Ana içeriğe atla

01.Haziran.2013 Ankara'da yaşadıklarım... #bloggerdiyorkigeziparki , #direngeziparkı


Eve geldik...
Ankara inanılmazdı...
Ben 34 yıllık hayatımda böyle bir şey yaşamadım. 
Her yer mahşer yeri gibiydi. Gençler, öğrenciler, öğretmenler, yaşlılar, tekerlekli sandalyedekiler, travestiler,conconlar herkes ama herkes gelmiş...

Sokakta gaz maskesiyle normalde dolaşsan herkes bir dönüp sana garip garip bakar ama bugün gaz maskesi olmayanlara garip garip bakılıyordu neredeyse. 
Kalabalık bir grupla Kızılaya yürüdük. Şarkılar, marşlar, sloganlar,alkışlar...
Bunların dışında ne provokatif hareketler yapanlar vardı, ne de mala zarar verenler...



Kızılay meydana 250 metre kadar yaklaşabildik ancak. Zaten ortamda atılan gazlardan kesif bir koku vardı ve gözler hafif hafif yanmaya başladı. Bir amca yanımıza gelip kutu süt verdi birazdan lazım olacak diyerek. Başka bir adam naylon poşete doldurmuş simitleri acıkan var mı diyerek onları dağıttı ücretsiz. Bir genç, adama para vermek istedi "çıkar elini cebinden" diye bir karşılık aldı. Birkaç genç geldi yanımıza ellerinde oda spreyi kutusuna doldurdukları sulu mide ilacı "abla bunu sıkın sizde yüzünüze de sürün iyi geliyor" dediler. Sürdük bizde. Anlayacağınız herkesin birbirine yardım ettiği mükemmel bir kardeşlik ortamı vardı. 

Ha bunlar olurken biz de halay çekmedik tabii. Üzerimize abartmıyorum onlarca gaz bombası atıldı. Leblebi gibi...Biz de bomba uzmanı olduk haliyle. Sesi duyduğumuz anda yüzlerce kişi hemen geri saflara çekiliyor, panik yaşanmaması için herkes birbirini sakinleştiriyordu. Ama sonra tam dibimize bir biber gazı yedik!!! Aman allahım!!! maskeler boğazımızı korudu ama gözlerimiz öyle bir yandı ki...Şıpır şıpır gözyaşları akarken, acısından gözlerimizi açamazken onlarca insan panik yapmadan, izdiham yapmadan koşarak uzaklaştık. Gazdan uzaklaştıktan çok sonra bile göz yaşarmamız geçmedi. Hatta öyle lanet bir bok ki bu, yanakların, göz çevren yani temas ettiği tüm derin yanıyor! Neyse gazı yedik susadık tabii acıyı yiyince.. Yanımızdaki bir yokuşun sonundaki büfeye su almaya gittik. Tam meydana geri döneceğiz üstümüze yüzlerce kişi koşmaya başladı! Ne oluyor derken anladık ki polis caddenin iki yanından sıkıştırıp bombalamaya başlamış ve yakaladığını topluyormuş. Yemin ederim ben hayatım boyunca böyle koşmadım. Yüzlerce kişi arkanızdan can havliyle koşuyor ve onun ardından ne geldiği neler olacağı belli değil...Allah bir kuvvet verdi 100 mt rekoru kırdık ahaliyle...Daha sonra geri dönemedik meydana...çok çok karışmış, ölüler varmış ve yaralılar çokmuş diye duyduk. Allah oradaki herkesin yardımcısı olsun...

Benimle aynı görüşü paylaşmayan bir çok kişi var ama onlarda ellerini vicdanlarına koysunlar. Oradaki herkes sizden, bizden biri. Yani provokatör değil, terörist değil, tanımadığın biri değil. Yeri gelip güzel bir kitabı konuştuğun arkadaşın, yeri gelip oturup bir kahve içtiğin arkadaşın...O yüzden katılmak zorunda değilsin, desteklemek zorunda değilsin ama biraz vicdanın varsa da ohh deme lütfen..

Ben bu gece gerçekten çok mutlu, çok gururluydum...
Gözüm mü yanmış, ödüm mü patlamış vız gelir tırıs gider...
Yarın gösteriler sürerse ben yine oradayım...
Gaza geldim kısaca

Vatandaş Onur








Dün geceden benim çektiğim kareler

uzaktaki duman leblebi gibi atılan gaz bombalarının dumanı


Teröristler bu kadar bomba yememiştir!


