28 Kas 2012

Grinin Elli Tonu herhalde tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de kitap okuyan hemen her kadının okuduğu son zamanların bomba kitabı. Heryerde kitapla ilgili yazılar görüyorum. Kimi gerçekten nefret ediyor, kimi kararsız kalmış, kimileri de benim gibi gerçekten sevmiş. Aslında edebi değeri yokmuş, konusu çok basitmiş vs vs gibi şeyleri göz önüne almadan tarafsızca okuduysak , kitaba bayılmamak için bir sebep yok bence.

The Reading Lady
Bir kaç sene önce Twilight /Alacakaranlık serisi de benzer bir “Ahhhh Edward!” durumu yaratmıştı bünyelerde. Gerçi o kitaplarda vampir/kurtadam olayları olduğu için Grinin Elli Tonu’nu okuyan bir çok kişi bu seriyi okumamıştı ama bugün biliyoruz ki bu kitapta aslında Twilight’ın yetişkin versiyonu olarak yazılmış.

The Reading Lady
Ama işte bugün karşımızda kapı gibi bir Christian Grey gerçeği duruyor. İlk kitabı okuduktan sonra dayanamamış diğer kitapları da internetten bulup okumuştum. Ve şöyle söyleyebilirim toplamda 1500 küsur sayfanın üzerindeki üçlemeyi yaklaşık 5-6 günde bitirmiştim. Tahmin edebileceğiniz üzere nereye baksam Anastasia ve Christian ‘ı görmeye başlamıştım. Neyse ki bende çok fazla bir psikolojik hasar bırakmadı J


The Reading Lady
Halen Paris’te yaşamakta olan dostum Ayça ile hemen her gün yaptığımız skpe görüşmelerinde Yok efendim filmi çekilirse kim oynasın, yok efendim biz olsak ne yapardık, ama da Christian şöyle harika, Anastasia’da böyle şapşal gibi kitapla ilgili edebi (!) içerikli konuşmalar yaptığımız sırada aklıma geldi böyle bir yazı yazmak.
The Reading Lady
Ayça & Ben :)
Henüz üçüncü kitap Özgürlüğün Elli Tonu yayınlanmadığı için burada üçüncü kitaptan bahsedip kimsenin hevesini kaçırmayacağım. Ama ilk iki kitabı okuduğunuzu varsayıyorum o yüzden okumamış ve okumayı düşünenler buradan sonra yazımı okumayı bıraksınlar bak sonra uyarmadı demeyin :)
The Reading Lady

Christian Grey....
Hayallerimizin erkeği olmuş durumda...
Eh sonuçta EL James kesinlikle über süpersonik muhteşem erkeği yaratmış ve bize sunmuş. 
Tamam sapıklığa varan fantazileri olabilir ama öyle bir karakter yaratmış ki bizlere bugün iddia ediyorum hiç bir kadın bunlara hayır diyemez J

The Reading Lady
Ha şöyle de bir gerçek yok değil: Bakkal Ahmet Efendi, işyerinden Murat ya da sınıftan Hakan bize böyle şeyler söylese ya da yapmaya kalksa avazımız çıktığı kadar “PİS SAPIIIIK” diye bağırıp polise gitmez miyiz? Gideriz o ayrı ama Mr.Grey yapınca “Aghhh çok seksi !” diye konuşuruz böyle J

The Reading Lady
Şimdi esas konumuza yani Christian Grey’i Christian Grey yapan unsurlara gelelim:
  • Bir kere adam über yakışıklı. Öyle ki her gören kadının dibi düşüyor. Garsonundan,hostesinden tutun da Anastasia’nın annesi bile kızarıp kalıyor, etkileniyor adamdan. Kitabın her anında karşımızdaki adamın yakışıklılığının farkındayız kısacası. Şöyle güçlü, şöyle boylu poslu, yok yüz hatları, yok saçları, yok gözleri derken cümleten aşık oluyoruz arkadaşa.
The Reading Lady

