24 Mar 2014

YORUM: Tehlikeli Kızıl - Tarryn FISHER


Herkese merhaba arkadaşlar,
Beni heyecanlandıran kitapları okumayı seviyorum. Tehlikeli Kızıl'da beni hop oturtup, hop kaldıran, yer yer sinirden zıplatan, kitaptaki karakterin saçını başını yolmak istediğim bir kitaptı. Tıpkı Fırsatçı kitabında olduğu gibi bir solukta okudum bitirdim ve bu cadolozların arasında kalan Caleb'a çok acıdım :) 

Kitabımızın konusuna geçmeden önce ilk kitap Fırsatçı'yı okumayanlar için SPOILER içerebilir, baştan söyleyeyim. O yüzden önce ilk kitabı okuyun, sonra gelip benim yorumumu okuyun, baştan uyarayım :)

İlk kitabın sonunda her türlü hile ve oyunla ve tabii hamile kalmayı başararak Caleb'ı geri kazanan kızıl saçlı afetimiz Leah sonunda doğum yapar. Ama kendisinde en ufacık bir annelik içgüdüsü olmadığı için el kadar sabi sübyanı bile Caleb'dan kıskanır hale gelmiştir. Zaten sürekli aklında Caleb'ı Olivia'ya geri kaptırma korkusuyla yaşayan Leah, Caleb'a hayatı zindan etmeye devam eder. 

Ah o Caleb! Neler çektin garibim sen bu sayko hatunlardan! Önce Olivia, ardından Leah... Çocuğa çok acıdım kitabı okurken :) Kitabımıza dönecek olursam, hem geçmişi hem de günümüzü anlattığı için; geçmiş kısımlarda Leah ve Caleb'ın nasıl tanıştığının hikayelerini okurken, Leah'ın Olivia ile olan ilişkilerini öğrendiğinde oynadığı oyunları ve hain planlarını da öğreniyoruz. İnanın bazı yerlerde şaşkınlıktan ağzım bir karış açık kaldı. Hele ki kitabın sonu öyle bir sürprizle bitiyor ki üçüncü kitabı merakla bekler hale geliyorsunuz.

Üçüncü kitap Thief 'de hikayeyi bir de Caleb'ın ağzından dinleyeceğiz. Aspendos'un bizi üçüncü kitap için çok bekleteceğini düşünmüyorum. Severek okuduğum bir seri bu ve eğer siz de alık alık bakan, dudağını kemirip sürekli sakarlıklar yapan kızları okumaktan sıkıldıysanız, bu seri tam size göre :)

Herkese bol okumalı günler dileğimle,
Sevgiler

21 Mar 2014

Video 3: ŞUBAT AYI KİTAPLARIM

Herkese Merhabalar,
Şubat ayında kütüphaneme eklenen yeni kitaplarımı kısaca tanıtmaya çalıştım. Moralim bozuk olduğu için biraz suratsızım, kusuruma bakmayın :)
Ve her zamanki gibi dil sürçmelerim ve konuşma bozukluklarım için şimdiden uyarayım.
Sevgilerimle...



Ayın En 'Klasik' Günü: AŞK ve GURUR - Jane Austen


Herkese Merhaba Arkadaşlar,
Bu sene yeni bir etkinliğe başlayacağımı şu yazımda duyurmuştum. Bu sene için kendime koyduğum her ay bir klasik okuma hedefini maalesef bazı özel sebepler yüzünden geciktirdim. Bunun için lütfen kusura bakmayın.

Şimdi gelelim Ayın En Klasik Günü etkinliğimin ilk kitabına. Benim çok sevdiğim ve defalarca okumuş olduğum Jane Austen'in en bilinen eseri Aşk ve Gurur'la açılışı yapmak istiyorum.
Aşk ve Gurur, orijinal adıyla Pride and Prejudice, tam çevrildiğinde Gurur ve Önyargı demek ama ülkemizde bu isimle pek tanınmıyor.
Aşk ve Gurur'un 1813'teki ilk baskısı
İlk olarak 1813 yılında yayımlanan romanı Austen, 1796-1797 yılları arasında 21 yaşındayken yazmıştır. Jane Austen'in oldukça ilginç bir yaşam öyküsü vardır. Uzun bir araştırmadan sonra yazmış olduğum Roman Gibi Bir Hayat: Jane Austen yazımı okumanızı tavsiye ederim.

