Ana içeriğe atla

GEÇMIS YÜZYIL EGLENCELERI : BALO DANSLARI

 

Blog turumuz kapsamında incelediğimiz Aşk Tüm Zamanların İçinden Geçer serisi daha önceki yazılarımda bolca anlattığım gibi zaman yolcusu Gwendolyn ve Gideon'un sık sık geçmişe gitmelerini ve oradaki maceralarını anlatıyordu. Bu geçmiş yüzyıllara yaptıkları yolculuklarda Gwendolyn'in en çok zorlandığı konuların başında (yelpaze sallamanın dışında) o dönem ki balo danslarını öğrenmek geliyordu. Ukala kuzeni Charlotte ve adını şimdi hatırlamadığım bir hoca eşliğinde bu salon danslarını çalışıyor, sürekli adımları şaşırıyordu. Taa ki ukala ötesi yakışıklı kişilik Gideon gelip de onunla dans edene kadar. O zaman kanatlanıp bir kelebeğe dönüşüyor, tek tek basaraktan, sek sek sekerekten adeta bir Dance Queen oluyordu. Ahhh aşk sen nelere kadirsin!


Bugünkü yazımda sizlere çok kısaca kitapta bahsedilen danslardan bahsedeceğim. Yazıların sonundaki videoları da izlemenizi tavsiye ederim. 

İlk dansımız Minuet (manuet, menuet diye de yazılıyor), iki kişinin karşılıklı yaptığı Fransız kökenli bir dans. Fransız Saray Dansı'da denilen Minuet 17.yy da ortaya çıkmıştı ve görkemli Rokoko döneminde tüm balolarda ve toplantılarda mutlaka icra edilirdi. (ayh buraya icra edilmekten başka kelime bulamadım ya!)


Minuet dönemin en önemli müzisyenlerine de ilham kaynağı olmuş, başta Haydn olmak üzere Mozart ve Beethoven'da birbirinden güzel minuetler bestelemiştir. Haydn'ın en ünlü Minuetlerinden birini paylaşıyorum sizlerle. İnsana eteklerini tutarak salonun ortasında dönme hissi vermiyor mu sizce de?

Şimdi bu güzel dansın o dönemlerin kıyafetleriyle çekilmiş bir videosunu izleyelim. Sanıyorum bir filmden sahneler bu görüntüler ama hangi film olduğunu bilemiyorum. Ama sanki gerçekten o dönemlerde bir baloda bu dansı izlermiş gibi oluyor insan.



O dönemlerde popüler olan bir diğer dansımız da Quadrille. Minuet iki kişilik bir dansken, Quadrille dört çiftin kare şeklinde sıralanıp birbirleriyle dans etmesiyle icra edilirdi. (dilimi eşek arısı soksun başka kelime bulamıyorum!) Aşağıda bu dansın çok güzel bir videosu var ve izlediğinizde ne demek istediğimi daha net anlarsınız sanıyorum.

Bugünlük size bahsedeceğim son dansımız da Polonaise arkadaşlar. İlk olarak Polonya'da ortaya çıkan bu dans önce Fransa'da daha sonra da tüm Avrupa'da baloların ilk açılış dansı olarak icra edilirdi. (tüüüü bana!)


Özellikle Chopin (biz onu Şopen diye biliriz) çok güzel besteler yapmıştır Polonoise stilinde. Yine Beethoven ve Handel'e de ilham kaynağı olmuş ve bir çok bestelerinde yer almıştır.
Polonoise dansıyla ilgili Youtube da çok güzel bir video buldum. Narin Rus kızlar uçarcasına Poloneise dansı yapıyorlar. İzleyiniz, öğreniniz sonra bir balo olmasa da düğünde, kınada falan bu dansı yapmanız gerekirse mahcup olmayınız :)



Eveeeet bir dönem yazımın daha sonuna gelmiş bulunuyoruz. Bu dansların yapıldığı balolarla ilgili yazımı okumak için buraya tıklayabilirsiniz. Umarım sizler de benim kadar keyif almışsınızdır. OKK blog turumuz kapsamında incelediğimiz Aşk Bütün Zamanların İçinden Geçer serisini merak ediyorsanız turumuzun diğer duraklarını da ziyaret etmeyi ve çekilişimize katılmayı unutmayın!

Herkese masal tadında bol okumalı günler diliyorum
Sevgilerimle





Yorumlar

Ahahaha ellerine sağlık ablam güzel bir yazı olmuş. Bunuda diyerek dönem yazılarını okuduğumu itiraf etmiş oldum ama eğlenceliler şimdi. #icraetmek ahahaha hala gülüyorum :D
Teşekkürler Erencim :)Oku tabii sadece kızlar okuyacak diye bir durum yok :D Sen de oku bilgilen di mi ama? :)
Benherneysemo dedi ki…
Yine harika bir yazı... Ben de dans etmek istedim bir an bu taraklarda bezi olmayan biri olarak :) O kıyafetlerle zarifçe dans edenleri tekrar tebrik ediyorum ve oraya en uygun kelime icra etmek zaten ablam, neden taktın bu kadar :D Dans oynuyolardı diyemeyeceğine göre :D
The Reading Lady dedi ki…
Sağol canım :) Ne bileyim sanki daha iyi bir kelime varmış da ben bulamamışım gibi geliyor :D