  • Çok zengin. Öyle böyle değil çok çok zengin. Yatı, katı,uçağı, helikopteri,birsürü evleri herşeyi var adamın. “Ya ben paradan etkilenmem” diyene çok inanmam açıkçası. Dünyanın ennnn yakışıklı adamı gelecek karşınıza ama evsiz bir dilenci olacak. Kimse bakmaz adım gibi  biliyorum. Ama aynı adam gelecek bir de üstüne multimilyarder olacak, en azından bekar tüm kadınlar, onu elde etmeye çalışacaktır bundan eminim. Burada da “money talks” denilen eski bir deyişin doğruluğu ortaya çıkıyor. Misal başka bir şehire gidiyorsun ve adam hooop atlayıp uçağına peşinden geliyor. Yani hadi canım bizbizeyiz şurada tabii ki etkileniriz biz de J
The Reading Lady

  • Çok sahiplenici. Aşırı aşırı aşırı sahiplenici. Kitabı okurken bazı yerlerde “Bana yapılsa çok sinirlenirdim.” diye düşündüğüm durumlarda bile içimde gizli kalmış küçücük bir yerde kendime itiraf edip “Olsun yine de hoşuma giderdi” diye düşündüm. Evet bazen çok bunaltıcı olabilir ama arkadaşlar karşımızdaki adam Mr. Grey. Hem yakışıklı, hem zengin bir de bizi sahipleniyor...Yeme de yanında yat durumu J Açık konuşmak gerekirse (belki de bir itiraf olarak yapabilirim bunu) ne kadar dışarıdan güçlü, kendine yeten, ayakları üstünde durup kimseye muhtaç olmayan bir kadın izlenimi yaratsam da bir erkeğin beni bu denli sahiplenip koruması çok hoşuma gider. Belki kızlardaki baba figürüne olan sevgiden kaynaklanıyor olabilir. Olayın psikolojik detaylarını bilemiyorum ama bu bende böyle.
The Reading Lady


  • Adam sorunlu. Eeee bizler de sorunlu erkeklere bayılmıyor muyuz? Bayılıyoruz. Sorunlarını çözelim, kendimize sonsuza dek aşık edelim durumu bir çok kadında mevcut. Beğendiğim bir çok erkek tipini düşündüğümde “Aslında sorunlu ben miyim acaba ya?” diye de düşünmüyor değilim açıkçası. Nerede bir Bad Boy durumu var, tüm kızlar hasta. Burada bir parantez açıp örnek vermek istiyorum. Okuduğumuz tüm historical romance ları düşünün. Tüm herolarımız sorunlu tipler değil miydi? Judith McNaught kahramanları örneğin. Sonsuza Kadar’ın Jason’u çok mu normaldi? Ya da Clayton, İan, Royce? Hepsine de bayıldık ve hepsi de kendi çaplarında arızalı, problemli tiplerdi. Ama bizim güzel ladylerimiz onların tüm sorunlarını çözüp kendilerine aşık ettiler ve sonsuza kadar mutlu yaşadılar. Buradan çıkan sonuç şudur ki Türkmüş, İngilizmiş, Japonmuş hiç fark etmiyor tüm kadınlar arızalı tipleri seviyor!

The Reading Lady

  • Sevdiği kadını çok düşünüyor. Çekebileceği sıkıntıları önceden görüp hallediyor. Bir nevi hayatını kolaylaştırmak için elinden gelen herşeyi yapıyor. Ehh böylesi de tadından yenmez bence J

The Reading Lady

Sonuç olarak sanırım bizler böyle destansı aşk hikayelerine bayılıyoruz. Küçükken okuduğumuz masallardaki beyaz atlı prenslerin yerini zamane kahramanları alıyor. Christian Grey’de tüm arızalarına rağmen hayalerimizin erkeği, psikopat beyaz atlı prensimiz oluyor nihayetinde!

Bu arada benim hayallerimdeki Christian için başrolde Ian Somerhalder yer alıyor. Tabii film seçmelerinde adı geçen başka bir yakışıklı da Matt Bomer. Ama kendisi gay olduğu için birçok kişi Matt Bomer'ın oynamasına sıcak bakmıyor. Aşağıda müstakbel Christian Grey adaylarının birkaç nadide pozunu paylaşıyorum ki gözümüz gönlümüz açılsın bayanlar

PS: Sizlerin de düşüncelerini çok merak ediyorum paylaşırsanız çok sevinirim...