Jane Austen'in hayatı boyunca tek bir kişiye aşık olduğu söylenir Tom Lefroy adındaki bu genç adamla yaşadıkları mutlu sonla bitmeyen aşklarına inat, Jane yazdığı her kitabını mutlu sonla bitirmiştir.
Tom Lefroy
Aşk ve Gurur'u yazdığı dönem Tom Lefroy'la ayrıldığı döneme denk gelir ve Bay Darcy karakterini Tom Lefroy, Elizabeth Bennet karakterini de kendisi olarak yazdığı rivayet edilir. Bay Darcy'i bilemiyorum ama romanımızın baş kahramanı Elizabeth Bennet'ın Jane Austen'la temelde çok benzerlikler taşıdığı görülmektedir. İkisi de küçük bir taşra çevresine mensuptur, kendi kendini yetiştirmiş, canlı, oldukça zeki ve nüktedan bir yapıları vardır. Elizabeth Bennet aynı zamanda yaşadığı döneme göre serbest davranışları olan sivri dilli bir kızdır. Çok gururlu olmasının yanında iyi niyetli, içten biridir ve zamanını kitap okuyarak ve insanları gözlemleyerek geçirir
Bay Darcy ise insanları hor gören, burnu havada, oldukça kibirli ve gururlu bir adamdır. Zengin ve soylu sınıftan olan Bay Darcy, kendi sınıfından olmayan kişilerle arasındaki mesafeyi soğuk bir kibirle korumaktadır. Kitabı okurken bu sınıf farklarını çok net hissedebiliyoruz.
Aşk ve Gurur kitabı için 1833 yılında çizilmiş resimde Bay Bennet ve Elizabeth resmedilmiştir.

Şimdi gelelim kitabımızın konusuna:

'' Dünyaca kabul edilmiş bir gerçektir, hali vakti yerinde olan her bekar erkeğin mutlaka bir eşe ihtiyacı vardır.''

Kitabımız bu cümleyle başlıyor ve Bennet ailesiyle tanışıyoruz. Bay ve Bayan Bennet ve beş bekar kızından oluşan ailemizin, görgüsüz, boş konuşan, kaba saba anneleri Bayan Bennet'ın hayattaki tek amacı kızlarını zengin birileriyle evlendirmektir. Bay Bennet, karısının bu davranışlarına alışmış ve mümkün olduğunca onunla az konuşarak işlerine çok karışmamaktadır. En büyük kız kardeş Jane, 22 yaşında, güzelliği herkes tarafından kabul edilmiş hanımefendi bir kızdır. Sessiz, iyi huylu ve insanların içindeki iyiliği gören bir yapısı vardır. 21 yaşındaki Elizabeth, akıllı, başına buyruk ve sivri dillidir. Gururlu ve çokça da önyargılıdır. Dönemin kurallarına göre biraz başına buyruk davranır. 18 yaşındaki ortanca Mary, içe kapalı, sönük bir kızdır. 17 yaşındaki Kitty Bennet ve 15 yaşındaki Lydia Bennet birbirlerinden hiç ayrılmazlar. Özellikle Lydia çok haşarı ve gözü dışarıda bir kızdır.

Zengin bir centilmen olan Charles Bingley, civardaki bir malikaneyi kiraladığında kasabada ve Bennet ailesinde bir telaş başlar. Bayan Bennet, bu zengin bekarla kızlarından birini evlendirmenin hayalini kurmaktadır. Kısa bir süre sonra verilen baloda güzeller güzeli Jane, Bay Bingley'in dikkatini çeker. Aynı baloda Bingley'in arkadaşı Bay Darcy'de vardır ve çevresindeki kasabalıları hor görerek burnu havada bir şekilde dolanmaktadır. Elizabeth'le dans etmesini öneren arkadaşına dönerek, "Hoş bir kız, ama beni cezbedecek kadar değil. Ayrıca başka erkeklerin reddettiği genç kızları eğlendirecek havamda değilim," der ve Elizabeth'le ilk karşılaşmaları bu şekilde olur. Sanırım bu cümleden bile Bay Darcy'nin kişiliği biraz gözünüzde canlanmıştır.

Balodan sonra Jane'den çok etkilenen Bay Bingley onu evine davet eder; ama bu davette Jane çok hastalanır. Bay Bingley, kibar biri olduğu için Jane'e evinde bakarken, onu ziyarete Elizabeth gelir ve Bay Darcy'nin yanı sıra Bay Bingley'in burnu havada kız kardeşleriyle de karşılaşmak zorunda kalır. Ve romanımız böylece başlar...