Bu blogdaki popüler yayınlar

Roman Gibi Bir Hayat: Jane Austen

Hani sıklıkla duyarız zaman zaman bizler de söyleriz ya “Hayatımı yazsam roman olur!” diye, işte bunu iki yüzyıl önce bir lady, çağının tüm engellerine ve baskılarına rağmen başarmış. Kimden mi söz ediyorum? İngiliz edebiyatının gelmiş geçmiş en iyi romancılarından kabul edilen ve kendi hüzünlü hayat hikayesine inat, her romanını mutlu sonla bitirerek yazan Jane Austen’dan tabii ki.  42 sene sürmüş kısacık hayatında yaşadığı dönemin tüm baskılarına ve engellemelerine karşı dimdik durmuş ve belki de gerçek hayatında sadece bir kez bulup kaybettiği aşkına inat, mizah yönü kuvvetli ve kendine yeten güçlü bayan karakterler yazdığı romanlarıyla bir efsane haline gelmiştir. Ben kendisiyle ortaokul yıllarımda Aşk ve Gurur romanıyla tanıştım. Daha sonra Aşk ve Gurur benim defalarca okuduğum, neredeyse diyaloglarını ezbere bildiğim bir kitap haline geldi. Yayınlanmasının üzerinden iki yüzyıldan fazla süre geçen bir roman, dünyada milyonlarca kişiyi etkileyebiliyor ve kendine hayran bırakabili…

Yetmisler, Seksenler ve Doksanlar Modası

Herkese merhabalar arkadaşlar, Blog turumuz kapsamında incelediğimiz Kristin Hannah'ın Ateşböceği serisi iki kız arkadaşın, Kate ve Tully'nin, 1970'lerde henüz on üç yaşında başlayan dostluklarının hikâyesini anlatıyor. Tabii bu duygusal hikâyeyi okurken de yazarın eşsiz kalemiyle o dönemlere adeta bir zaman yolculuğuna çıkıyoruz. Ben de bu yazımda kitabımızda geçen dönemler hakkında kısaca bilgi vermek istedim.
Bakalım karakterlerimiz o yıllarda nasıl giyiniyorlarmış?

Christian Grey'e Neden Asık Olduk?

Grinin Elli Tonu herhalde tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de kitap okuyan hemen her kadının okuduğu son zamanların bomba kitabı. Heryerde kitapla ilgili yazılar görüyorum. Kimi gerçekten nefret ediyor, kimi kararsız kalmış, kimileri de benim gibi gerçekten sevmiş. Aslında edebi değeri yokmuş, konusu çok basitmiş vs vs gibi şeyleri göz önüne almadan tarafsızca okuduysak , kitaba bayılmamak için bir sebep yok bence.
Bir kaç sene önce Twilight /Alacakaranlık serisi de benzer bir “Ahhhh Edward!” durumu yaratmıştı bünyelerde. Gerçi o kitaplarda vampir/kurtadam olayları olduğu için Grinin Elli Tonu’nu okuyan bir çok kişi bu seriyi okumamıştı ama bugün biliyoruz ki bu kitapta aslında Twilight’ın yetişkin versiyonu olarak yazılmış.
Ama işte bugün karşımızda kapı gibi bir Christian Grey gerçeği duruyor. İlk kitabı okuduktan sonra dayanamamış diğer kitapları da internetten bulup okumuştum. Ve şöyle söyleyebilirim toplamda 1500 küsur sayfanın üzerindeki üçlemeyi yaklaşık 5-6 günde bitirmiştim…

"YÜREGIN KRALIÇESI" - JUDITH McNAUGHT

Blogumdaki ilk yazar incelememi en sevdiğim yazarlardan biri olan Judith McNaught ile yapmak istedim. Bu yazım ayrıca Blogum Dergisi Şubat 2013 sayısında da yayınlandı. Dergiye  buradan ulaşabilirsiniz. Ve işte karşınızda ilk yazar incelemem : 
Judith Mc Naught (Kısaca JM) nam-ı diğer Yüreğin Kraliçesi  Hani bir gün bir kitap okudum hayatım değişti derler ya...İki sene kadar önce benim hayatım değişmese de okuduğum bir kitap hiç bilmediğim bir dünyaya adım atmama vesile oldu. Bir daha da çıkamadım o büyülü dünyadan. Okumayı ilk öğrendiğim yıllardan beri deli gibi kitap okuyan ben, bu türü hiç duymamış olmanın hissettirdiği cahilliğime mi yanayım yoksa bu zaman kadar böyle güzellikleri kaçırdığıma mı yanayım bilemedim açıkçası. Neden mi bahsediyorum? Bir zamanlar benim dahi burun kıvırdığım, çoğu insanın küçümsediği Aşk Romanlarından tabii ki. Bugün bu yazımda da hem biraz aşk romanlarını (romansları) hem de en sevdiğim yazarını tanıtmaya çalışacağım. Belki de bu yazıyı okuyan biri öny…

Orta Çagda Ne Giysem : TUDOR DÖNEMI

Bir gün bir bakmışız zaman makinası icat edilmiş ve benim gibi historical meraklıları da atlamışız bu makinelere hoooop eski zaman İngiltere'sine gitmişiz. Üzerinizde kot pantolon ve sandaletlerle cadı sanılıp yakılmak ya da kafir sanılıp başınızın kesilmesini istemiyorsanız "Orta Çağda Ne Giysem" isimli yazı dizimi mutlaka takip edin. Söz konusu olan can güvenliğimiz arkadaşlar olay çok ciddi yani. :)