22 Nis 2013

Kitap Sihirbazı Çekilişim Sonuçlandı!



Merhaba arkadaşlar,
Kitap Sihirbazı.com ile ortak gerçekleştirdiğimiz çekilişimizin kazananları belli oldu!



Veeeee kazananlar :


Gizemli Gelinlik kitabını kazanan şanslı izleyicim : Nuray Durmuş
















Kış Sarayı kitabını kazanan şanslı izleyicim : Ebru Sağ olmuştur.











Kitaplarınızı iyi günlerde okumanız dileğimle :)

Katılan herkese çok teşekkür ediyorum

Bol okumalı günler dileğimle

Sevgiler

The Reading Lady












Kitap Sihirbazı Çekilişim Sonuçlandı!



Merhaba arkadaşlar,
Kitap Sihirbazı.com ile ortak gerçekleştirdiğimiz çekilişimizin kazananları belli oldu!

17 Nis 2013

OKK II.Blog Turu :Kaçığın Kızı Romanının Yazarı Megan Shepherd ile Söyleşimiz


Okuyan Kızlar Kulübü olarak ikinci blog turumuzu geçen hafta Dex Yayınlarından çıkan Kaçığın Kızı romanıyla yapmıştık hatırlarsanız. Kitabımızın yazarı Megan Shepherd bizleri kırmadı ve söyleşi teklifimizi kabul etti. Gotik korku türünde yazılmış roman hakkında daha fazla bilgi edinmek isterseniz buradan yorumumu ve buradan turumuzun diğer duraklarını ziyaret edip keyifli vakit geçirebilirsiniz. Şimdi yazarımızla yaptığımız sıcak sohbetimize başlayalım ne dersiniz?

The Reading Lady: Merhabalar Megan ve söyleşi talebimizi kırmadığınız için çok teşekkür ederim. Sizi daha yakından tanıyabilmemiz için bize kısaca kendinizden bahseder misiniz?
Megan Shepherd: Merhaba Onur ve merhaba Türkiye! Kitabımın Türkiye'de yayınlandığını duyunca çok heyecanlanmıştım! Size de benim kitabımı okuduğunuz ve blog tur yaptığınız için çok teşekkür ederim. Kısaca kendimden bahsetmem gerekirse büyürken ailem bir kitap dükkanı sahibiydi ve ben orayı kendi özel kütüphanem gibi kullanırdım. Her türde kitabı alır okur ve bitince yerine koyardım. Bu şekilde okuma sevdalısı olmuştum. Daha sonra üniversitede Uluslararası ilişkiler okudum ve dış işlerinde çalışmak istiyordum. İşim sebebiyle birçok değişik ülkede yaşadım ama eşimle tanıştığımda Amerika'da temelli kalmaya karar verdim. Şimdi iki kedimizle birlikte küçük bir dağ kasabasında yaşıyoruz. 

The Reading Lady: Yazarlığa yeni başlayan biri olarak en unutamadığınız anınız neydi?
Megan Shepherd: O kadar çok hatırlanmaya değer, muhteşem anlar yaşadım ki! Ama sanırım en unutulmaz olanı ajansımın araması ve bana kitabımı kabul edip teklif yaptıkları andı. O zamanlar tam zamanlı bir günlük işte çalışıyordum ve telefonu kapatır kapatmaz ofisime girip iş arkadaşlarım beni görmeden sevinçten ağlamıştım. İlk kez o zaman gerçekten yazar olabileceğime inanmıştım.

The Reading Lady: Kitabınızı "Dr.Morou'nun Adası" isimli kült romandan esinlenerek yazdığınızı biliyoruz. Sizi bu romandan esinlenerek yeni bir roman yazmaya iten şey neydi?
Megan Shepherd: LOST isimli TV dizisini çok seviyordum ve gizemli bir adada geçen bir hikaye yazmak istiyordum. Sonra birgün HG Wells'in yazdığı Dr.Morou'nun Adası kitabı aklıma geldi. Kitabı yeniden okuduğumda kitapta hiç kadın karakter olmadığı dikkatimi çekti. Kitaptaki hikaye bugün dahi okuyucuyu etkileyebildiği için ben de hikayeyi bir de kadın bir karakterin ağzından, onun bakış açısından yazmaya karar verdim.

The Reading Lady: Kitabınızı henüz okumamış kişilere Kaçığın Kızı'nı nasıl tarif ederdiniz?
Megan Shepherd: Kaçığın Kızı Victoria İngiltere'sinde kısıtlayıcı, baskıcı bir toplumun ve geçmişindeki büyük skandalın gölgesinde yaşayan bir genç kızı anlatan romantik-gerilim türünde bir kitap. Her zaman ölmüş olduğunu düşündüğü babasının aslında yaşadığını ve çalışmalarını ıssız bir adada sürdürdüğünü öğrenmesiyle, onun gerçekte kim olduğunu merak etmesiyle başlıyor. Babasının yaşadığı adaya gidiyor ve onun yaptığı korkunç ama dahice çalışmalarını görüyor ve babasının asistanına karşı romantik hisleri oluşuyor. Sanırım buradan sonrasını da kitaptan okumanız gerekecek :)

The Reading Lady: Peki ana karakterinizi sizin bakış açınızdan bir analiz etmenizi istesem?
Megan Shepherd: Ana karakterim Juliet topluma hiç bir şekilde uyum sağlayamayan bir genç kız. Victorian dönemi İngilteresinde genç kızların erdemli, gösterişsiz, sessiz ve erkeklere karşı itaatkar olması bekleniyor. Juliet ise bunun tersine bilime ve diğer erkeksi alanlara büyük ilgi duyuyor. Ve böyle sıradışı ilgilerinin olmasını babasına çekmiş olduğundan kaynakladığını düşünüyor ve kafasında hep babası gibi kaçık olabileceği düşüncesi var.

The Reading Lady: Kitabın karanlık gotik bir havası var ve okurken her saniye bu havayı hissedebiliyoruz. Peki kitabı yazarken siz nasıl bir atmosferde yazdınız? Örneğin nerede yazdınız, ne tür müzikler dinlediniz?
Megan Shepherd: Seninde söylediğin gibi karanlık bir atmosferi olan bir kitap bu ve bu yüzden bu havaya girebilmem biraz zama aldı. Genelde geceleri ve yalnızken yazdım ve bu havaları veren müzikler dinledim. Örneğin Florence + The Machine ve Radiohead gibi. Ayrıca bazı gizemli ada fotoğrafları buldum ve ilham vermesi için masamın tam karşıma astım :)

The Reading Lady: Kitabınızın en çok hangi bölümünü beğeniyorsunuz? Ve eğer siz Juliet'in yerinde olsaydınız erkek karakterlerden hangisini seçerdiniz? Montgomery mi Edward mı? :)
Megan Shepherd: Juliet'in babasıyla ilgili içsel çatışmalar yaşamasını gerçekten çok seviyorum. Hayatı boyunca çok yalnız kalmış ve aile sevgisine çaresizce ihtiyaç duyuyor. Ancak babası iyi bir adam mı değil mi konusunda yaşadığı ahlaki çatışmaları gerçekten çok sevdim.
Eğer Juliet'in yerinde olsaydım kesinlikle Montgomery'i seçerdim. Bir çok yanlış yapmasına rağmen çok iyi bir kalbi var ve biraz karmaşık bir karakter. 