Kitabı burada anlatmayacağım ki alıp okuyun, hikâyenin tadı kaçmasın. Ama eğer hayatınızda hiç klasik okumadıysanız bence başlamak için güzel bir kitaptır Aşk ve Gurur.

Aşk ve Gurur'un ülkemizde de defalarca çeşitli yayınevleri tarafından basımları yapıldı. Son olarak Martı Yayınları "World Romance Classics" kapsamında Aşk ve Gurur'un yeni basımını yaptı. Benim bu klasikleri inceleme fikrimi duyduklarında da bana destek vermek istediler ve Martı Yayınları sponsorluğunda 2 kişiye Aşk ve Gurur kitabını hediye etmeye karar verdik. Kendilerine buradan teşekkürlerimi iletiyorum.

Herkese bol okumalı günler dileğimle,
Sevgiler
 
Çekiliş sonucumuz belli oldu arkadaşlar :) Katılan herkese çok teşekkürler!
Aşk ve Gurur kitabını kazanan Sonay Gökhan Koparmal ve Nihan Alak olmuştur. Tebrikler!
Kazananlar 48 saat içinde dönmedikleri takdirde çekiliş yenilenecektir.




a Rafflecopter giveaway

18 Mar 2014

BİR AŞK ÇARPINTISI - Marie FORCE


Herkese merhaba,
Okuyan Kızlar Kulübü olarak 24. Blog Turumuzda incelediğimiz Novella Yayınları'ndan çıkan Bir Aşk Çarpıntısı kitabını maalesef zamanım olmadığından ben okuyamadım. Turdaki diğer arkadaşlarımın okudular ve çok beğendiklerini bana söylediler ve bu yüzden ben de ilk fırsatta okumaya çalışacağım. Bu arada aile- dram türünde kitap okumayı çok sevmediğimi biliyorsunuzdur. Ben bu kitabı da açıkçası aile dram sanıyordum ama değilmiş! Adı ve kapağı sanırım bende bu imajı oluşturdu ama kitap bildiğiniz günümüz romansmış :) Arkadaşlarımın yarınki kitap yorumlarını bu sebeple çok merak ediyorum. Konusu hakkında o zaman biraz daha bilgi sahibi olabiliriz.

Bu arada ben de turda ne görev alabilirim diye düşünürken kitabımızın seri olduğunu ve Novella'nın serinin devamını çok bekletmeden çıkaracağını öğrendim. O yüzden bugün sizlere serinin devam kitaplarından kısaca bahsedeceğim.

Bir Aşk Çarpıntısı, orijinal ismiyle Maid For Love, The McCarthys of Gansett Island isimli serinin ilk kitabı. Seri ilk olarak 2011 yılında yayınlandığından beri e-book olarak 1 milyonun üzerinde bir satış rakamına ulaşmış ve New York Times, USA Today, Wall Street Journal gazetelerinde çok satar listelerine girmiş. 

Seri toplamda 10 kitap ve bir de novella olmak üzere 11 kitaptan oluşuyor. Diğer kitaplara kısaca göz atalım şimdi:

2.Kitap: FOOL FOR LOVE
Goodreads puanı: 4.28

Gansett Adası feribot fimasının sahibi Joe Cantrell, kendini bildiğinden beri Janey McCarthy'e aşıktır. Aynı zamanda Janey'de pratisyen doktor David Lawrence'la birliktedir ve nişanlanmıştır. David'le işler korkunç bir şekilde kötüye gidince Janey yardım için Joe'yu arar. Ailesine nişanı bozduğunu söylemeden önce birkaç günü Joe ile birlikte geçirmeye karar vermiştir. Janey'i uzaktan sevmek zaten Joe için çok zordur ama bir de onu evinde misafir etmek, onun için işkenceden farksızdır. Ona birlikte neler yaşayabileceklerini göstermek için bu fırsatı değerlendirebilecek midir? Ve Joe'nun en iyi arkadaşı ve Janey'in korumacı ağabeysi Mac bu duruma ne diyecektir?

3. Kitap: READY FOR LOVE
Goodreads puanı: 4.29

Luke Harris, gençliğinin dört harika yazını Gansett Adası'nın zengin sezonluk tatilcisi Sydney Donovan'la geçirmiştir. Ama sonra Sydney üniversite için ayrılır ve bir daha geri dönmez. Luke adada kalıp McCarthy'nin Gansett Marina'sında çalışırken ve şimdiye kadar sevdiği tek kadınla aralarında ne olduğunu anlamaya çalışırken Sydney ise başka bir adamla evlenir ve iki çocuğu olur. Kocasını ve çocuklarını kaybettiği trajik kazadan kurtulan Sydney, on beş ay sonra adaya geri döner ve neler yaşayacağını, hayatı boyunca unutamadığı tek adamla neler olabileceğini görmek ister. Ama aşk için ikinci bir şansa hazır mıdır?

