Ana içeriğe atla

YORUM: Can Dostum - Bruce CAMERON


Can Dostum "Bir Sevgi Romanı" yazıyor ya kitabın kapağında, evet bu kitap gerçekten bir sevgi romanı.

Satırları okurken içinizi sımsıcak yapan, yüreğinizi pıt pıt attıran ve yüzünüze geniş bir gülümseme konduran bir hikayesi var. Özellikle siz de benim gibi köpek sahibiyseniz, roman bittikten sonra köpeğinize sımsıkı sarılmak ve onu öpücüklere boğmak isteyeceksiniz :) (ki ben bunu yaptım sarıldım mıncırdım bol bol)


Kitabımız tur için bize geldiğinde açıkçası ben biraz ön yargılıydım. Acıklı dizi ya da film izlemekten ve kitap okumaktan hiç hoşlanmadığım için "Ya bu kitap acıklıysa, ya köpek ölüyorsa ben okumam da okumam!" diye tur arkadaşlarıma tutturmuştum. Duygularını yüksek seviyede yaşayan bir manyak olarak hüzünlü, acıklı cacıklı hikayelerde hönkür hönkür ağlıyorum ve günlerce etkisinden çıkamıyorum. Yaprak Dökümü dizisini ilk bölümünü izleyip bırakmış, Babam ve Oğlum filminde ağlamaktan helak olmuş bünyeme bir daha bu acıları yaşatmamaya söz vermiştim. Ama kitap hiç de öyle duygu sömürüsü yapan, ajitasyonun dibine vurmuş bir kitap değil. O yüzden benim gibi "ya ben keyif almak için okuyorum niye durduk yere ağlayayım ki" diyenlerin de çekinmeden okuyabilecekleri, içinizi sıcacık yapan bir roman.

Kitabımızın konusuna gelirsek, Toby isimli bir yavru sokak köpeğinin bebişken hayatla tanışması ve ilk derslerini öğrenmesiyle hikayemiz başlıyor. Sokak köpekliği hayatını tamamladıktan sonra sırasıyla Bailey isimli bir golden retriever, Ellie isimli bir Alman kurdu ve Buddy isimli bir labrador olarak her seferinde yeniden doğuyor. Ama her dünyaya gelişinde eski hatıralarını ve öğrendiklerini de hatırlıyor ve bu da işleri daha eğlenceli ve ilginç hale getiriyor.

Bu kitapta bana değişik gelen bir detay oldu. Normalde kedili köpekli filmlerde onlar hep birbirleriyle konuşurlar ya, bunda konuşmuyorlar. Koklaşıyorlar, oynuyorlar, kavga ediyorlar vs. ama aralarında sözlü bir iletişim yok. Hatta kahramanımızın diğer hayvanlar hakkında çok ilginç düşünceleri var. Özellikle kedileri hiç anlayamıyor :) O kadar komik yorumları var ki onlar hakkında, elinizde olmadan gülüyorsunuz :)

Kitapta köpeğin özellikle golden olduğu yaşamı beni çok keyiflendirdi. Diğer türleri beslemediğim için huylarını çok bilmem ama kitaptaki Bailey aynı benim kızımdı. :) Benim de Dora isminde 5 yaşında bir golden retrieverım var (zaten dünkü yazımı okuduysanız tanıyorsunuz kendisini :) ). Ailemize henüz 1,5 aylıkken katılmıştı. Bailey'in hareketleri, sahibiyle olan ilişkisi, diğer hayvanlarla ilişkisi aynı benim Dora :) Mesela kitabın bir yerinde sahibi olan çocuk kayboluyor ve soğukta üşüyüp titremeye başlıyor. Bailey'de hemen gidip çocuğu ısıtmak için üzerine yatıyor. Benzer bir  olayı ben de yaşadım. Bir gün evde eşim de ben de acayip grip olmuş yatıyoruz. İkimizin de durumu birbirinden beter, bir koltukta o, bir koltukta ben battaniyelere sarılmış uzanıyoruz. Eşim benden biraz daha iyi durumda ara sıra kalkıyor ilacımı veriyor, çorba yapıyor falan. Neyse böyle kundaklı bir şekilde yatarken bir anda bana bir titreme nöbeti geldi. Nasıl üşüyorum anlatamam. Dora'da bu arada yerde uzanıyor. Ben titremeye başlayınca bizimki kafayı kaldırıp bana bakmaya başladı. Sonra yerinden fırladığı gibi koltuğa hoplayıp üzerime yattı. Ki burada önemli bir nokta var ki bizim evde Dora'nın koltuklara çıkması çok uzun zamandır yasaktır. Yani kesinlikle huyu olmayan bir şekilde benim üşüdüğümü görünce kendince beni ısıtmak için üstüme yattı :) Tabii biz eşimle şok olduk duruma. Ben de ona sıkıca sarıldım, sıcaklığıyla ısındım ve birlikte öyle uyukladık. Canım benim o ya :)