Sevgilerimle...


The Reading Lady
The Reading Lady
ian somerhalder
The Reading Lady
The Reading Lady
The Reading Lady



The Reading Lady
Matt Bomer
The Reading LadyThe Reading Lady

26 Kas 2012


The Reading Lady
Geçtiğimiz haftasonu Amanda Quick ‘in Metres’ini bitirdim. Tarihi romans kategorisinde ele alabileceğimiz romanın konusu ve karakterleri genelde okumaya alışık olduğum karakterlerden biraz daha farklıydı. Aslında Amanda Quick’in geçen ay okuduğum Ayışığında Aşk kitabı da benzer şekilde gelenekselin dışında karakterlere sahipti. (Bir hırsız ve bir öğretmenin aşkını anlatıyordu) Yazarın sadece üç kitabını okuduğumdan genel yazımıyla ilgili bir yorum yapamam ama okuduğum kadarıyla beğendiğimi söyleyebilirim. (Diğer kitabı da Kiralık Nişanlı. Sanırım ülkemizde sadece bu üçü basıldı. Yine de yanlış biliyor olabilirim emin değilim.)
The Reading Lady


Metres, Iphiginia Bright adında kadın karakterimizin halasının şantaj mektubu almasıyla başlıyor. Karakterin isminin hem telaffuzu hem de yazılımı zor olduğundan ben burada kendisine kısaca Iph diyeceğim. (Şansıma mıdır nedir son okuduğum kitaplarda hep böyle garip garip isimler çıkıyor karşıma sinir oluyorum) Iph ilginç bir yaşam hikayesine sahip. Yukarıda da bahsettiğim gibi diğer kitaplardan farklı olan kısım da aslında bana göre bu. Kızımız sanatçı bir anne babanın büyük kızı olarak küçük bir köyde doğmuş ve anne babası ölünce kızkardeşine bakmak durumunda kalmış. Bunun için anne babasından kalan resimleri satıp borç alarak bir kızlar okulu açmış ve öğretmenlik-müdirelik yapmış. Daha sonra okulu satıp Londra’ya gelmiş ve bir arsa alıp mimarlığını da kendi yapıp bir site kurmuş. (Zamanının Ali Ağaoğlu maşallah J) Sitedeki evlerden çok büyük paralar kazanıp zengin olmuş ve yeni siteler yapmaya devam etmiş.
The Reading Lady

 Sanırım tarihi romans okuyucuları buradaki ilginçliğin ne olduğunu hemen anlamışlardır. Öncelikle o dönemlerde kadınların öğretmenlik, şaperonluk ve benzeri işler dışında çalışmadığını hele hele mütehatlik mimarlık falan yapmadığını biliyoruz.  Ama olsun bizim kızımız yapıyor. Hem de evde böyle merdiven resmi falan çiziyor, pencere kapı çiziyor hooop hemen evin taslağı ortaya çıkıyor ve yapılıyor J Tamam konumuz bu değil ama ayaklarının üzerinde duran bağımsız kadın fikri o dönem için biraz hayal ürünü olsa da içimdeki feminist ladynin bundan çok hoşlandığını söyleyebilirim.
Erkek kahramanımız Masters Kontu Marcus yakışıklı, güçlü ve biraz da egzantirik biri. O da boş zamanlarında teleskopla yıldızları seyrediyor ve kıyafet giydirip yüz göz çizdiği robot uşaklar falan yapıyor J
The Reading Lady

Dediğim gibi hikayemiz Iph’in halasına bir şantaj mektubu gelmesiyle başlıyor. Masters Kontu’nu öldürdüğünü ve dediğini yapmazlarsa onlarında başına kötü şeyler geleceğini ima eden notun üzerine Iph, sosyeteye kendini Masters Kontu’ nun metresi olarak tanıtıp giriş yapıyor ve şantajcıyı araştırmaya başlıyor. O sıralarda şehir dışında inzivaya çekilmiş olan kontta bu gizemli metresinin haberlerini aldığında onu merak edip şehre dönüyor ve olaylar başlıyor.