4. Kitap: FALLING FOR LOVE
Goodreads Puanı: 4,35

5.Kitap: HOPING FOR LOVE
Goodreads Puanı: 4,36

6. Kitap : SEASON FOR LOVE
Goodreads puanı: 4,35

7.Kitap: LONGING FOR LOVE
Goodreads Puanı: 4.43

8.Kitap: WAITING FOR LOVE
Goodreads Puanı: 4.43

9.Kitap: TIME FOR LOVE
Goodreads Puanı: 4.42

10. Kitap: MEANT FOR LOVE
Goodreads Puanı: 4.55

Novella: CHANCE FOR LOVE
Goodreads Puanı: 4.44

17 Mar 2014

TANITIM: Bir Ask Çarpıntısı - Marie FORCE

Herkese merhaba arkadaşlar,

Okuyan Kızlar Kulübü olarak 24. blog turumuza geldik. Bu turumuzun konuğu Novella Yayınları’ndan çıkan Marie Force’nin Bir Aşk Çarpıntısı kitabı! 
Kitap daha raflarda yerini almadan elimizdeydi, bu incelik için yayınevine teşekkürler :) 
        Bir Aşk Çarpıntısı 

Hayata yön veren büyülü anlar vardır…


Gansett Adasında tek çocuğuyla yaşayan ve çevresi tarafından çirkin iftiralara maruz kalan dul bir kadının hayatı, bir trafik kazasıyla tamamen değişir. Bisikletiyle işine gitmek üzereyken bir arabanın kendisine çarpmasıyla çalışamayacak hale gelen Maddie, tahmin bile edemeyeceği gelişmelerle karşılaşır. Varlıklı ve tanınmış bir ailenin en büyük oğlu Mac, bir hapishane olarak gördüğü ve üniversite bahanesiyle ayrıldığı adaya ailevi bir meseleden dolayı geçici süreliğine dönüş yapar. Doğup büyüdüğü yere adımını attıktan dakikalar sonra yaşadığı bir olay, genç adamın adaya dair düşüncelerini tamamen değiştirir. Gansett Adası, farklı hayatlara sahip iki insana kimi zaman yürekleri burkan kimi zaman yüzleri gülümseten bir oyun hazırlığındadır…


"İnsana iyi gelen hikâyesi, merak uyandıran karakterleri ve duygusal dokunuşlarıyla doyumsuz bir okuma sunan Bir Aşk Çarpıntısı, okuru yazarın sonraki kitapları için heyecanlandırıyor."
Joyfully Reviewed

"Bir Aşk Çarpıntısı, insana ilham veren büyüleyici bir roman. Marie Force, yarattığı karakterleri ve hayranlık uyandıran kurgusuyla okurla arasında güçlü bir bağ kurmayı başarıyor."
Booklist Online

"Marie Force, Bir Aşk Çarpıntısı ile sizleri aşkın karşı konulmaz gücüne bir kez daha inandırıyor."
Carly Phillips




16 Mar 2014

TANITIM: KIS MASALI - Mark HELPRIN


GERÇEK BİR HİKÂYE DEĞİL,
GERÇEK BİR AŞK.

Şehirlerden… New York. 
Nehirlerden… Hudson Nehri. 
Göllerden… Haritalarda var olmayan ama her kış donan bir göl ve bir adam. 
Mevsimlerden… Merhametsiz kışlar. 
Bulutlardan… Bir duvar. 
Erkek… Mekanik erbabı bir hırsız. 
Kadın ise… Hep genç kalmaya mahkûm bir ilahe. 
Siyahla beyaz kadar birbirinden farklı iki gazete… 
Hepsi de 'tesadüfen' birbirini bulan ve her biri başlı başına birer masal kahramanı, insanlar. 
Gemiler, trenler, caddeler, köprüler, binalar, yıldızlar, takımyıldızlar, bataklıklar, parklar, meydanlar, ağaçlar… 
Ve hepsini çevreleyen ışıklar ve renkler; muhteşem manzaralar ve görüntüler… 
Bütün bu tablo içinde… 
Zamanı durduran tutkular… 
Ve zamanı durdurmak isteyen bir aşk… 

