Ana içeriğe atla

Yetmisler, Seksenler ve Doksanlar Modası

Herkese merhabalar arkadaşlar,
Blog turumuz kapsamında incelediğimiz Kristin Hannah'ın Ateşböceği serisi iki kız arkadaşın, Kate ve Tully'nin, 1970'lerde henüz on üç yaşında başlayan dostluklarının hikâyesini anlatıyor. Tabii bu duygusal hikâyeyi okurken de yazarın eşsiz kalemiyle o dönemlere adeta bir zaman yolculuğuna çıkıyoruz.
Ben de bu yazımda kitabımızda geçen dönemler hakkında kısaca bilgi vermek istedim.
Bakalım karakterlerimiz o yıllarda nasıl giyiniyorlarmış?


YETMİŞLER
60'lı yılların sonlarına doğru San Fransisco'da gençlerin sisteme ve tüketime karşı başlattığı bir hareketle HİPPİLER ortaya çıkar. Onlar aşk ve özgürlük çocuklarıdır. Sloganları "Savaşma Seviş" olan bu akımın gençleri kendilerine özgü bir giyim tarzı da yaratırlar. Rengarenk kıyafetler, büyük çiçekli desenler, üstüste takılan kolyeler ve jeanler bu akımın başlıca giysileridir. Süper mini etekler ve çizmelerin yanı sıra uzun etekler ve elbiselerde çok yaygın olarak kullanılmaktadır. Ayrıca yetmişlerin sonlarında disko dönemi de başlamıştır ve seksenlere etkisi büyük olacaktır.
Kitabımızda Tully'nin annesi de bir hippidir.




Bunu koymazsam olmazdı :))


SEKSENLER
 Kadınların iş hayatına girmeleri yetmişli yıllarda başlasa da Seksenli yıllarda iş hayatında kadınlar yönetici pozisyonlarında çalışmaya başlamışlardır. Bunun için belki de daha güçlü görünmek amacıyla daha maskülen kıyafetler de ortaya çıkmıştır. Büyük vatkalarla omuzları geniş gösterme, kısa kesilmiş sarı saçlar gibi. 
Ancak gençler apayrı bir dünyadadır. Disko dönemiyle birlikte geniş vatkalar, parlak fosforlu renkler, taytlar, zincirler ve bolca kullanılan aksesuarlarla gençler o dönemin ikonları Madonna ve Michael Jackson gibi gezinirler. 

DOKSANLAR
Bu yıllarda dünyayı yeni bir akım sarıyor: GRUNGE. Bütün o kat kat vatkalar, parlak desenli kıyafetler bir kenara konuluyor ve gençler en salaş en rahat kıyafetlere bürünüyorlar. Bol kotlar, asker postalları, botlar, dize kadar gelen kazaklar, eskimiş görünümlü pantolonlar, bele bağlanan ekose gömlekler...
Ayrıca kadınlar önceki yıllara göre daha feminen görünmeye başlıyorlar. Özgüvenleri giydikleri kıyafetlere minilerin ve vücuda yapışan kıyafetlerin ve dekoltenin artması gibi şekillerde yansıyor.

İKİ BİNLER
İnsanların yeni bin yıl başlıyor, millenyum geliyor, uzay çağı heyyoo! sevinçleri 11 Eylül 2001'de İkiz Kulelere yapılan saldırıyla birden değişiyor. Terör korkusu, insanlarda hayal kırıklığı ve mutsuzluğu beraberinde getiriyor. Böylece "Old Happy Days" yani eski güzel günlere geri dönmek istiyorlar ve Vintage akımı bu yıllarda çok yoğun yaşanıyor. Anneannenin eski çantası, ikinci el mağazadan alınan elbiseler gibi şeylerle insanlar hayal kırıklığını modaya yansıtıyorlar. Ayrıca 15-22 yaş arası bazı gençlerde isyanlarını emo giyim tarzlarıyla yansıtıyor. Siyah ağırlıklı isyankar bir giyim tarzıyla duygularını dışa vuruyorlar. 
Ateşböceğinin Şarkısı kitabında Kate'in kızı da emo oluyor.
 Umarım kitaplarımızda geçen yıllarla birlikte kahramanlarımızın giyim tarzlarını gözünüzün önünde biraz da olsa canlandırmanıza yardımcı olabilmişimdir. Turumuzun diğer duraklarını ziyaret etmeyi ve çekilişimize katılmayı unutmayın :)
Herkese bol okumalı günler dileğimle



Yorumlar

Joey Potter dedi ki…
80'ler bence moda tarihinden silinmeli. Çok ilginç evet ama çok kötü bence :)) Ne bileyim 50'ler 60'lar bana daha çok hitap ediyor sanki :) Eline sağlık...
The Reading Lady dedi ki…
80 ler gerçekte çok çok kötü :D ben de 60-70 ler modasını seviyorum :D