The Reading Lady: Bu serinin bir üçleme olacağını biliyoruz. Kaçığın Kızı çok heyecanlı ve bize neredeyse tırnaklarımızı yediren bir yerde bitti. İkinci kitabınızın yazım süreci bitti mi? Bittiyse ne zaman yayınlanacağı hakkında tarih verebilir misiniz?
Megan Shepherd: İkinci kitabın yazım süreci bitti ve 2014 Ocak ayında yayınlanacak. Bu kitabın konusu yine aynı hikayenin devamı olacak. Bu sefer Juliet'i Londra'ya dönmüş olarak bulacağız. Bu kitabı ise The Strange Case of Dr.Jekyll and Mr.Hyde kitabından ilham alarak yazdım. Üçüncü kitapta da Frankenstein 'ı temel alarak yazıyorum :)

The Reading Lady: Kitabınızı yazarken hiç  yabancı ülkelerde yayınlanacağı, okunacağı ve sevileceği aklınıza gelmiş miydi? Bununla ilgili duygularınızı öğrenebilir miyim?
Megan Shepherd: Kitabımın Türkiye'de ve diğer ülkelerde basılacağını ilk duyduğumda inanılmaz heyecanlanmıştım! Türkiye'yi ziyaret etmeyi her zaman çok istemişimdir ve yazdığım ikinci bir seride (The Cage) Türk bir karakterim var! Bu yüzden Türkiye'yi çok araştırdım ve açıkçası büyülendim ve ilk fırsatta gelmek istiyorum.

The Reading Lady: Biz de sizi davet ediyoruz o zaman :) Peki son olarak Türk okuyucularınıza neler söylemek istersiniz?
Megan Shepherd: Bu güzel sohbet için çok teşekkürler Onur! Ve umarım okuyan herkes kitabımı beğenir :) Her zaman hayranlarımla konuşmaktan memnuniyet duyuyorum bu yüzden benimle Facebook, Twitter ve internet sitem üzerinden iletişime geçebilirsiniz. Çok sevgilerimle

Ben de kendisine tekrar teşekkür ediyorum ve gerilim, korku türünde kitap okumayı seven herkese bu kitabı tavsiye ediyorum.
Ayrıca turumuza verdiği destekten dolayı Dex Yayınları'na da teşekkürler :)

Sevgilerimle

The Reading Lady













YAZAR RÖPORTAJI :Kaçığın Kızı Romanının Yazarı Megan Shepherd ile Söyleşimiz


Okuyan Kızlar Kulübü olarak ikinci blog turumuzu geçen hafta Dex Yayınlarından çıkan Kaçığın Kızı romanıyla yapmıştık hatırlarsanız. Kitabımızın yazarı Megan Shepherd bizleri kırmadı ve söyleşi teklifimizi kabul etti. Gotik korku türünde yazılmış roman hakkında daha fazla bilgi edinmek isterseniz buradan yorumumu ve buradan turumuzun diğer duraklarını ziyaret edip keyifli vakit geçirebilirsiniz. Şimdi yazarımızla yaptığımız sıcak sohbetimize başlayalım ne dersiniz?

16 Nis 2013

Historical Romance'ın Sevilen Yazarlarından ELOISA JAMES ile Söylestik!!


ELOISA JAMES ile Samimi bir Sohbet :)

Historical Romance Kraliçelerinden ELOISA JAMES, Türk okurları için benim ricamı kırmadı ve tüm nezaketiyle sorularımı cevaplamayı kabul etti. Hatta sadece bizlere özel olmak üzere bir de kitaplarını yazdığı çalışma köşesinin de fotoğrafını gönderdi. Kendisine buradan çok teşekkür ediyorum ve sizleri Eloisa ile yaptığım söyleşiyle başbaşa bırakıyorum. 



The Reading Lady: Merhaba Eloisa ve söyleşi talebimi kabul ettiğiniz için çok çok teşekkür ederim. Öncelikli olarak bize biraz kendinizden, geçmişinizden ve yazmaya olan ilginizden bahseder misiniz? Harvard, Oxford ve Yale Üniversitelerinde okuduğunuzu ve Shakespeare profesörü olduğunuzu biliyoruz. Shakespeare profesörlüğünden Historical Romance yazarlığına geçişinizi merak ediyorum açıkçası.

Eloisa James: Merhaba Onur! Öncelikle bu güzel yaklaşımın ve beni Türk okuyucularımla buluşturduğun için çok teşekkür ederim. İnan ben de en az senin kadar heyecanlıyım!

Kısaca kendimden bahsetmem gerekirse çocukluğum bir çiftlikte geçti. Babam bir şair, annem de kısa hikayeler yazan bir yazardı. Yani yazmak çocukluğumdan beri benim için çok doğal bir meşguliyetti. Romans türü ise küçük bir kızken dahi benim en sevdiğim türdü. Romansların kendi içinde bir melodisi ve çekiciliği vardı benim için. Dünyanın gerçekte katı, zor ve soğuk bir yer olduğunu biliyorum çünkü annemi çok erken yaşta kaybettim ve kronik bir hastalığı olan bir çocuğum var. Ama -ki bu kocaman bir ama- sevgi ve neşe herşeyi değiştiriyor. Evrenin eğer kendi içinde katı bir düzeni varsa, sevgi bu düzeni değiştiren ve güzelleştiren en önemli etken. Ve romanslar bana hep bunu hatırlatıyor. Bunu bence herkes bilmeli ve hatırlamalı. Historical Romance yazmamın sebebi ise biliyorsun ki Shakespeare Profesörüyüm ve İngiltere'nin geçmişi hakkında çok fazla bilgi sahibiyim. Ve bu bilgileri kafamda aşkla, sevgiyle birleştirip bunun versiyonlarını yazmak bana çok büyük keyif veriyor. 