Kitap bazı yerlerinde saçma olsa da bazı diyaloglar o kadar komik yazılmış ki kahkaha atmamak elde değil. Kısacası ben beğendim ve okumamış olanlara da tavsiye ederim.
Bu arada kitabın fiyatını D&R ‘da 22 TL’den 9,90 TL ye düşürmüşlerdi. Hala o fiyatta ise bence kaçırmayın.

Sevgilerimle
Bol romanslı günler...
The Reading Lady

The Reading Lady

Sonunda yeni Sookie Stackhouse romanı çıktı ve ben de bu serinin sıkı takipçisi olarak tabii ki bir günde heyecanla okuyup bitirdim. Çok özlemişim güneyli vampirlerimi! Sadece üzüldüğüm tek şey sanırım yeni kitabı Artemis yayınevinin hızına göre ancak bir sene sonra okuyabilecek olmam L


The Reading Lady




Bu arada Artemis Yayınevi’nden bahsetmişken, kendilerinden çıkan bir sürü seriyi takip etmeme rağmen o kadar uzun sürelerde devam kitaplarını yayınlıyorlar ki, bir sonraki çıkana kadar neredeyse kim kimdir önceki kitapta neler olmuştu unutuyorum. Bir de berbat ötesi bir internet sitesine sahipler. Şöyle ki alıp okuduğum kitap bile henüz sitelerinde yayınlanmamış görünüyor. Günümüz internet dünyasında sitelerini bu kadar ihmal etmeleri ve güncellememelerini şaşkınlıkla karşılıyorum gerçekten.

Neyse konumuza dönecek olursak Peri Ölüsü kitabını az önce bitirdim ve her zamanki gibi tadı damağımda kaldı açıkçası. Okuduğum dokuzuncu kitapla birlikte Sookie, Eric, Bill, Sam ve diğerleri artık benim çok yakından tanıdığım kankiştolarım olmuş durumda J

Bu kitapları okurken tek dezavantajım yayınlanmış televizyon dizilerini de izlediğim için artık kahramanlarımızı kafamda hayal ettiğim şekliyle değil, dizide gördüğüm şekliyle hayal ediyorum. Yani diziyi izlemeden önce Sookie bana göre güzel, minyon, sarışın bir kız iken, şimdi ayrık dişli, çirkin ve hiç bir şekilde seksapelitesi olmayan bir kız. Keşke hayallerimdeki gibi kalsaydın Sookiecan...
The Reading Lady
Sookie
Bill olayına hiç girmeyeyim. Zaten bazı vampir dizi ve filmlerinde kitaptakilerin aksine o kadar çirkin tipler seçiyorlar ki ilk gördüğümde “Nayıııır !!!” diye bağırmak istiyorum. Bir de Vampir Bill’i canlandırması için seçtikleri aktör o kadar hayallerimden uzak ki kendisini her gördüğümde tüylerim dikeliyor yeminle.
The Reading Lady
Sookie & Bill
Ama efendime söyleyeyim Eric denilince aklıma kütür kütür yenilesi Alexander Skarsgard’ın gelmesi pek te itiraz ettiğim bir durum değil ne yalan söyleyeyim. Sarışınlardan hoşlanmamama rağmen can eriği tadındaki Alexander için bir kereliğe mahsus istisna yapıyorum J
The Reading Lady
Eric the Taş :)
 Kitabımızın konusuna dönecek olursak yarı peri yarı insan olduğunu artık bildiğimiz Sookie, geçen kitapta büyük büyükbabası Prens Niall ‘la tanışmış ve peri diyarı hakkında bilgiler öğrenmişti. Bu kitapta Prens Niall’a karşı çıkan başka bir peri grubunun Sookie’ yi öldürerek peri iktidarına geçme planları olduğunu öğreniyoruz ve yine bol kanlı, işkenceli, cinayetli ve azıcık ta olsa aşklı bir serüvene dalıyoruz.