KIŞ MASALI (Winter's Tale) ilk olarak 1983 yılında yayınlanmış ve bu sene Hyperion Kitap tarafından dilimize kazandırılmış. Ben henüz kitabı okumadım ama okuduğum zaman yorumumu sizlerle paylaşıyor olacağım.
Kitabın 2014 yılında çekilen filminde Colin Farrell ve Russel Crowe gibi dev isimler kadroda yer almış. Filmin fragmanını sizlerle paylaşırken, Herkese bol okumalı günler diliyorum.
Sevgilerimle,


15 Mar 2014

YORUM: GOLEM VE CİN - Helene WECKER

Golem ve Cin, geçen hafta Doğan Kitap'tan yorumlamam için gönderilen bir kitap. Aslında kitap bana gelmeden önce konusunu okumuş ve merak etmiştim. Hele ki 2013'ün en iyi kitapları arasında seçildiğini ve Goodreads'de aldığı puanı görünce iyice meraklanmıştım. Bu yüzden kitap elime ulaşır ulaşmaz heyecanla okumaya başladım.
Bu arada Golem kelimesini ben ilk defa duydum. Kitapta yaptıkları açıklamaya göre GOLEM; kilden yapılan insan şeklindeki heykel. Ama bu heykeller canlı ve bir sahibe bağlı olup, hayatlarının tek amacı sahiplerinin isteklerini yerine getirmek ve korumak. Büyülü bir sözle canlandırılıyorlar ve başka bir büyülü sözle de yok edilebiliyorlar.
Fantastik kitapların her türlüsünü okumuş olan bendeniz, bugüne kadar vampirinden meleğine, kurt adamından uzaylısına, ejderhasından perisine okumadığım fantastik yaratık kalmamıştır derken bu kitap beni şaşırttı ve karşıma ilk kez duyduğum GOLEM'i çıkardı. Ne de iyi yaptı :)

Kitapta sözü edilen CİN'de bizim kültürümüzdeki "üç harflilerle", Alaaddin'in Sihirli Lambası masalındaki cinin karışımı bir yaratık. O yüzden kitabın bazı yerlerinde tüylerim diken diken olmadı değil.

Kitabı kısaca anlatmam gerekirse 1899 yılında yalnız bir adam olan Otto, Polonya'nın Danzig şehrinde elindeki son parayla o yörenin büyücüsü olarak bilinen yaşlı adam Shaalman'dan kendisine bir Golem yapmasını ister. Ama bu Golem insan bir kadın gibi görünmeli ve ahlaklı, meraklı olmak gibi insani özellikleri de olmalıdır. Bu güne kadar böyle bir şey yapılmamıştır, ama Shaalman çok güçlü bir büyücü olduğundan bunu yapmayı başarır. Golem'ini de yanına alan Otto, Amerika'ya gitmek için gemiye biner ve yolda dayanamayarak Golem'ini uyandıracak sihirli kelimeleri söyler ve Golem kadın geminin ambarında hayata gözlerini açar. Ama Otto, geçirdiği bir hastalıkla gemide hayatını kaybedince Golem sahipsiz kalır. 
New York'da kafası karışmış ve ne yapacağını bilmez bir halde dolaşan Golem'i yaşlı bir haham fark eder. Golemler çok tehlikeli olabileceği için haham, onu yanına alır ve ona Havva ismini vererek insan gibi davranmayı ve yaşamayı öğretmeye başlar.

Bu arada New York'da ki Suriye Mahallesinde bir kalaycıya tamir etmesi için antika bir ibrik getirilir. İbriği tamir etmeye çalışırken bir anda içinden çırılçıplak bir adam çıkar. Tahmin ettiğiniz gibi bu kişi bin yıl önce hain bir büyücü tarafından ibriğe hapsedilmiş bir cindir. İnsan vücuduna hapsedilen cin, kendine ne olduğuna dair hiçbir şey hatırlamamaktadır. Kalaycı Cin'e Ahmed ismini verir ve ona insanların arasında fark edilmeden yaşamayı öğretmeye başlar.

İnsan bedeninde bir Cin ve insan gibi görünen kilden bir Golem'in yolları bir gün kesişir. Ve masalımız böylece başlar...