The Reading Lady:  Bugüne kadar binlerce kitap okuduğunuzu tahmin edebiliyorum. Ama sizi en çok etkileyen ve ilham veren kitabı veya yazarı öğrenebilir miyim? Ayrıca şu anda okuduğunuz kitabı da çok merak ediyorum doğrusu :)

Eloisa James: Sanırım biraz tekdüze bir cevap olacak (ama kesinlikle doğru) en sevdiğim kitap Romeo ve Julliet. Çok zekice kurgulanmış bir oyundur. Şöyle ki Romeo' nun sürekli alaycılığı ve  dili kullanmadaki klişeleri (ki bu dönemi ve kullanılan dili incelerseniz daha iyi anlayacaksınız) çok eğlencelidir. Ancak oyunun ikinci bölümü de bir o kadar hüzünlüdür. Bir erkek kahramanı alıp derin bir aşka düşürmek, bayan kahramanın sürekli kendini sorgulaması ve derin aşklarını yaşatırken birden eseri alıp komediden trajediye dönüştürmek çok dahice bir beyinin işidir. Bana ilham veren en önemli yazar tabii ki de Shakespeare ama başta Loretta James'de olmak üzere çok fazla yazarı beğenerek okurum.

Şu anda ise Katie Macalister'ın Time Thief isimli  paranormal romans türündeki kitabını okumaktayım. Ve gerçekten çok büyük keyif alarak okuyorum.


The Reading Lady: Biraz da yazarlığa başlama hikayenizden söz eder misiniz?Ayrıca kitaplarınızı yazarken nasıl bir süreç izliyorsunuz? Kitabın ana fikrinin oluşmasından basımına kadar olan macerasını bize kısaca anlatabilir misiniz?

Eloisa James: Romans yazarlığına ciddi olarak başlama sebebim aslında öğrenci kredilerimi ödeyebilmek içindi! Kocam (kendisi çok tutumlu bir İtalyan'dır) ödenmemiş bir çok öğrenci kredim olduğunu ve bu yüzden ikinci bir çocuk sahibi olamayacağımızı söylemişti. (ki bu Amerika'da alışılmış bir durumdur.) Bu sebeple önce borçlarımı ödemek durumundaydım! Ben de böylece oturup bir romans yazdım. Daha sonra bir temsilci bu romanı aldı ve işe koyuldu. Bu dönemde bir çok editörden negatif cevaplar aldım ve  yaşadığım hayal kırıklığımı anlatamam. Bir gün temsilcim aradı ve birilerinin kitabımla ilgilendiğini  ve teklif verdiğini söyledi ama ben ona inanmakta güçlük çektim. Ertesi gün başka bir yayınevi aradı ve daha yüksek bir teklif vermesinin yanı sıra iki kitaplık bir anlaşma yapmak istediler! Bunu duyan ilk yayıncı da teklifini arttırdı ve üç kitaplık anlaşma yapmak istediler! Sonuç olarak ilk yayınevi ile anlaştım ve aldığım avansla tüm kredilerimi kapattım. Ancak şimdi üç kitap daha yazmak zorundaydım! Bu benim yazarlık kariyerimin başlangıcı oldu. 

Üç kitaptan sonra artık kitap yazmanın müptelası olmuştum. Tüm bu güzel olayların ortasında kızım Anna'ya hamile kaldım ve ilk kitabım (Potent Pleasures) ve ikinci kitabım (Midnight Pleasures) 'un basılmaları arasındaki sürede kızımı dünyaya getirdim.

Yazma sürecim ise gayet basit aslında : Kafamda bir ya da iki sahne kurguluyorum, yazmaya başlıyorum ve bu sahneleri kağıda dökene kadar yazmaya devam ediyorum. Bazen yazarken daha da iyi sahneler gözümün önüne geliyor ve böylece kitap tamamlanıyor. Bir de kitabımı yazarken önüme zaman kısıtlaması gibi engeller koymamaya çalışıyorum.
Eloisa James ve Eşi

The Reading Lady: İnternet sitenizdeki biyografinizde kendinizi Süperman'e benzetmişsiniz :) Ama sizin ikiden fazla kostümünüz olduğunu biliyorum : Profesörlük, yazarlık, annelik ve eş olmanız gibi. Peki bu kadar yoğunluğun ortasında otuz bir kitap yazacak zamanı nasıl buluyorsunuz? Ve yeni yazarlara ya da yazar adaylarına iş ve özel hayatı dengeleme ve zaman yönetimi hakkında nasıl tavsiyeler verirsiniz?

Eloisa James: Sırrım çok fazla uyumak! Ve kısa şekerlemeler yapmak! İşlerimi böyle düzenliyorum :) Uzun bir süre önce mükemmel olmanın mümkün olmadığını ve bunu kafama takmamam gerektiğini öğrendim. Bir kitabım yayınlandığında, bunun benim için en güzel yazma zamanları olduğunu fark ettim. Sanırım mükemmellikten vazgeçmek birçok şeyi yapabilmemi sağladı - ebeveynlik, ev işi ve yazmak gibi.

Ancak bazen iki kariyerimin olmasından çok yorgun düştüğüm ve yaşadığım baskıdan delirecek gibi olduğum günler oluyor. Bu gerçekten çok zor. Hayatımın dengesini çok iyi ayarlamak zorundayım-özellikle çocuklarım, eşim ve her gün yürüyüşe çıkarmak zorunda olduğum bir köpeğim varken. Fakat hepsinden öte  edebiyat öğretmek ve yazarlık birbirini bütünleyen işler ve bu yüzden çok şanslı olduğumu düşünüyorum!

Yeni yazarlara tavsiyem : Kendinize kötü yazılar yazma izni verin. Sadece yazmaya devam edin çünkü bir yazarın başına gelebilecek en kötü şey yazarlığı bırakmasıdır. Bana göre yazmak tamamen revizelerden ibarettir ve yazdığınız bir romanı sonradan düzeltmek çok kolaydır (çünkü hikayenin nereye gideceğini bilirsiniz) Ama boş bir sayfayı ya da sadece bir bölümlük birşeyi revize edemezsiniz. O yüzden içinizdeki eleştirmeni susturun ve hikayeniz bitene kadar durmadan yazın. Daha sonra yazdıklarınızı düzenler, mükemmel hale getirirsiniz.


The Reading Lady: Tüm romanlarınız historical romance türünde. Hiç günümüzde geçen aşk hikayeleri ya da başka bir türde yazmayı düşündünüz mü?

Eloisa James: Benim için günümüzde geçen hikayeler yazmak çok daha zor. Yazmayı denedim ancak diyalogları gerçekçi ve günümüz diliyle yazamadığımı gördüm. Belki de tüm gün Shakespeare öğrettiğimden olacak kafamın içinde sürekli tarihi konuşmalar duyarım. Ve romanlarımı yazarken de bu seslere kulak verince diyalogları yazmak çok daha kolay oluyor. Günümüzde geçen bir romans yazmayı denediğimde bunun bambaşka bir deneyim olduğunu gördüm ve bu türde yazan yazarları çok takdir ettim. Mesela ben zenci bir erkek karakteri kesinlikle yaratamıyor ve o konuşmaları yazamıyorum.