Serinin diğer kitapları gibi kolay okunan ve sürükleyiciliği olan bir kitap olmuş Peri Ölüsü ‘de. Ben başladığım gibi bitirdim açıkçası ve beğendiğimi de söyleyebilirim.
Şimdilik benden bu kadar.
The Reading LadyBol okumalı günler dileğimle...


The Reading Lady

24 Kas 2012

Sabah okuoku.com 'dan ısmarladığım kitaplarım geldi. Uzun zamandır çıkmasını beklediğim serilerime kavuştum :) O kadar mutlu oldum ki ! Okunma sırasına göre kitaplarımı üst üste koyup bu anı ölümsüzleştirdim ve sizinle paylaşmak istedim. Bugün Amanda Quick'ten Metres'i okuyorum. Biter bitmez paylaşacağım yorumlarımı. Sevgiler ve bol okumalı günler :)

The Reading Lady


22 Kas 2012



DİKKAT ÇOK FAZLA SPOILER İÇERİR!

Bitirdim ve içimden söyleyecek aslında pek de fazla bir şey gelmiyor. 

Julia Quinn ve özellikle Brigerton Ailesini çok seven biri olarak bu kitapla aramızda çok bir "elektrik" olmadı açıkçası. Belki konunun güzel başlayıp sonra hızla saçmalaması, belki de ilk kitaplardaki karakterlerin çok güçlü olması ve Hyacinth ve Gareth'in onlara nazaran sönük kalması... Gerçekten bilmiyorum ama kitabı okurken hep bir olmamışlık hissi vardı bende. 

Açıkçası kitabın konusu ilginç başlıyor. Yok gizemli bir günlük, yok kayıp elmaslar, yok kimliği meçhul baba falan derken tam meraklanıp heyecanlanmaya başlarken, kitabın ortalarında olay bir baymaya başlıyor ki sormayın...

Bir kere iki karakterimiz de isimden kaybediyor. Hyacinth nedir Allah aşkına ya? Koskoca İngiltere'de H harfiyle başlayan başka isim mi kalmadı? Bir Helen olsun, Holly olsun başka bir şey koysaydı bari. Telaffuzu bile o kadar komik ki kitabın bir bölümünde kızın abisi Gregory bile isimleriyle dalga geçiyor.

Sanırım kitapla çok hoşlaşmamamın sebeplerinden biri de kahramanımızın sarışın olması. Şahsen Brad Pitt haricinde hiç bir sarışını yakışıklı ya da çekici bulmadığımdan at kuyruklu, sarı saçlı ve kızın deyimiyle aslana benzeyen bir tip bana çok itici geldi. (Tamam bir Kıvanç Tatlıtuğ gerçeği de var sarışın kategorisinde ama ben her zaman Team Kenan İmirzalı'yım. ) Bir de böyle ezik büzüklük, babasının karşısında dik duramamalar, bir parasızlık ve fakir edebiyatı...Hayır sen mi evleneceksin adamla sana ne diyebilirsiniz ama bu tip kitaplara güçlü erkek karakterler yakışıyor arkadaşlar. Bu Gareth gibilerin üzerinden sarkıyor Hero olmak. 

Hyacinth 'e gelince (ki ismini yazmak bile ayrı gıcık ediyor beni o yüzden kısaca kız diyeceğim ona ) ,böyle kendini akıllı sanan ,ben çok hazır cevabım diye geçinen tipler vardır ya...Aynen öyle işte...Neymiş erkekler zekasından korkuyorlarmış da ondan evlilik teklifi almıyormuş. Kitap boyunca kızın zeki olduğunu gösteren bir emare göremedim açıkçası. 

Şöyle bir örnek vereyim:  Aradan taa 10 sene geçmiş halen daha banyoda kayıp elmasları arıyor. Ama aslında elmaslar kendi banyosunda değil de alt kat banyosunda gizli olduğundan, kızı İsabella buluyor onları. Gerizekalı madem nottan anladın ki elmaslar banyoda, 10 sene boyunca aynı banyoya bakacağına diğerlerine de baksana! İşte bu kadar çok zeki arkadaşımız.

