şey demiyorum ve son kitabı merakla bekliyorum.

Bol okumalı günler dileğimle

Sevgiler...

The Reading Lady


Ps: Youtube' da fan made Brigerton Ailesi'ni yapmışlar. İzlemek isteyenler için link 







Yorumlar

Berfim Aydin dedi ki…
Yani okurken karnima agrilar girdi ne diyim:) bende okudum ve senle ayni hissiyat icerisindeim:))

Suan yorum yazamiorum hala guluorumm:)))))))
Francesca'nın öyküsünü ve bu kitabı okumadım sadece sanırım son kitaplarda biraz bozmuş Julia. Seri biraz uzun olunca konu bulmakta mı zorlandı bilemiyorum Colin ve Penelophe'nin öyküsüne kadar büyük zevk alarak okudum fakat Colin'den sonra aldığım o tadı alamadım hep bir havada kalmışlık, eksik bir yanı vardı sanki sonraki kitapların. Yazı çok eğlenceli olmuş bu arada, emeğine sağlık :)
Ben de Francesca ve bunu çok beğenmedim ama serinin diğer kitaplarını çok severek okumuştum. Colin benim en sevdiğim kardeşti nedense ve ben de çok beğenmiştim o kitabı :) Yine de Julia Quinn candır :D Çok teşekkürler beğenmene çok sevindim :D
DiziKitapKolik dedi ki…
Serinin bu kitabını okumadım bu yorumdan sonra da okuyamam okumam zaten :D bir yergi yorumu ancak bu kadar eğlenceli olabilirdi, gülüp durdum okurken. Julia Quinn iyi yazardır aslında, o kadar mantık hatası yapmasına şaşırdım
Julia Quinn'i ben de çok severim ve serinin son kitabı da fena değildi. AMa bu kitap gerçekten çok kötüydü :P Yorumu beğendiğine çok sevindim teşekkürler :)

Bu blogdaki popüler yayınlar

Roman Gibi Bir Hayat: Jane Austen

Hani sıklıkla duyarız zaman zaman bizler de söyleriz ya “Hayatımı yazsam roman olur!” diye, işte bunu iki yüzyıl önce bir lady, çağının tüm engellerine ve baskılarına rağmen başarmış. Kimden mi söz ediyorum? İngiliz edebiyatının gelmiş geçmiş en iyi romancılarından kabul edilen ve kendi hüzünlü hayat hikayesine inat, her romanını mutlu sonla bitirerek yazan Jane Austen’dan tabii ki.  42 sene sürmüş kısacık hayatında yaşadığı dönemin tüm baskılarına ve engellemelerine karşı dimdik durmuş ve belki de gerçek hayatında sadece bir kez bulup kaybettiği aşkına inat, mizah yönü kuvvetli ve kendine yeten güçlü bayan karakterler yazdığı romanlarıyla bir efsane haline gelmiştir. Ben kendisiyle ortaokul yıllarımda Aşk ve Gurur romanıyla tanıştım. Daha sonra Aşk ve Gurur benim defalarca okuduğum, neredeyse diyaloglarını ezbere bildiğim bir kitap haline geldi. Yayınlanmasının üzerinden iki yüzyıldan fazla süre geçen bir roman, dünyada milyonlarca kişiyi etkileyebiliyor ve kendine hayran bırakabili…

Christian Grey'e Neden Asık Olduk?

Grinin Elli Tonu herhalde tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de kitap okuyan hemen her kadının okuduğu son zamanların bomba kitabı. Heryerde kitapla ilgili yazılar görüyorum. Kimi gerçekten nefret ediyor, kimi kararsız kalmış, kimileri de benim gibi gerçekten sevmiş. Aslında edebi değeri yokmuş, konusu çok basitmiş vs vs gibi şeyleri göz önüne almadan tarafsızca okuduysak , kitaba bayılmamak için bir sebep yok bence.
Bir kaç sene önce Twilight /Alacakaranlık serisi de benzer bir “Ahhhh Edward!” durumu yaratmıştı bünyelerde. Gerçi o kitaplarda vampir/kurtadam olayları olduğu için Grinin Elli Tonu’nu okuyan bir çok kişi bu seriyi okumamıştı ama bugün biliyoruz ki bu kitapta aslında Twilight’ın yetişkin versiyonu olarak yazılmış.
Ama işte bugün karşımızda kapı gibi bir Christian Grey gerçeği duruyor. İlk kitabı okuduktan sonra dayanamamış diğer kitapları da internetten bulup okumuştum. Ve şöyle söyleyebilirim toplamda 1500 küsur sayfanın üzerindeki üçlemeyi yaklaşık 5-6 günde bitirmiştim…