The Reading Lady: Basılmış otuz bir adet romanınız olmasına rağmen bizler henüz Desperate Dushesses serisinden dört kitabınızı okuyabildik. Umuyorum ilerleyen günlerde daha çok Eloisa James romansları okuyabiliriz. Size gönderdiğim Türk kitap kapaklarını nasıl buldunuz?

Eloisa James: Sevgili Onur, bildiğim kadarıyla on iki kitabım daha ülkenizde yayınlanmak üzere anlaşıldı. Yani çok kısa bir süre içinde diğer kitaplarım da basılacaktır bence :) Ve bana gönderdiğin Türk kapaklarını çok beğendiğimi de eklemeden geçemeyeceğim. İnceliğin için teşekkürler.

Ülkemizde yayınlanan serinin orijinal kapakları
The Reading Lady: Kitaplarınızı nerede yazıyorsunuz? Bir ofisiniz ya da özel bir çalışma alanınız var mı? Eğer sizin için de sakıncası yoksa bizler için buranın bir fotoğrafını gönderebilir misiniz?

Eloisa James: Oturma odasındaki masamda yazıyorum. New York City'de bir apartman dairesinde yaşıyoruz ve maalesef bu yüzden kendime ait çalışma odası olarak kullanabileceğim bir yerim yok. Bazı zamanlar konsantre olmakta bile çok zorlanıyorum çünkü çevremde hoplayıp zıplayan iki tane genç var :) Ama herşeyin ortasında olmayı seven bir yapım olduğu için yine de memnunum bu durumdan. İşte sizin için çalışma masamın bir resmi! 
Yazarın bize özel olarak gönderdiği resmi :)

The Reading Lady : Ve son olarak Türk okuyucularınıza ve sevenlerinize söylemek istediğiniz bir şey var mı?

Eloisa James : Herkese selamlar ve romanlarımı okuduğunuz için çok teşekkürler! Ben karakterlerimi hep çok özel arkadaşlarım olarak düşünürüm ve sizler de kitaplarımı okudukça, onların sizlerle de arkadaş olduklarını hayal ederim. Bu yüzden yarattığım karakterleri sevdiğiniz, onlarla keyif aldığınız ve kısa bir süre için de olsa beraber yaşadığınız için sizlere çok teşekkür ediyorum. En içten sevgilerimle
                                                                  Eloisa James
Yazar bizim için imzasını da yollamış!

Ben de Eloisa James'e nezaketi ve sorularıma verdiği samimi, içten yanıtlar için çok teşekkür ediyorum.

Thank you very much for your kindness Eloisa! We love you!



Bol okumalı günler dileklerimle

The Reading Lady

PS: Eloisa James kitapları ülkemizde Pegasus Yayınevi tarafından basılmaktadır.




Historical Romance'ın Sevilen Yazarlarından ELOISA JAMES ile Söylestik!!


ELOISA JAMES ile Samimi bir Sohbet :)

Historical Romance Kraliçelerinden ELOISA JAMES, Türk okurları için benim ricamı kırmadı ve tüm nezaketiyle sorularımı cevaplamayı kabul etti. Hatta sadece bizlere özel olmak üzere bir de kitaplarını yazdığı çalışma köşesinin de fotoğrafını gönderdi. Kendisine buradan çok teşekkür ediyorum ve sizleri Eloisa ile yaptığım söyleşiyle başbaşa bırakıyorum. 



The Reading Lady: Merhaba Eloisa ve söyleşi talebimi kabul ettiğiniz için çok çok teşekkür ederim. Öncelikli olarak bize biraz kendinizden, geçmişinizden ve yazmaya olan ilginizden bahseder misiniz? Harvard, Oxford ve Yale Üniversitelerinde okuduğunuzu ve Shakespeare profesörü olduğunuzu biliyoruz. Shakespeare profesörlüğünden Historical Romance yazarlığına geçişinizi merak ediyorum açıkçası.

Eloisa James: Merhaba Onur! Öncelikle bu güzel yaklaşımın ve beni Türk okuyucularımla buluşturduğun için çok teşekkür ederim. İnan ben de en az senin kadar heyecanlıyım!

Kısaca kendimden bahsetmem gerekirse çocukluğum bir çiftlikte geçti. Babam bir şair, annem de kısa hikayeler yazan bir yazardı. Yani yazmak çocukluğumdan beri benim için çok doğal bir meşguliyetti. Romans türü ise küçük bir kızken dahi benim en sevdiğim türdü. Romansların kendi içinde bir melodisi ve çekiciliği vardı benim için. Dünyanın gerçekte katı, zor ve soğuk bir yer olduğunu biliyorum çünkü annemi çok erken yaşta kaybettim ve kronik bir hastalığı olan bir çocuğum var. Ama -ki bu kocaman bir ama- sevgi ve neşe herşeyi değiştiriyor. Evrenin eğer kendi içinde katı bir düzeni varsa, sevgi bu düzeni değiştiren ve güzelleştiren en önemli etken. Ve romanslar bana hep bunu hatırlatıyor. Bunu bence herkes bilmeli ve hatırlamalı. Historical Romance yazmamın sebebi ise biliyorsun ki Shakespeare Profesörüyüm ve İngiltere'nin geçmişi hakkında çok fazla bilgi sahibiyim. Ve bu bilgileri kafamda aşkla, sevgiyle birleştirip bunun versiyonlarını yazmak bana çok büyük keyif veriyor. 

12 Nis 2013

OKK II.Blog Tur : KAÇIĞIN KIZI - Megan Shephard Kitap Yorumum :


Sene 1895...
Londra'da 16 yaşında bir kız tek başına hayat mücadelesi vermektedir. 
Tıp fakültesinde çalışıp her türlü zorluğa göğüs gererek sokaklara düşmemeye çalışmaktadır. 
Oysa ki 6 sene önce sosyetenin tepelerindeki ailesi korkunç bir skandaldan dağılmadan önce mutlu bir çocukluğu, onu seven koruyan bir babası vardır...


Kitabımız Juliet Morou'nun yıllar önceki skandalda ortadan kaybolan ve öldüğü zannedilen babasının gizemli adasına olan yolculuğu ile başlıyor. Doktor Morou'nun Adası isimli meşhur filmi herkes izlemiştir herhalde.  Hani hayvanlar üzerinde çılgın genetik değişiklikler yapıp yeni türler yaratan ve ödümüzü patlatan eski bir Marlon Brando filmiydi. 