Bir de tarihi olsun olmasın tüm romanslarda, romansı geçtim bir kızla erkeğin birbirine aşık olduğu romanlarda olayın güzelliği işin komplike olmasındadır. Kızla erkek tanışır, atışırlar, oynaşırlar, yine atışırlar ve nice olaydan sonra birbirlerine olan aşklarını anlarlar. Ama burada ne oluyor? Kızla oğlan 3 kere toplum içinde karşılaşıyor, aptal saptal iki muhabbet ediyorlar, kız çok heyecanlanıyor, ilk defa birine cevap veremeyip sus pus oluyor ve aşık olduğunu anlıyor. Pehhh!!!

Oğlanın hikayesi ayrı komik. (Bakın dikkat ederseniz öyle hero, kahramanımız, aşık olunası erkek falan yazmıyorum artık direkt oğlan moduna aldım kendisini) Neyse devam edeyim oğlumuzda kızla üç kere karşılaşıyor. "Oh ne güzel bana cevap veremedi kızardı kaldı" deyip keyifleniyor. "Zaten anneanneme de kitap okuyor, ileride de ona benzeyecek ne güzel" (nasıl bir hastalıklı beyin yapısıysa artık bu?) diyor, sonra da "Babamda zaten bana gıcık, o zaman bu kızı bir kere öpeyim ve hemen bir saat sonra da gidip abisigilden isteyeyim." diyor. Şaka yapmıyorum aynen olaylar böyle gelişiyor. 

Hele ilk birlikte olma sahneleri var ki kitabı ısıracaktım neredeyse. Bu kadar mı romantizmden ya da duygudan uzak olur. Bir çok kitapta sevdiceğine sinirlenip kızgınlıkla birlikte olan herolarımız olmuştu. Tecavüz gibi görünen bu sahnelerde bile, okurken o heronun ve kızın o anki kızgınlığını, incinmişliğini, duygularını hissederdim. Yani bir tutku bir aşk bir bilmem ne olurdu ki kitap bittiğinde adam kıza ne yapmış olursa olsun mutlu olurdum. 

Burada ilk kez birlikte olma sebebi; oğlan kızın onun babasının oğlu olmadığını öğrenip de onu bırakmasın diye onunla birlikte olmaya karar vermesi. Ne kadar asil bir duygu değil mi? Kin bile bir duygudur ve bir ateşi vardır. Ama yok bizim oğlumuz kızı sevdiğinden ya da başka bir şeyden değil, sadece "Onu kirleteyim de benden ayrılamasın! " düşüncesiyle onunla birlikte oluyor. Peki ne yapıyor? Camdan tırmanıyor ve dünden razı kızımızla hooop amacına ulaşıyor.

Kitapta hatırladığım kadarıyla beş kere camdan tırmanma sahnesi var. Camlar hep açık ve tırmanılası yani ve sokaklarda hırsız, tecavüzcü falan yok. Oğlanın evinin penceresi on senedir kırık ve malikanedeki onca uşak, kahya vs biri de dememiş ki kardeşim bu camı bir yaptıralım kışın soğuk giriyor falan diye. 

Böyle böyle saçmalıklarla geçen bir kitabın sonu da tabii ki aynı saçmalıkta...Son yirmi sayfaya alelacele sığdırılmış, hiç bir şekilde tatmin etmeyen bir son...

Yazara Not : Ne yazık ki bu sefer olmamış sevgili Julia... Ama Anthony, Benedict, Colin, Daphne, Eloise, Francesca'nın hatırına bu seferlik bir şey demiyorum ve son kitabı merakla bekliyorum.

Bol okumalı günler dileğimle

Sevgiler...

The Reading Lady


Ps: Youtube' da fan made Brigerton Ailesi'ni yapmışlar. İzlemek isteyenler için link 







21 Kas 2012

The Reading Lady

“Sezonun başlamasıyla Londra' da sabahın ilk ışıklarına kadar süren balolar da başlamıştı...”  