Bu çok hoşuma gitti :)

  

Yorumlar

Asil dedi ki…
Ne ilginç, orada olup da seni görüp iki çift laf edememek... :) Ne güzel demişsin birlikte oturup çay içtiğin kitap sohbeti ettiğin... En olmadı bak bloğunu takip ettiğin insan bile orada olabiliyor. O kadar şey gördüm ki hangi birini yazacağımı şaşırmış durumdayım, gördüklerimi sindirdiğim an bir şeyler karalayacağım ama şu an sinirler hala gergin. Eline, zihnine sağlık Onur.
Teşekkürler Asil, dediğin gibi gördüğümüz, şahit olduğumuz o kadar çok şey oldu ki...Ben aklımdan kalanı elimden geldiğince yazmaya çalıştım ama hala gözlerimin önünden gitmeyen bir çok sahne var...Dediğin gibi sinirler gergin...
Doğa Aydın dedi ki…
Hayatımda ilk defa biber gazı yiyemedim diye utandığımı biliyorum. Ama benim yaşım küçük, elimde olsa yine de giderim ama gidemiyorum. Oturduğum yerden yaralıların olduğu bölgelere doktor göndermeye çalışıyorum. Yaptığınız çok güzel bir şey bence. Kesinlikle gurur duyulmalı:D
Zamska dedi ki…
istanbuldayım aynı şeyler burdada yaşandı. evdeyken gözüme damla uyku grmedi ben evdeyken dışarda sürekli gaza mağruz kalan arkadaşlarım için endişelenip durdum. dün akşam oturduğum yerde insanlar sokaklara döküldü polis müdahalesi olmadı ve ne kimse zarar gördü ne de herhangi bi mala mülke zarar verildi. ancak hala durumu hafife alan kınayan bakışlarıda gördüm sessiz fışıldaşmalarıda. ben insanım. en doğal hakkım olan yaşama hakkım için nefes almak özgürce düşünmek istiyorum. umarım uygulanan kontrolsüz güç bir an önce sona erer. şiddetin haklı tarafı olmaz. umarım herkes şiddeti bi kenara bırakır ve sessizce yürümemize izin verilir. yazınız çok güzel olmuş. birinci ağızdan yaşanan bi gerçek.
ahukader dedi ki…
Ne olur tüm bloggerler moda, makyaj postlari yazmayi birakip yasadiklarini, ülkemde olan biteni yazsin. Bende Almanya'dan elimden geldigince yazilarinizi, haberlerde gördüklerimi ve twitterden okuduklarimi almancaya ceviriyorum. Benim de elimden gelen bu. Cünkü tüm dünyada oldugu gibi Gezi Parki Almanya'da da direniyor. Sevgiler.
Ahu

Bu blogdaki popüler yayınlar

Roman Gibi Bir Hayat: Jane Austen

Hani sıklıkla duyarız zaman zaman bizler de söyleriz ya “Hayatımı yazsam roman olur!” diye, işte bunu iki yüzyıl önce bir lady, çağının tüm engellerine ve baskılarına rağmen başarmış. Kimden mi söz ediyorum? İngiliz edebiyatının gelmiş geçmiş en iyi romancılarından kabul edilen ve kendi hüzünlü hayat hikayesine inat, her romanını mutlu sonla bitirerek yazan Jane Austen’dan tabii ki.  42 sene sürmüş kısacık hayatında yaşadığı dönemin tüm baskılarına ve engellemelerine karşı dimdik durmuş ve belki de gerçek hayatında sadece bir kez bulup kaybettiği aşkına inat, mizah yönü kuvvetli ve kendine yeten güçlü bayan karakterler yazdığı romanlarıyla bir efsane haline gelmiştir. Ben kendisiyle ortaokul yıllarımda Aşk ve Gurur romanıyla tanıştım. Daha sonra Aşk ve Gurur benim defalarca okuduğum, neredeyse diyaloglarını ezbere bildiğim bir kitap haline geldi. Yayınlanmasının üzerinden iki yüzyıldan fazla süre geçen bir roman, dünyada milyonlarca kişiyi etkileyebiliyor ve kendine hayran bırakabili…

Christian Grey'e Neden Asık Olduk?