Yetmisler, Seksenler ve Doksanlar Modası

Herkese merhabalar arkadaşlar, Blog turumuz kapsamında incelediğimiz Kristin Hannah'ın Ateşböceği serisi iki kız arkadaşın, Kate ve Tully'nin, 1970'lerde henüz on üç yaşında başlayan dostluklarının hikâyesini anlatıyor. Tabii bu duygusal hikâyeyi okurken de yazarın eşsiz kalemiyle o dönemlere adeta bir zaman yolculuğuna çıkıyoruz. Ben de bu yazımda kitabımızda geçen dönemler hakkında kısaca bilgi vermek istedim.
Bakalım karakterlerimiz o yıllarda nasıl giyiniyorlarmış?

"YÜREGIN KRALIÇESI" - JUDITH McNAUGHT

Blogumdaki ilk yazar incelememi en sevdiğim yazarlardan biri olan Judith McNaught ile yapmak istedim. Bu yazım ayrıca Blogum Dergisi Şubat 2013 sayısında da yayınlandı. Dergiye  buradan ulaşabilirsiniz. Ve işte karşınızda ilk yazar incelemem : 
Judith Mc Naught (Kısaca JM) nam-ı diğer Yüreğin Kraliçesi  Hani bir gün bir kitap okudum hayatım değişti derler ya...İki sene kadar önce benim hayatım değişmese de okuduğum bir kitap hiç bilmediğim bir dünyaya adım atmama vesile oldu. Bir daha da çıkamadım o büyülü dünyadan. Okumayı ilk öğrendiğim yıllardan beri deli gibi kitap okuyan ben, bu türü hiç duymamış olmanın hissettirdiği cahilliğime mi yanayım yoksa bu zaman kadar böyle güzellikleri kaçırdığıma mı yanayım bilemedim açıkçası. Neden mi bahsediyorum? Bir zamanlar benim dahi burun kıvırdığım, çoğu insanın küçümsediği Aşk Romanlarından tabii ki. Bugün bu yazımda da hem biraz aşk romanlarını (romansları) hem de en sevdiğim yazarını tanıtmaya çalışacağım. Belki de bu yazıyı okuyan biri öny…

Ayın En 'Klasik' Günü: AŞK ve GURUR - Jane Austen

Herkese Merhaba Arkadaşlar, Bu sene yeni bir etkinliğe başlayacağımı şu yazımda duyurmuştum. Bu sene için kendime koyduğum her ay bir klasik okuma hedefini maalesef bazı özel sebepler yüzünden geciktirdim. Bunun için lütfen kusura bakmayın.

Şimdi gelelim Ayın En Klasik Günü etkinliğimin ilk kitabına. Benim çok sevdiğim ve defalarca okumuş olduğum Jane Austen'in en bilinen eseri Aşk ve Gurur'la açılışı yapmak istiyorum.
Aşk ve Gurur, orijinal adıyla Pride and Prejudice, tam çevrildiğinde Gurur ve Önyargı demek ama ülkemizde bu isimle pek tanınmıyor.
İlk olarak 1813 yılında yayımlanan romanı Austen, 1796-1797 yılları arasında 21 yaşındayken yazmıştır. Jane Austen'in oldukça ilginç bir yaşam öyküsü vardır. Uzun bir araştırmadan sonra yazmış olduğum Roman Gibi Bir Hayat: Jane Austen yazımı okumanızı tavsiye ederim.

Jane Austen'in hayatı boyunca tek bir kişiye aşık olduğu söylenir Tom Lefroy adındaki bu genç adamla yaşadıkları mutlu sonla bitmeyen aşklarına inat, Jane yazd…