Buna benzer cümleleri o kadar çok kitapta okudum ki kendimi o ışıltılı balolardan en az on tanesine katılmış gibi hissediyorum.
Ama hayalimdeki mükemmel balom şöyle :
Bir köşede JM Boylarım Clay, Jason, Ian, Stephan, Jordan (Royce yaşlı kalır artık torunlarının yanında  J)
Diğer köşede herbiri birbirinden yakışıklı Brigerton’ larım
Dans pistinde vals yapan Stoneville Markisi ve kardeşleri....
Hepimiz büyük bir aile olarak yeri geldi sıcak limonatamızı, yeri geldi şampanyamızı yudumladık
Ara sıra hava alma bahanesiyle bahçeye ya da balkona çıkıp yavuklumuzla oynaştık
Kızlarla sık sık dedikoduları dinleyip, yorum yaptık ve tabii güzelliğimizle herkesi büyüledik J
Ve sabahlara kadar süren balolarımızda hiç mi hiç sıkılmadık.....

The Reading Lady

Hayalimde o kadar çok baloya katıldım ki bugün biraz o dönemde ki ışıltılı, görkemli balolardan bahsetmek istedim. Bir de araştırma yaparken çok sayıda birbirinden güzel balo elbisesi fotoğrafı buldum. O yüzden bu postumda yayınlayamadıklarımı sanırım ayrı bir sayfa açıp 18.yy ve 19.yy modası diye ayrıca yayınlayacağım.

Şimdiiiiiii gelelim asıl konumuza.
Balolar bildiğimiz gibi 18.yy ve 19.yy gece hayatının en önemli aktiviteleriydi. Bir çok çeşidi vardı. Hayır için yapılanlardan tutun da sırf dans etmek amacıyla dans severlerin çağırıldığı balolara, maskeli balolardan bağış toplama amacıyla düzenlenen balolara kadar. Ama benim burada bahsedeceğim tabii ki kitaplarda okuduğum yüksek sosyete baloları. 
The Reading Lady


Şimdi gözlerimizi kapayıp 1814 yılında olduğumuzu hayal edelim. Sezonun en hareketli günleri ve her gece birkaç tane balo düzenlenmekte. "Aman tanrım ne yapmam gerekiyor!" diye paniklemeye hiç gerek yok. Çünkü anlatacaklarımı okuduktan sonra en havalı düşesler gibi görünüp, en yakışıklı lordların ilgisini çekebiliriz J

Öncelikle bir baloya gidebilmek için tabii ki davetli olmamız lazım. Bunun için de kibar zarfların içinde gelen ve el yazısıyla yazılmış aşağıdaki örnekler gibi bir davetiye bize önceden verilmiş olmalı ki kapıdan geri çevrilip rezil olmayalım :)

The Reading Lady
1809 yılına ait bir balo davetiyesi

The Reading Lady
1815 yılına ait bir balo davetiyesi


The Reading Lady
1816 yılına ait bir balo davetiyesi

The Reading Lady
1819 yılına ait bir balo davetiyesi

 Davetiyemizi aldık. Heyyooo! İlk adım tamam. Şimdi balo için hazırlanma vakti. Tabii bu gibi şeyleri öğrenebileceğimiz bazı kaynak kitaplarda varmış o zamanlar. Ben bir tanesinin resmini bulabildim. Çok ilginç geldi açıkçası bana.
The Reading Lady

 Balolarda ladyler ve lordlar için bir giyim standardı varmış o zamanlarda. Yani kot ve converse ile canımızın istediği gibi gidemiyoruz. Eğer erkek olsaydık durum çok kolaydı. O sıra moda olan renkli ve desenli kumaşlar özgürce kullanılsa da, daha uygun bulunan siyah kuyruklu ceket, beyaz gömlek, beyaz yelek, boyun bağı diyebileceğimiz böyle fiyonk yapılmış eşarp gibi bir papyon, tercihe göre siyah ya da beyaz pantolonla kıyafetimiz tamamlanıyordu. Tabii üzerimize de koyu renk pelerin tarzı paltomuz ve uzun şapkamızın da olması şarttı.