Grinin Elli Tonu herhalde tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de kitap okuyan hemen her kadının okuduğu son zamanların bomba kitabı. Heryerde kitapla ilgili yazılar görüyorum. Kimi gerçekten nefret ediyor, kimi kararsız kalmış, kimileri de benim gibi gerçekten sevmiş. Aslında edebi değeri yokmuş, konusu çok basitmiş vs vs gibi şeyleri göz önüne almadan tarafsızca okuduysak , kitaba bayılmamak için bir sebep yok bence.
Bir kaç sene önce Twilight /Alacakaranlık serisi de benzer bir “Ahhhh Edward!” durumu yaratmıştı bünyelerde. Gerçi o kitaplarda vampir/kurtadam olayları olduğu için Grinin Elli Tonu’nu okuyan bir çok kişi bu seriyi okumamıştı ama bugün biliyoruz ki bu kitapta aslında Twilight’ın yetişkin versiyonu olarak yazılmış.
Ama işte bugün karşımızda kapı gibi bir Christian Grey gerçeği duruyor. İlk kitabı okuduktan sonra dayanamamış diğer kitapları da internetten bulup okumuştum. Ve şöyle söyleyebilirim toplamda 1500 küsur sayfanın üzerindeki üçlemeyi yaklaşık 5-6 günde bitirmiştim…

Yetmisler, Seksenler ve Doksanlar Modası

Herkese merhabalar arkadaşlar, Blog turumuz kapsamında incelediğimiz Kristin Hannah'ın Ateşböceği serisi iki kız arkadaşın, Kate ve Tully'nin, 1970'lerde henüz on üç yaşında başlayan dostluklarının hikâyesini anlatıyor. Tabii bu duygusal hikâyeyi okurken de yazarın eşsiz kalemiyle o dönemlere adeta bir zaman yolculuğuna çıkıyoruz. Ben de bu yazımda kitabımızda geçen dönemler hakkında kısaca bilgi vermek istedim.
Bakalım karakterlerimiz o yıllarda nasıl giyiniyorlarmış?

"YÜREGIN KRALIÇESI" - JUDITH McNAUGHT

Blogumdaki ilk yazar incelememi en sevdiğim yazarlardan biri olan Judith McNaught ile yapmak istedim. Bu yazım ayrıca Blogum Dergisi Şubat 2013 sayısında da yayınlandı. Dergiye  buradan ulaşabilirsiniz. Ve işte karşınızda ilk yazar incelemem : 
Judith Mc Naught (Kısaca JM) nam-ı diğer Yüreğin Kraliçesi  Hani bir gün bir kitap okudum hayatım değişti derler ya...İki sene kadar önce benim hayatım değişmese de okuduğum bir kitap hiç bilmediğim bir dünyaya adım atmama vesile oldu. Bir daha da çıkamadım o büyülü dünyadan. Okumayı ilk öğrendiğim yıllardan beri deli gibi kitap okuyan ben, bu türü hiç duymamış olmanın hissettirdiği cahilliğime mi yanayım yoksa bu zaman kadar böyle güzellikleri kaçırdığıma mı yanayım bilemedim açıkçası. Neden mi bahsediyorum? Bir zamanlar benim dahi burun kıvırdığım, çoğu insanın küçümsediği Aşk Romanlarından tabii ki. Bugün bu yazımda da hem biraz aşk romanlarını (romansları) hem de en sevdiğim yazarını tanıtmaya çalışacağım. Belki de bu yazıyı okuyan biri öny…

Ayın En 'Klasik' Günü: AŞK ve GURUR - Jane Austen

Herkese Merhaba Arkadaşlar, Bu sene yeni bir etkinliğe başlayacağımı şu yazımda duyurmuştum. Bu sene için kendime koyduğum her ay bir klasik okuma hedefini maalesef bazı özel sebepler yüzünden geciktirdim. Bunun için lütfen kusura bakmayın.

Şimdi gelelim Ayın En Klasik Günü etkinliğimin ilk kitabına. Benim çok sevdiğim ve defalarca okumuş olduğum Jane Austen'in en bilinen eseri Aşk ve Gurur'la açılışı yapmak istiyorum.
Aşk ve Gurur, orijinal adıyla Pride and Prejudice, tam çevrildiğinde Gurur ve Önyargı demek ama ülkemizde bu isimle pek tanınmıyor.
İlk olarak 1813 yılında yayımlanan romanı Austen, 1796-1797 yılları arasında 21 yaşındayken yazmıştır. Jane Austen'in oldukça ilginç bir yaşam öyküsü vardır. Uzun bir araştırmadan sonra yazmış olduğum Roman Gibi Bir Hayat: Jane Austen yazımı okumanızı tavsiye ederim.

Jane Austen'in hayatı boyunca tek bir kişiye aşık olduğu söylenir Tom Lefroy adındaki bu genç adamla yaşadıkları mutlu sonla bitmeyen aşklarına inat, Jane yazd…