Ortaokul yıllarımda annemin 2 kalın ciltli 1001 Gece Masalları kitapları vardı ve ben de bayılarak okumuştum onları. Sizler de bilirsiniz, 1001 Gece Masalları'nda Prenses Şehrazat, Hükümdar Şehriyar kendisini öldürmesin diye ona bin bir gece sürecek masallar anlatmaya başlar. Bu masallar birbirinin içine geçen, masal içinde ayrı ayrı masallara açılır ve bir türlü bitmez. 1001 gecenin sonunda hükümdar Şehrazat'ın canını bağışlar. 
Golem ve Cin'de işte 1001 Gece Masalları tadında sizi meraklandıran, heyecanlandıran ve aynı zamanda hem birçok kültür hakkında hiç duymadığınız bilgiler verirken, hem de içinde derin bir felsefe barındıran bir kitap.

“İnsanları düşüncelerine göre değil, yaptıklarına göre yargıla..."

Kilden yapılmış bir Golem'in ve ateşten meydana gelmiş bir Cin'in insan duygu, düşünce ve davranışlarını anlamlandırmaya çalışması, dışarıdan masum ve zavallı görünen büyücünün içindeki saf kötülükle insanların doğruluk ve inanışlarını yönetmesi, büyülü bir masalın içinde bize aktarılırken, beyin kıvrımlarımızı da düşünmeye sevk ediyor.
"Cin, geceler boyunca adamları izleyip dinledi ve bu canlılarda büyüleyici bir tezat olduğuna kanaat getirdi. Kısa ömürlü bu varlıkları, yorucu yolculuklar ve acımasız savaşlarla tuhaf biçimde kendi kendilerine zarar vermeye iten şey neydi?"
Ben kitabı çok sevdim ve 638 sayfalık kitabı akıcı dili ve mükemmel çevirisi sayesinde iki günde bitirdim. Çevirisine mükemmel dediğim nadir kitaplardan Golem ve Cin . Çevirmen Can Yapalak gerçekten zor olan bu kitabı dilimize çok başarılı bir şekilde kazandırmış, kendisini çok tebrik ediyorum buradan.

Uzun sözün kısası masal tadında bir fantastik olmuş bu kitap. Ayrıca felsefi, tarihi de bir roman. İçinde 1900'lü yılların başında New York'dan, asırlar öncesi Suriye çöllerine; bedevilerin göçebe yaşantısından, üç kutsal dinin geleneklerine kadar sizleri eşsiz bir yolculuğa çıkaran bu kitabı okumanızı kesinlikle tavsiye ederim. 
Doğan Kitap'a da bu kitabı okuması için seçtiği on bloggerdan biri olduğum için çok teşekkürler.
Herkese bol okumalı günler dileğimle,
Sevgiler

14 Mar 2014

YORUM: ASLA YAPMA - Koethi ZAN


Kaçarak kurtulamazsın!

Gözleri bağlı ben... 
Zincire vurulmuş ben... 
Köşede, ellerim arkadan kelepçelenmiş, bir sandalyeye bağlı, dilime bir cerrah iğnesi batırılırken ben...
Tutsaklık insana bir şeyler yapar. 
Ne kadar aşağılık bir hayvan olabileceğinizi gösterir. 
Hayatta kalmak ve bir gün öncesine göre daha az acı çekmek için nasıl da her şeyi yapabileceğinizi gösterir...

Uzun zamandır polisiye, gerilim türünde bir kitap okumamıştım ve Okuyan Kızlar Kulübü blog turumuzda okuduğum Asla Yapma kesinlikle doğru bir seçim oldu. Kitap normalde alışık olduğum kanlı vahşet sahnelerinden ziyade daha çok katil ve kurbanların psikolojileri üzerinde durmuş. Yani bir yandan olayı çözmeye çalışırken, aynı zamanda da kurbanın kafasının içine giriyor, nasıl bir psikolojide olduğunu adeta yaşıyorsunuz. Kitabı başarılı kılan da bence bu yönü olmuş. 

Kısaca konusundan bahsetmem gerekirse; Sarah ve Jennifer çocukken geçirdikleri ağır bir trafik kazası sonrası kendilerini korumak amacıyla Asla Yapma! listesi hazırlamaya başlarlar. İlk başlarda oyun olarak başlayan bu Asla Yapma! listesi zamanla bir yaşam biçime dönüşür onlar için. 

ASLA BİR YABANCININ ARABASINA BİNME!

Üniversiteye başladıkları yıl sadece bir gece bu listenin dışına çıktıklarında başlarına korkunç bir olay gelir. Gözlerini açtıklarında bir mahzende çırılçıplak ve zincire vurulmuş bir halde bulurlar kendilerini. Onların yanında iki kız daha vardır ve hayatlarının üç yılı bu sapık adamın korkunç işkence ve tacizleriyle geçer.