Bu blogdaki popüler yayınlar

Roman Gibi Bir Hayat: Jane Austen

Hani sıklıkla duyarız zaman zaman bizler de söyleriz ya “Hayatımı yazsam roman olur!” diye, işte bunu iki yüzyıl önce bir lady, çağının tüm engellerine ve baskılarına rağmen başarmış. Kimden mi söz ediyorum? İngiliz edebiyatının gelmiş geçmiş en iyi romancılarından kabul edilen ve kendi hüzünlü hayat hikayesine inat, her romanını mutlu sonla bitirerek yazan Jane Austen’dan tabii ki.  42 sene sürmüş kısacık hayatında yaşadığı dönemin tüm baskılarına ve engellemelerine karşı dimdik durmuş ve belki de gerçek hayatında sadece bir kez bulup kaybettiği aşkına inat, mizah yönü kuvvetli ve kendine yeten güçlü bayan karakterler yazdığı romanlarıyla bir efsane haline gelmiştir. Ben kendisiyle ortaokul yıllarımda Aşk ve Gurur romanıyla tanıştım. Daha sonra Aşk ve Gurur benim defalarca okuduğum, neredeyse diyaloglarını ezbere bildiğim bir kitap haline geldi. Yayınlanmasının üzerinden iki yüzyıldan fazla süre geçen bir roman, dünyada milyonlarca kişiyi etkileyebiliyor ve kendine hayran bırakabili…

Christian Grey'e Neden Asık Olduk?

Grinin Elli Tonu herhalde tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de kitap okuyan hemen her kadının okuduğu son zamanların bomba kitabı. Heryerde kitapla ilgili yazılar görüyorum. Kimi gerçekten nefret ediyor, kimi kararsız kalmış, kimileri de benim gibi gerçekten sevmiş. Aslında edebi değeri yokmuş, konusu çok basitmiş vs vs gibi şeyleri göz önüne almadan tarafsızca okuduysak , kitaba bayılmamak için bir sebep yok bence.
Bir kaç sene önce Twilight /Alacakaranlık serisi de benzer bir “Ahhhh Edward!” durumu yaratmıştı bünyelerde. Gerçi o kitaplarda vampir/kurtadam olayları olduğu için Grinin Elli Tonu’nu okuyan bir çok kişi bu seriyi okumamıştı ama bugün biliyoruz ki bu kitapta aslında Twilight’ın yetişkin versiyonu olarak yazılmış.
Ama işte bugün karşımızda kapı gibi bir Christian Grey gerçeği duruyor. İlk kitabı okuduktan sonra dayanamamış diğer kitapları da internetten bulup okumuştum. Ve şöyle söyleyebilirim toplamda 1500 küsur sayfanın üzerindeki üçlemeyi yaklaşık 5-6 günde bitirmiştim…

"YÜREGIN KRALIÇESI" - JUDITH McNAUGHT

Blogumdaki ilk yazar incelememi en sevdiğim yazarlardan biri olan Judith McNaught ile yapmak istedim. Bu yazım ayrıca Blogum Dergisi Şubat 2013 sayısında da yayınlandı. Dergiye  buradan ulaşabilirsiniz. Ve işte karşınızda ilk yazar incelemem : 
Judith Mc Naught (Kısaca JM) nam-ı diğer Yüreğin Kraliçesi  Hani bir gün bir kitap okudum hayatım değişti derler ya...İki sene kadar önce benim hayatım değişmese de okuduğum bir kitap hiç bilmediğim bir dünyaya adım atmama vesile oldu. Bir daha da çıkamadım o büyülü dünyadan. Okumayı ilk öğrendiğim yıllardan beri deli gibi kitap okuyan ben, bu türü hiç duymamış olmanın hissettirdiği cahilliğime mi yanayım yoksa bu zaman kadar böyle güzellikleri kaçırdığıma mı yanayım bilemedim açıkçası. Neden mi bahsediyorum? Bir zamanlar benim dahi burun kıvırdığım, çoğu insanın küçümsediği Aşk Romanlarından tabii ki. Bugün bu yazımda da hem biraz aşk romanlarını (romansları) hem de en sevdiğim yazarını tanıtmaya çalışacağım. Belki de bu yazıyı okuyan biri öny…

Ayın En 'Klasik' Günü: AŞK ve GURUR - Jane Austen

Herkese Merhaba Arkadaşlar, Bu sene yeni bir etkinliğe başlayacağımı şu yazımda duyurmuştum. Bu sene için kendime koyduğum her ay bir klasik okuma hedefini maalesef bazı özel sebepler yüzünden geciktirdim. Bunun için lütfen kusura bakmayın.

Şimdi gelelim Ayın En Klasik Günü etkinliğimin ilk kitabına. Benim çok sevdiğim ve defalarca okumuş olduğum Jane Austen'in en bilinen eseri Aşk ve Gurur'la açılışı yapmak istiyorum.
Aşk ve Gurur, orijinal adıyla Pride and Prejudice, tam çevrildiğinde Gurur ve Önyargı demek ama ülkemizde bu isimle pek tanınmıyor.
İlk olarak 1813 yılında yayımlanan romanı Austen, 1796-1797 yılları arasında 21 yaşındayken yazmıştır. Jane Austen'in oldukça ilginç bir yaşam öyküsü vardır. Uzun bir araştırmadan sonra yazmış olduğum Roman Gibi Bir Hayat: Jane Austen yazımı okumanızı tavsiye ederim.

Jane Austen'in hayatı boyunca tek bir kişiye aşık olduğu söylenir Tom Lefroy adındaki bu genç adamla yaşadıkları mutlu sonla bitmeyen aşklarına inat, Jane yazd…