Kitapta köpeklerin sahibinin duygularını hissettiği, sahibi mutlu olduğunda ne kadar mutlu olduğu, sahibi üzüntülüyken onun da nasıl üzüldüğü çok iyi anlatılmış. Ve bu da kesinlikle çok doğru bir saptama. Yine bizim Dora'dan örnek vermek isterim. (Ayyy hani o çocuğunu anlatmaya doyamayan annelerden biri gibi oldum ama fırsat bu fırsat anlatacağım bana ne :) ) Bir gün ben işten geldim ama iş yerinde çok huzursuzum ve o gün de canımı sıkan bir olay olmuş. Eve girdim eşimle Dora balkondalar, eşim masada bir şeyler yapıyor Dora'da yarı uyuklayarak onu izliyor. Ben sandalyeye oturduğum gibi ağlamaya başladım. "iş yerinde şu oldu, bu oldu bla bla. Ben istifa edicem mutsuzum böhüüüü" diye ağlıyorum. Dora yattığı yerden fırladığı gibi boynuma atıldı, sarıldı ve yüzümü yalamaya başladı :) Normalde Dora'nın öyle yüz yalaması falan yoktur, resmen gözyaşlarımı sildi diliyle. Tabii ben onun bu sevgi gösterisi karşısında kahkaha atmaya başladım ve moralim yerine geldi. (Ha bu arada merak eden olursa ertesi gün istifa ettim işten :) )

Neyse işte bana Dora dediniz mi sabaha kadar konuşurum o yüzden kitaba döneyim ben. Gece yatarken elime alıp bakayım nasılmış dediğim kitabı 200 küsuruncu sayfada ancak elimden bırakıp, ertesi gün de hemen bitirdim. O kadar akıcı, sizi saran bir kitap yani bu. Bu yüzden sıcacık bir roman okumak isteyen herkese kesinlikle tavsiye ederim. Ve bu güzel kitabı kazanmak isteyenleri çekilişimize beklerim.

Herkese bol okumalı günler dileğimle
Katkılarından dolayı Yabancı Yayınlarına teşekkür ederiz

Sevgiler






a Rafflecopter giveaway

Yorumlar

tarih84 dedi ki…
çok çok keyifli bir kitaptı, Dora'nın fotoğraflarını gördükçe aklıma sevimli köpeğimiz geldi. Böyle güzel bir kitap olacağı kimin aklına gelirdi ki?

Bu blogdaki popüler yayınlar

Roman Gibi Bir Hayat: Jane Austen

Hani sıklıkla duyarız zaman zaman bizler de söyleriz ya “Hayatımı yazsam roman olur!” diye, işte bunu iki yüzyıl önce bir lady, çağının tüm engellerine ve baskılarına rağmen başarmış. Kimden mi söz ediyorum? İngiliz edebiyatının gelmiş geçmiş en iyi romancılarından kabul edilen ve kendi hüzünlü hayat hikayesine inat, her romanını mutlu sonla bitirerek yazan Jane Austen’dan tabii ki.  42 sene sürmüş kısacık hayatında yaşadığı dönemin tüm baskılarına ve engellemelerine karşı dimdik durmuş ve belki de gerçek hayatında sadece bir kez bulup kaybettiği aşkına inat, mizah yönü kuvvetli ve kendine yeten güçlü bayan karakterler yazdığı romanlarıyla bir efsane haline gelmiştir. Ben kendisiyle ortaokul yıllarımda Aşk ve Gurur romanıyla tanıştım. Daha sonra Aşk ve Gurur benim defalarca okuduğum, neredeyse diyaloglarını ezbere bildiğim bir kitap haline geldi. Yayınlanmasının üzerinden iki yüzyıldan fazla süre geçen bir roman, dünyada milyonlarca kişiyi etkileyebiliyor ve kendine hayran bırakabili…