İşte kahramanımız Juliet 'de bu meşhur doktorun biricik kızı. Doktor mesleğinin zirvelerindeyken yaptığı çılgın ve yasadışı deneyler yüzünden Londra'dan kaçmiş ve bir adaya yerleşmiştir. Juliet'de bir şekilde babasının izini bulur ve adaya gider. Kitapta da filmdeki gibi çılgın bir doktor buluyoruz karşımızda. Hayvanlar üzerinde korkunç deneyler yaparak onları insanlaştırmaya çalışan ve bir nevi Tanrı rolü yapan bu çılgın adam, Juliet'in eskiden tanıdığı sevecen babası mı yoksa herkesin söylediği gibi kaçığın teki mi?


Kitap başından sonuna kadar tüylerimi diken diken edecek bir gerilimde geçti. Juliet'in yanısıra Montgomery ve Edward kitaba renk katan karakterler olduğu gibi, kitabın sonuna kadar onların sırlarını öğrenmek için yanıp tutuştum resmen. Yazarın gotik bir korku hikayesi dediği kadar var. Tüyleriniz ürpererek okuyacaksınız bu kitabı. Gerilimin yanı sıra umut, sevgi, aile bağları ve içsel çatışmaların da çok başarılı anlatıldığı bir roman olmuş. 

Yazar bu kitabın serisini yazmayı düşünüyormuş ve umarım çıktığı zaman Dex bizleri hemen buluşturur ikinci kitapla. Sabırsızlıkla bekliyorum açıkçası.

Ben konusunu, anlatımını çok beğendim ve elimden bırakamadan okudum. Gerilim, korku ve gotik türlerde okumayı sevenlere gözü kapalı tavsiye edebileceğim bir kitap Kaçığın Kızı. Umarım sizler de benim aldığım keyfi yaşarsınız. 

Bol okumalı günler dileğimle
The Reading Lady

YORUM : KAÇIĞIN KIZI - Megan Shephard


Sene 1895...
Londra'da 16 yaşında bir kız tek başına hayat mücadelesi vermektedir. 
Tıp fakültesinde çalışıp her türlü zorluğa göğüs gererek sokaklara düşmemeye çalışmaktadır. 
Oysa ki 6 sene önce sosyetenin tepelerindeki ailesi korkunç bir skandaldan dağılmadan önce mutlu bir çocukluğu, onu seven koruyan bir babası vardır...

11 Nis 2013

OKK II.BLOG TURU: Kaçığın Kızı Yazarımızı Tanıyalım - Megan Shepherd


Ülkemizde Dex yayınlarından tazecik çıkan Kaçığın Kızı romanının yazarı Megan Shepherd'ı biraz tanımaya ne dersiniz? 

Bizim de yeni tanıştığımız Megan Shepherd, Kuzey Carolina'da doğmuş ve oldukça  maceralı bir hayat yaşamış. Gençlik yıllarında değişim öğrenciliğinin yanı sıra park koruculuğu yapan Megan Fransızca, İspanyolca, Almanca ve Rusça öğrenmiş. Maceracı ve meraklı yönünün kuvvetli olduğunu söyleyen yazarımız bunu kanıtlamak istermişçesine hayatının belli bir döneminde Barış Gücü'ne katılmış ve Senegal'de  elektriksiz, susuz bir kulübede iki yıl yaşamış.

Çocukluğu ailesinin kitap dükkanında geçen Megan okumaya ve bir şeyler yazmaya hep meraklı olmuş. Bir gün kocasının da teşvik etmesiyle yazdığı çocuk hikayelerini dergilere göndermiş ve yazıları yayınlanmaya başlamış. Daha sonra üçleme olarak tasarladığı The Madman's Doughter (Kaçığın Kızı) 2013 Ocak ayında piyasaya çıkmıştır. Aynı anda başka bir üçleme The Cage'in de 2014'de basılması için yazımını tamamlamaya çalışmaktadır.

Yazmadığı zamanlarda ata binmeyi, uzun doğa yürüyüşlerine çıkmayı veya bir kahve dükkanında oturup hayaller kurmayı çok seven Megan şu anda ikinci kitabı üzerinde harıl harıl çalışmaktadır. 

Hadi Megan hemen yaz çünkü bizler de sabırsızlıkla yeni kitabını bekliyoruz :)

Bol okumalı günler dileğimle

The Reading Lady


YAZAR TANITIMI: Kaçığın Kızı Yazarımızı Tanıyalım - Megan Shepherd


Ülkemizde Dex yayınlarından tazecik çıkan Kaçığın Kızı romanının yazarı Megan Shepherd'ı biraz tanımaya ne dersiniz? 

Bizim de yeni tanıştığımız Megan Shepherd, Kuzey Carolina'da doğmuş ve oldukça  maceralı bir hayat yaşamış. Gençlik yıllarında değişim öğrenciliğinin yanı sıra park koruculuğu yapan Megan Fransızca, İspanyolca, Almanca ve Rusça öğrenmiş. Maceracı ve meraklı yönünün kuvvetli olduğunu söyleyen yazarımız bunu kanıtlamak istermişçesine hayatının belli bir döneminde Barış Gücü'ne katılmış ve Senegal'de  elektriksiz, susuz bir kulübede iki yıl yaşamış.

10 Nis 2013

Okuyan Kızlar Kulübü II.Blog Tur : KAÇIĞIN KIZI - Megan Shepherd


Merhabalar!
Kaçık Kızlar Kulübü olarak pardon Okuyan Kızlar Kulübü olarak :) 2. Blog Turumuzla sizlerleyizzz... 
Ve kitabımız da Dex yayınlarında taze taze sıcak sıcak Megan Shepherd'ın Kaçığın Kızı romanı...

Kitabı tanırsak:
Aşağılandı,
Babasının Günahı Yüzünden.
Âşık Oldu,
Eski Hayatından Çıkıp Gelen Erkeğe.
Yemin Etti,
Ailesinin Geçmişi Hakkındaki Gerçeği Bulmaya.


Juliet Moreau Londrada temizlikçi olarak çalışıyor ve hayatını yerle bir eden skandalı düşünmemeye çalışıyordu. Yıllar önce babası, yaptığı korkunç deneyler yüzünden suçlanınca, ortadan kaybolmuştu. Bir gün babasının ölmediğini, çalışmalarına devam ettiğini öğrendi. Böylece, babasının genç asistanı Montgomery ve gizemli kazazede Edwardla birlikte babasını bulacağı adaya doğru yolculuğa çıktı. Juliet, adada korkunç gerçeklerle yüz yüze gelecek; kendi kanında da taşıdığı, babasının dehasının ve deliliğinin sınırlarını keşfedecek…
Dr. Moreau'nun Adasından esinlenen Kaçığın Kızı karanlık ve nefes kesen bir gotik korku romanı. 