PEKİ YA SONRA?

Sonrası için kitabı okumanız gerekiyor, ama şunu söyleyebilirim: Bu kitabı okurken küçükken ailenizin sizi tembihlediği her şey gözlerinizin önüne gelecek. Ve eğer başınıza böyle bir felaket gelmediyse kendinizi çok şanslı hissedeceksiniz. Dün yayınladığım seri katiller yazısında olduğu gibi maalesef bu gibi insanlar aramızda dolaşabiliyor. Kitabı bu kadar gerçekçi ve etkileyici kılan unsur da bence bu. 

Güzel bir psikolojik gerilim okumak isteyenlere tavsiyemdir.

Herkese bol okumalı günler dileğimle,

Sevgiler


PS: OKK Blog Turumuz kapsamında bu kitabı 5 kişiye hediye ediyoruz. Çekilişe katılmak için Facebook sayfamızı buradan ziyaret edebilirsiniz.

Katkıları için Doğan Kitap'a teşekkürler.


13 Mar 2014

ÜNLÜ SERİ KATİLLER - Bir Araştırma Yazısı


ÜNLÜ SERİ KATİLLER
Asla Yapma kitabımızda iki kız arkadaşın bir psikopat tarafından kaçırılması ve başlarına gelenleri okuduk. 
Kitabı okurken bu gibi sosyopatların malesef gerçek hayatta da var olduğunu hatırladım.
Ve bugünkü özel yazımda filmlere ve kitaplara konu olmuş bu ünlü seri katilleri sizlere kısaca tanıtmak istiyorum.



ELIZABETH BATHORY - Kanlı Kontes
1560-1614
“Kanlı Kontes” adıyla tanınan Macar asıllı Elizabeth Bathory, tarihin kuşkusuz en acımasız katillerinden biridir. 40 yaşına geldiğinde yaşlanma korkusu başlayan Bathory, hizmetçisine attığı tokat sonucu kanı eline damlayınca, genç kızların kanlarıyla duş alarak genç kalacağını düşünür. Uşağına emir vererek o hizmetkarı öldürtmüş ve kanını bir küvete doldurtup kan banyosu yapmıştır. Macaristan’ın en soylu ailelerinden biri olan Bathory ailesinden gelen Elizabeth, daha sonraları yaklaşık 650 genç kızı aynı yöntemle öldürtmüştür. Bu cinayetler ona dünyanın en ünlü kadın seri katili ünvanını getirmiştir. 1610 yılında cinayetleri işlediği ortaya çıkmış, bir soylu olduğu için yargılanamamıştır fakat hayatının geri  kalanını şatosunda hapis hayatı yaşayarak geçirmiştir. Elizabeth Bathory hayatının anlatıldığı 2008 yapımı “Bathory” adlı filmin yanı sıra, Dracula gibi bir çok ünlü filme de esin kaynağı olmuştur....



KARINDEŞEN JACK
Hakkında onlarca kitap yazılmış ve filmler çekilmiş ünlü seri katil, 1888 yılının ikinci yarısında Londra’da 20′den fazla hayat kadınını vahşice öldürmüştür. “Jack The Ripper” kurbanlarını öldürdükten sonra boğazlarını kulaklarına kadar kesiyor, karınlarını ve cinsel organlarını deşiyordu. Karındeşen Jack‘in kimliliğine dair bir çok iddia ortaya atılmış fakat hiçbiri kanıtlanamamıştır. Bunlardan en ilginci ise Jack’in kraliyet ailesinden olmasıydı. Davanın yalnızca 2 sene sonra kapatılmış olması ve kimliğinin halen bulunamaması bu teoriyi güçlendiren etmenler olmuştur.


TED BUNDY
Gelmiş geçmiş en karizmatik seri katil yakıştırması yapılan Ted Bundy, çevresinde iyi eğitimli, yakışıklı ve kibar biri olarak tanınsa da sayısı kesin olarak bilinmemekle birlikte 35′ten fazla kişiyi vahşice öldürme suçundan idam edilmiş bir sosyopattır. 3 kez hapisten kaçma başarısını gösteren Ted Bundy, mahkemede savunmasını kendi yapmayı seçmiştir. Bir çok kadın hayranından evlenme teklifi alan Bundy’nin idam kararını veren yargıç bile ona olan hayranlığını gizleyememiştir.