The Reading Lady
Erkek terzisi ilanı
The Reading Lady

 O dönemlerde insanlar ellerine takmış durumdalar. Bunun sebebi kanaatimce manikür pedikür olayı olmadığından eller pek bir çirkin görünüyordu. O yüzden şık beyler ve bayanların kesinlikle eldivenli olmaları şarttı. Aslında şık gece elbiselerinde uzun eldivenlere ben de bayılırım ve mezuniyet balomda da bu yüzden uzun siyah eldivenler takmıştım.

Neyse konumuza dönecek olursak bir lady olduğumuza göre akşam ki baloya giyilecek elbisemizi seçmemiz lazım. Tabii ki bu seçimi yaparken yaşımız, medeni halimiz gibi unsurlara dikkat etmemiz gerekiyor. Bayanların kıyafet olayı çok çok uzun bir konu olduğu için ayrı bir postta yayınlayacağım. O yüzden biz aşağıdaki örnek elbiselerden birini giyeceğimizi farz edelim.
The Reading Lady
1
The Reading Lady
2
The Reading Lady
3  Ben bunu giyiyorum :)
The Reading Lady
4
The Reading Lady
5
The Reading Lady
6
Elbisemizi seçtik ve ona uygun aksesuarlarımızla tamamladık. Hizmetçimiz saçımızı yaptı ve günün modasına uygun mücevher, tüy ya da elbisemizle uyumlu kurdalelerle süsledi. Artık çıkmaya ve geceyi yaşamaya hazırız. Şimdi sabaha kadar dans dans dans...
The Reading Lady
The Reading Lady
The Reading Lady
Balo salonundayız...Her yer ışıl ışıl yanan avizelerin altında masalsı bir parlaklığa bürünmüş. Balo salonuna girerken görevli uşak tüm salona adımızı anons etti.
"The Reading Lady ve eşi Yakışıklı Dük Hazretleri" diye :)
Bir tarafta orkestra parçalar çalıyor, insanlar hem yeni gelenlere bakıyor hem de kendi aralarında toplanmış sohbet ediyorlar. Genç ve bekar ladyler dans kartlarına gelip ismini yazan beylere utangaç bakışlarla cevaplar verirken, yelpazeleriyle serinlemeye çalışıyorlar...

The Reading LadyUmarım sahne biraz gözünüzün önünde canlanmıştır. Burada araya girip yine kısa bir bilgi vermek istiyorum. Bu dönemlerde balolarda bayanlar elbiselerine tutturulmuş küçük dans kartları taşırlardı. Bu kartların üzerinde o geceki dans sayısı kadar boşluk olur, gecenin başlangıcında beyler gelip dans sırası için isimlerini bu kartlara yazarlardı. Bir beyle bir kere dans etmek adettendi. Eğer ikinci bir dans ediliyorsa bu çevreye karşı o beyle özel olarak ilgilendiğinin belirtisi sayılır ve anında dedikodu malzemesi olacak bir konu olurdu. Aynı kişiyle bir gecede üç kez dans etmek ise söz konusu bile değildi. Ayrıca dans teklifi    eden herkesi kabul etmek durumundaydı bayanlar. 

O dönemlere ait bazı dans kartı örnekleri buldum.
The Reading Lady

The Reading Lady

The Reading Lady

The Reading Lady

The Reading Lady

Yukarıdaki örneklerde görüldüğü üzere bazı dans kartları balo sahipleri tarafından bastırılıp dağıtılırken, bazıları da bayanların aksesuarı olarak özel olarak dizayn edilmiş.


The Reading Lady


The Reading Lady



Balomuza dönelim o halde...Dans ettik, eğlendik, güldük, dedikodularımızı da yaptık ve artık sabah olmakta ve evimize döneceğiz. Balo bittikten sonra uygun olanı balo sahiplerini rahatsız etmeden oradan ayrılmaktı. Yani "Hadi Kont ve Kontes Drakula'cığım biz kaçıyoruz. Çok güzel bir baloydu bizim baloya da bekleriz."gibi şeyler söylenmez, vedalaşmadan ayrılmak gerekirdi.

Eh artık o kadar danstan sonra eve gidip dinlenme zamanı geldi. Bir sonraki baloda görüşmek üzere...

İyi eğlendik ama değil mi?

Sevgilerimle.......

The Reading Lady
The Reading Lady

Blog içi arama