Blog Takvimimiz ise şöyle:

11 Nisan 2013
Ön Okuma: Pudra Tozu 
Alıntılar: Yorum Durağım
Yurtdışı Kapakları: Yorum Durağım
Yazar Bilgisi: The Reading Lady
Çekiliş Duyurusu: Fighting!!!

12 Nisan 2013
Yorum:
Playlist: Pudra Tozu
Kitapta Geçen Mekanlar: Kütüphanemden Kitap Manzaraları

13 Nisan 2013
Yorum:

Bizden ayrılmayın... :)
Sevgiler...

PS: DEX Yayınlarına katkılarından dolayı teşekkürler!

The Reading Lady

TANITIM : KAÇIĞIN KIZI - Megan Shepherd


Merhabalar!
Kaçık Kızlar Kulübü olarak pardon Okuyan Kızlar Kulübü olarak :) 2. Blog Turumuzla sizlerleyizzz... 
Ve kitabımız da Dex yayınlarında taze taze sıcak sıcak Megan Shepherd'ın Kaçığın Kızı romanı...

Kitabı tanırsak:
Aşağılandı,
Babasının Günahı Yüzünden.
Âşık Oldu,
Eski Hayatından Çıkıp Gelen Erkeğe.
Yemin Etti,
Ailesinin Geçmişi Hakkındaki Gerçeği Bulmaya.

9 Nis 2013

TANITIM : Şeytan ve Şair



Onlar Gelmiş Geçmiş En İyi Bilinen Bilinmeyenlerdir…
ŞEYTAN ve ŞAİR

“Kadim dost, İsa aşkına, 
Dağıtma bu mezarın tozunu. 
Bu mezar taşını koruyanı Tanrı korusun, 
Ve kemiklerimi yerinden oynatana lanet olsun.”

Bu dörtlük, masum bir mezar kitabesinden çok daha fazlasını anlatıyor olabilir mi? İnsanlığın en önemli isimlerinden biri olan eşsiz şair ve oyun yazarı Shakespeare, gerçekten bir dâhi mi, yoksa bir sahtekâr mıydı?


Geçmişten günümüze kadar süren, dört yüzyıllık bir sırrın peşine düşen ünlü Profesör Desmond Lewis, California’da vereceği bir konferansla tüm dünyayı yerinden oynatacak gerçeği açıklamak üzeredir. Yola çıkmadan önce eski dostu, gazeteci Jake Fleming’le iletişime geçer. Yayımlanacak olan kitabı ile ilgili fikrini almak istiyor ve yalnızca ona güvenebileceğini söylüyordur. Ancak profesör California’ya varmadan kitabıyla birlikte esrarengiz bir şekilde ortadan kaybolur. Ondan geriye kalanlar, Golden Gate Köprüsü’ne terk edilmiş kiralık bir limuzin, içi kıyafet dolu bir bavul ve üzerinde adının bulunduğu belgelerden ibarettir. Polisler durumu tek bir kelimeyle açıklamaktadır: İntihar…

Dostunun intihar etmiş olabileceğine inanmayan Jake ise profesörün başına gerçekte ne geldiğini ve kayıp kitabın neyle alakalı olduğunu bulmaya kararlıdır. Ancak bu sandığı kadar kolay olmayacaktır. Anlamsız şifrelerden oluşan bir listeyle çıktığı bu yolculuğun, kendi hayatıyla birlikte sevdiklerininkini de tehlikeye attığını fark ettiğinde, çoktan ‘kaplanın yuvası’na girmiş olacaktır.


John Underwood’un usta kaleminden çıkan Şeytan ve Şair, gerçek belgelere dayandırılmış, ezber bozan bir roman.

 Kitabın tanıtım videosunu izlemek için tık tık!

Bol okumalı günler dileğimle...

The Reading Lady

TANITIM : Şeytan ve Şair



Onlar Gelmiş Geçmiş En İyi Bilinen Bilinmeyenlerdir…
ŞEYTAN ve ŞAİR

“Kadim dost, İsa aşkına, 
Dağıtma bu mezarın tozunu. 
Bu mezar taşını koruyanı Tanrı korusun, 
Ve kemiklerimi yerinden oynatana lanet olsun.”

Bu dörtlük, masum bir mezar kitabesinden çok daha fazlasını anlatıyor olabilir mi? İnsanlığın en önemli isimlerinden biri olan eşsiz şair ve oyun yazarı Shakespeare, gerçekten bir dâhi mi, yoksa bir sahtekâr mıydı?

8 Nis 2013

Roman Gibi Bir Hayat: Jane Austen



Hani sıklıkla duyarız zaman zaman bizler de söyleriz ya “Hayatımı yazsam roman olur!” diye, işte bunu iki yüzyıl önce bir lady, çağının tüm engellerine ve baskılarına rağmen başarmış. Kimden mi söz ediyorum? İngiliz edebiyatının gelmiş geçmiş en iyi romancılarından kabul edilen ve kendi hüzünlü hayat hikayesine inat, her romanını mutlu sonla bitirerek yazan Jane Austen’dan tabii ki. 
42 sene sürmüş kısacık hayatında yaşadığı dönemin tüm baskılarına ve engellemelerine karşı dimdik durmuş ve belki de gerçek hayatında sadece bir kez bulup kaybettiği aşkına inat, mizah yönü kuvvetli ve kendine yeten güçlü bayan karakterler yazdığı romanlarıyla bir efsane haline gelmiştir.
Ben kendisiyle ortaokul yıllarımda Aşk ve Gurur romanıyla tanıştım. Daha sonra Aşk ve Gurur benim defalarca okuduğum, neredeyse diyaloglarını ezbere bildiğim bir kitap haline geldi. Yayınlanmasının üzerinden iki yüzyıldan fazla süre geçen bir roman, dünyada milyonlarca kişiyi etkileyebiliyor ve kendine hayran bırakabiliyor. Peki Jane bunu nasıl başarmış? Bu sihiri anlamamızda belki onun yaşantısını bilmemizin faydası olur diye düşünüyorum. Yeteneğin yanı sıra hırs, tutku, adanmışlık, umut ve hayal kırıklıkları bugün Jane Austin’i en sevilen yazarlar arasına sokan etkenlerden bazıları belki de...