Yetmisler, Seksenler ve Doksanlar Modası

Herkese merhabalar arkadaşlar, Blog turumuz kapsamında incelediğimiz Kristin Hannah'ın Ateşböceği serisi iki kız arkadaşın, Kate ve Tully'nin, 1970'lerde henüz on üç yaşında başlayan dostluklarının hikâyesini anlatıyor. Tabii bu duygusal hikâyeyi okurken de yazarın eşsiz kalemiyle o dönemlere adeta bir zaman yolculuğuna çıkıyoruz. Ben de bu yazımda kitabımızda geçen dönemler hakkında kısaca bilgi vermek istedim.
Bakalım karakterlerimiz o yıllarda nasıl giyiniyorlarmış?

Christian Grey'e Neden Asık Olduk?

Grinin Elli Tonu herhalde tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de kitap okuyan hemen her kadının okuduğu son zamanların bomba kitabı. Heryerde kitapla ilgili yazılar görüyorum. Kimi gerçekten nefret ediyor, kimi kararsız kalmış, kimileri de benim gibi gerçekten sevmiş. Aslında edebi değeri yokmuş, konusu çok basitmiş vs vs gibi şeyleri göz önüne almadan tarafsızca okuduysak , kitaba bayılmamak için bir sebep yok bence.
Bir kaç sene önce Twilight /Alacakaranlık serisi de benzer bir “Ahhhh Edward!” durumu yaratmıştı bünyelerde. Gerçi o kitaplarda vampir/kurtadam olayları olduğu için Grinin Elli Tonu’nu okuyan bir çok kişi bu seriyi okumamıştı ama bugün biliyoruz ki bu kitapta aslında Twilight’ın yetişkin versiyonu olarak yazılmış.
Ama işte bugün karşımızda kapı gibi bir Christian Grey gerçeği duruyor. İlk kitabı okuduktan sonra dayanamamış diğer kitapları da internetten bulup okumuştum. Ve şöyle söyleyebilirim toplamda 1500 küsur sayfanın üzerindeki üçlemeyi yaklaşık 5-6 günde bitirmiştim…

"YÜREGIN KRALIÇESI" - JUDITH McNAUGHT

Blogumdaki ilk yazar incelememi en sevdiğim yazarlardan biri olan Judith McNaught ile yapmak istedim. Bu yazım ayrıca Blogum Dergisi Şubat 2013 sayısında da yayınlandı. Dergiye  buradan ulaşabilirsiniz. Ve işte karşınızda ilk yazar incelemem : 
Judith Mc Naught (Kısaca JM) nam-ı diğer Yüreğin Kraliçesi  Hani bir gün bir kitap okudum hayatım değişti derler ya...İki sene kadar önce benim hayatım değişmese de okuduğum bir kitap hiç bilmediğim bir dünyaya adım atmama vesile oldu. Bir daha da çıkamadım o büyülü dünyadan. Okumayı ilk öğrendiğim yıllardan beri deli gibi kitap okuyan ben, bu türü hiç duymamış olmanın hissettirdiği cahilliğime mi yanayım yoksa bu zaman kadar böyle güzellikleri kaçırdığıma mı yanayım bilemedim açıkçası. Neden mi bahsediyorum? Bir zamanlar benim dahi burun kıvırdığım, çoğu insanın küçümsediği Aşk Romanlarından tabii ki. Bugün bu yazımda da hem biraz aşk romanlarını (romansları) hem de en sevdiğim yazarını tanıtmaya çalışacağım. Belki de bu yazıyı okuyan biri öny…

Orta Çagda Ne Giysem : TUDOR DÖNEMI

Bir gün bir bakmışız zaman makinası icat edilmiş ve benim gibi historical meraklıları da atlamışız bu makinelere hoooop eski zaman İngiltere'sine gitmişiz. Üzerinizde kot pantolon ve sandaletlerle cadı sanılıp yakılmak ya da kafir sanılıp başınızın kesilmesini istemiyorsanız "Orta Çağda Ne Giysem" isimli yazı dizimi mutlaka takip edin. Söz konusu olan can güvenliğimiz arkadaşlar olay çok ciddi yani. :)