1775 yılının soğuk ve karlı bir 16 Aralık günü İngiltere Hampshire Steventon’da sekiz çocuklu bir ailenin yedinci çocuğu olarak dünyaya geldi. Altı erkek kardeşi ve hayatı boyunca en yakın arkadaşı ve sırdaşı olan kız kardeşi Cassandra ile birlikte mutlu neşeli bir aile ortamında büyüdü. Babası köy papazıydı ve aynı zamanda ailesinin geçimini sağlamak amacıyla tarımla da uğraşırdı. Zamanına göre çok modern ve ileri görüşlü bir insan olan babası Cassandra ve Jane sekiz yaşına geldiklerinde onları eğitimleri için Oxford’da bir yatılı okula gönderir. Mrs.Ann Cawley’in okulunda dikiş dikmenin yanısıra Fransızca, müzik ve dans eğitimleri alır iki kız kardeş. İki sene sonra okulu yarım bırakıp ayrılmak zorunda kalırlar. Bu konuda çeşitli rivayetler vardır. Kimi kaynaklarda ailenin kızları okutacak maddi gücünün olmaması sebebiyle okuldan ayrıldıkları yazarken, kimi yerlerde de iki kızın da çok şiddetli hastalandıkları ve Jane neredeyse ölüm döşeğine geldiği için eve döndükleri yazar. Sebebi ne olursa olsun Jane ve Cassandra artık babaları ve erkek kardeşlerinin verdiği eğitimlerle devam ederler. 
Jane Austen'in doğduğu ev
Baba Austen zamanın erkeklerine göre çok ileri görüşlü ve aydın yapılı olduğu bilinen biridir ve çocuklarının yaratıcılığını destekleyen, öğrenmeye ve öğretmeye açık, herkesin eşit söz hakkı bulunan bir aile yapısı kurmuştur. Kızlara kendi geniş kütüphanesinden yararlanmalarını sağlar. Hatta iki kızının da yazı çalışmalarını rahatça yapabilmesi için o zamanlar hayli pahalı olan yazı setlerini kullanmalarına bile izin verir. 
Yine diğer zamane ailelerinden farklı olarak yaz aylarında evlerinin ahırını küçük bir sahne haline getirirler ve orada kendilerini eğlendirmek için çeşitli tiyatro oyunları düzenlerler. Zaten Jane Austen’in ilk yazım denemeleri de ailesini eğlendirmek amaçlı yazdığı kısa öyküler,şiirler ve oyunlarla başlar. (Yıllar sonra 1787-1793 yılları arasında yazdığı yirmi dokuz eseri Juvenilia olarak üç kitapta toplamıştır)
Jane Austen'ın kendi el yazmaları
On sekiz yaşına geldiğinde Jane Austen yaşıtı tüm kızlar gibi piyano çalıyor, annesine yardım ediyor, köydeki yaşlılara bakıyor ve mutlu mesut yaşıyordu. Ancak diğer yaşıtlarından farklı olarak “Lady Susan” isimli mektuplardan oluşan eserini de yazmaya başlamıştı. 1793-1795 yılları arasında yazdığı bu eserini bitirince “Elinor and Marienne” isimli romanını yazmaya başladı.  Bu roman 1811 yılında basılan “Sense and Sensibility” yani bizim bildiğimiz adıyla “Akıl ve Tutku” isimli ilk başyapıtıydı. 

Jane yirmi yaşına geldiğinde gittiği bir baloda, komşularının yeğeni olan ve kısa süre için Steventon’u ziyarete gelen İrlandalı bir gençle tanıştı. Tom Lefroy adındaki bu yakışıklı genç Londra’da avukat olmak için derslere giriyor ve amcası gibi bir sulh yargıcı olmak istiyordu. Kısa süre içinde birbirlerine aşık olan Tom Lefroy ve Jane evlenmeye karar verdiler. Ancak bu Tom’un ailesi ve hamisi olan amcası tarafından şiddetle reddedildi. Tom’un derhal Londra’ya geri dönmesi ve eğitimine devam etmesi bildirildi. Eğer daha sonraları Hapshire Steventon’a gitmesi gerekirse bile Jane ve Austen ailesiyle görüşmesi de kesinlikle yasaklanmıştı. Maddi anlamda amcasına bağımlı olan ve parasız olan Tom’un bu söylenileni kabul etmekten başka çaresi yoktu. Genç çift bir aydan biraz süren ilişkilerinin ardından ayrıldılar ve Tom Lefroy Londra’ya geri döndü.  Jane Austen’ın bu aşktan ve ayrılıktan dolayı çok acı çektiği kızkardeşi Cassandra’ya yazdığı mektuplarda açıkça görülmektedir. Belki de bu hayatının ilk ve tek aşkına kavuşamaması yüzünden hiç evlenmemiş ve yazdığı her romanı mutlu bir evlilikle bitirerek kendi yaşayamadığı mutluluğu kahramanlarına yaşatmıştır. 
Tom Lefroy
Yılllar yıllar sonra İrlanda Yüksek Hakimi olan Tom Lefroy, yeğeninin kendisinin Jane Austen ile ilişkisini sorduğunda kabul etmiş ama ‘Sadece çocukça bir aşktı‘ demiştir. Ancak Jane Austen’ın öldüğünü duyduğunda İrlanda’dan İngiltere’ye gelmiş ve Jane’e saygılarını sunmak için mezarını ziyarete gitmiştir. Tom Lefroy evlendiğinde ilk doğan kızına Jane adını vermiştir. Bu durum akademisyenler arasında tartışma konusudur. Jane ismini Jane Austen’a olan imkansız aşkı sebebiyle verdiğini söyleyenler olduğu gibi, Tom’un kayınvalidesinin ismi olarak kızına Jane ismini verdiğini de söylerler. Benim romantik tarafım Jane’e olan aşkını unutamadığı için kızının adını Jane koyduğundan yana açıkçası. 

1796 yılında Tom Lefroy’la ayrılmaları üzerine Jane ikinci romanını yazmaya başlamıştır. “First Impressions” adını verdiği romanı bizim bugün bildiğimiz “Pride and Prejudice” yani Aşk ve Gurur adını almıştır. Bu hikayede geçen meşhur Bay Darcy’nin Tom Lefroy olduğu rivayet edilmektedir. Sadece bir yılda ve yirmi bir yaşında yazdığı bu roman yine bir şaheser olmuştur. Ailesine romanın taslağını okuduğu zaman babası bir karar alıp Jane’den habersiz romanın bir taslağını Londra’daki bir yayıncıya göndermiştir. Ancak red cevabı çok hızlı olmuş hatta gönderdiği dosya açılmadan geri gelmiştir. 

Aşk ve Gurur’un yazımını tamamladığı zaman Jane ilk romanı üzerinde çalışmaya geri dönmüş ve bir çok yerini değiştirerek bugün okuduğumuz haliyle Akıl ve Tutku (Sense and Sensibility) olarak 1798 yılında tamamlamıştır. Daha sonra üçüncü romanı Northanger Abbey (Northanger Manastırı) yazmaya başlamış ve bir yıl içinde tamamlamıştır. 

1803 yılına geldiğimizde ağabey Henry, Jane’in Susan isimli romanının yayın haklarını Londra’lı bir yayıncıya 10 Pound karşılığında satar. Şartları ise romanı en hızlı şekilde basılıp, gerekli yerlerde duyurularını yapmaktır. Ancak yayıncı söz verdiklerinin hiç birisini yerine getirmez. Taa 1816 yılında bu kadar beklemekten sıkılan ve sinirlenen Jane, yayıncıya sert bir mektup yazar ve “Susan” romanının haklarını yayıncıdan yine aynı fiyata geri satın alır. 

Jane’in bilinen ilk resmi evlilik teklifi çocukluğundan beri tanıdığı Harris Bigg-Wither isimli beyden gelir. Harris varlıklı bir adam ve bir varistir. Ailesinin maddi durumunu düzeltebileceğini düşünen Jane bu teklifi hiç düşünmeden kabul eder. Ancak bir sonraki gün verdiği karardan pişman olur ve az konuşan, iri yarı ve hiç bir çekiciliği olmayan Harris ile evlenmekten vazgeçtiğini bildirir. Daha sonra aşk hakkında tavsiye isteyen bir yeğenine yazdığı mektupta aşık olmadan kesinlikle evlenmemesini tavsiye etmiştir. Aslında buradaki durum kitaplarındaki hiç bir kadın karakteri para, statü ya da güç için değil sadece ve sadece aşk için evlendirmesini açıklar bizlere.
Chawton Cottage
1804 yılında The Watsons isimli romanını yazmaya başlar. Ancak babasının hastalığı ve aniden ölümü üzerine uzun bir süre yazmaya ara verir. Aile büyük bir maddi sıkıntı içine girdiği bu yıllarda erkek kardeşler annelerini ve iki kız kardeşlerini desteklemeye karar verirler ve 1809 yılında onları alıp oturdukları evden Chawton Cottage diye anılan ve şimdi Jane Austen müzesi haline getirilen eve taşırlar. Chawton evinde sessiz sakin bir hayat vardır ve Jane yazmaya geri döner.

İlk romanı Sense and Sensibility 1811 yılında Londra’lı bir yayıncı tarafından basılır. O zamanlarda kadınların kitap yazmasına ayıp gözüyle bakıldığı için Jane itibarını korumak amacıyla kendi romanını “A Lady” (bir hanım) imzasıyla bastırır. Roman büyük sükse yapar ve iki yıl içinde tüm baskıları tükenir. Yayıncı 1813 yılında Pride and Prejudice (Aşk ve Gurur) basımını yapar ve yine çok başarılı olan bu romandan bir sene sonra Mansfield Park’ı yayınlar. Altı ay içinde tüm baskıları tükenen bu romanla Jane diğer iki romanından kazandığı paradan çok daha fazlasını kazanmış ve hem maddi hem de manevi olarak çok rahatlamıştır. Hatta romanları o kadar başarılı olmuştur ki dönemin prensinin kütüphanecisi Jane’i ziyaret eder. Prensin tüm evlerinde romanlarının setlerinin bulunduğunu, prensin kitaplarının büyük hayranı olduğunu belirtir. Bir sonraki basılacak olan romanı “Emma”’yı prensin adına ithaf etmesini söyler. Ancak bizim dik kafalı kızımız prensten hiç hoşlanmamaktadır ve korkarak ta olsa bu öneriyi reddeder. 1815 Aralık ayında Emma piyasaya çıkar ve yine iyi satışlar yakalar. Ancak Emma, Jane’nin hayattayken yayınlanan son romanı olacaktır. Çünkü sağlığı gün geçtikçe kötüye gitmektedir ve dinlenmesi için yapılan tüm itirazlara rağmen yazmaya devam etmektedir. The Eliotts isimli romanının sonunu beğenmez ve son iki bölümünü tekrar yazar. The Brothers isimli yeni romanına başlar ama maalesef bitiremez. 

18 Temmuz 1817 yılında 42 yaşındaki Jane hayata gözlerini yumar. Hastalığı kimi yerlerde göğüs kanseri, kimi yerlerde başka hastalıklar olarak belirtilse de kimse gerçekten neden öldüğünü net olarak bilmemektedir. Cenazesi Winchester Katedralinde gömülüdür. Ağabeyinin yaptırdığı mezar taşında Jane Austen’ın kişisel özellikleri, yüce nitelikleri gibi sözler yazılmış ama yapıtlarından hiç bahsedilmemiştir. Çünkü Jane tüm kitaplarını gizli bir mahlasla “A Lady” olarak yayınlamıştır ve ağabeysi de onun bu durumuna saygı amacıyla böyle bir karar almıştır.
Jane Austen'ın mezar taşı
İlginç bir detay belirtmek isterim burada. Jane’nin ölümünden 150 yıldan fazla bir süre sonra sadece on iki bölümünü yazabildiği “Sandition” romanını Austen’ın tüm romanlarını okuyup, yazım tarzını, uslubunu herşeyini iyice araştıran bir bayan yazar tarafından bitirilmiş ve 1975 yılında basılmıştır. Bunun en güzel tarafı ise Jane Austen’ın hatırasına saygı amacıyla yazarın kendi ismini kullanmayıp ve ona minnet borcunu ödemek amacıyla kitabı “Another Lady” (Başka bir hanım) olarak yayınlatmasıdır.

Jane Austen’ın tüm kitapları çeşitli dönemlerde sinema filmi ve dizi olarak çekilmiştir. 2007 yılı yapımı “Becoming Jane” (Aşkın Kitabı) ise Austen’ın kendi hayatının anlatıldığı bir filmdir. 

Jane Austen Eserleri:
Romanları:
Sense and Sensibility (1811) Akıl ve Tutku, Aşk ve Yaşam
Pride and Prejudice (1813) Aşk ve Gurur, Gurur ve Önyargı
Mansfield Park (1814)  Umut Parkı
Emma (1815)
Northanger Abbey (1818) - Ölümünden sonra yayınlandı
Persuasion (1818) - Ölümünden sonra yayınlandı
Lady Susan (1794 – 1805)
The Watsons (1804) – Yarım kalmıştır
Sandition (1817) – Yarım kalmış ancak 1975 yılında başka bir yazar tarafından bitirilip yayınlanmıştır.
Jane'in mezarının bulunduğu Winchester Katedrali
Kızkardeşi Cassandra'nın yaptığı Jane Austen portresi
Jane Austen'ın hayatının anlatıldığı film

Bu yazımı Blogum Dergisi Nisan sayısında okuyabilirsiniz. Blogum Dergisi Nisan sayısı için tık tık!
Herkese bol okumalı günler dileğimle




Yeni Video! Aliexpress Alışverişim ve Planner Yapmaca

Herkese Merhaba Arkadaşlar! Yeni bir video ile karşınızdayım :) Bu sefer kitap dışında bir video çekmek istedim ve yeni hobim plann...