KATİL ZODIAC
"İnsanları öldürmeyi seviyorum, çünkü çok eğlenceli"
"İnsanları avlamak, bütün sporlardan daha çok heyecanlandırıyor"
İlk cinayetini 1969 yılında işleyen ve aslında oldukça sıradan bir seri katil olan Zodiac’ın bu kadar ünlü olmasının tek nedeni, yakalanamamış olması ve halen kimliğinin bilinmiyor oluşudur. Genellikle genç çiftleri kendine kurban seçen Zodiac’ın 37 kişiyi öldürdüğü tahmin edilmektedir. Zodiac cinayetleri işledikten sonra polis merkezini arayarak kendini ihbar etmekte, çözülmesi durumunda gerçek kimliğinin ortaya çıkacağını söylediği mektuplar bırakmaktaydı. Bu mektuplardan yalnızca birinin şifresi çözülebilmiş fakat kimliğiyle ilgili herhangi bir ipucu bulunamamıştır. Zodiac katili 2007 yılında vizyona giren, başrollerinde Robert Downey Jr ve Jake Gyllenhaal’ın oynadığı, yönetmenliği David Fincher’ın üstlendiği Zodiac filmine konu olmuştur.


DEAN ARNOLD CARLL - Candy Man
Annesinin ikinci eşiyle birlikte kurduğu şekerci dükkanının büyüyerek bir şeker fabrikasına dönüşmesiyle Dean Corll fabrikanın başına geçmiş, yoksul çocuklara ve öksüzlere yaptığı yardımlar nedeniyle de “Şeker Adam” diye anılmaya başlanmıştır. Kısa bir süreliğine orduya katılan fakat eşcinsel eğilimleri olduğu gerekçesiyle ordudan uzaklaştırılan Corll, tekrardan fabrikanın başına geçerek yardımlarını sürdürmüş fakat bir süre sonra işler kötüye gitmeye başlayınca fabrikayı kapatmak zorunda kalmıştır. Hakkında özellikle erkek çocuklara cinsel istismarda bulunduğu iddiaları günden güne yayılan Corll, ilk cinayetini 1970 yılında 18 yaşında bir öğrenciyi yakarak gerçekleştirmiştir. Daha sonraları yaşları 10-18 arasında değişen 27 çocuğu tecavüz ettikten sonra işkencelerle öldürmüş, cinayetleri işlerken yanında bulunan ve ona para karşılığında çocukları getiren 18 yaşındaki Elmer Henley tarafından vurularak öldürülmüştür. Elmer Henley açıklamalarında ona da tecavüz etmeye kalktığını ve bunun için öldürdüğünü söylemiştir....

ALBERT FISH
Babasının ölümünden sonra bir çocuk bakım evinde büyüyen ve bu ortama uyum sağlayamadığı için ruhsal sorunlar yaşayan Fish, 1910 yılında ilk cinayetini işledi. Çeşitli sapkınlıklara olan ilgisi günden güne artan Fish, kurbanlarını genellikle küçük ve savunmasız çocuklardan seçiyordu. Dine olan eğilimiyle tanınan Albert fish, kurbanlarını işkence yaparak öldürüyor, onların tanrıya verilen kurbanlar olduğunu düşünüyordu. Bir kurbanının ailesine kızlarını nasıl öldürüp yediğini anlatan mektup gönderince yakalandı ve elektrikli sandalyede idam cezasına çarptırıldı. Bu kararı “daha önce tatmadığım bu zevki tadacağım için heyecanlıyım” sözleriyle karşılayan Fish, 1936 yılında idam edildi. Albert Fish Kuzuların Sessizliği(1991) ve The Gray Man(2007) filmlerine konu olmuştur....

ED GEIN -Hannibal
Alkolik bir baba ve aşırı dindar bir annenin çocuğu olan Ed Gein, küçük yaşta sırasıyla babasını,abisini ve annesini kaybedince yalnızlığın da etkisiyle delirmiştir. Annesinin cinselliği büyük bir günah olarak görmesi, onu annesinin ölümünden sonra kadın vücudunu incelemeye itmiş ve anatomiye merak salmıştır. Annesini de mezarından çıkartarak diriltmeye çalışmıştır. Aslında Ed Gein klasik seri katil tanımlamasına uymamaktadır. O daha çok mezarlıktan çaldığı bedenler üzerinde, anatomi kitaplarından öğrendiklerini uygulamaya çalışmıştır.  Bilindiği kadarıyla 2 kişi öldürmüştür ve kurbanlarını, annesinin ölüm yaşında(55) olan kadınlardan seçmiştir. Muhtemelen dünyanın gördüğü en psikopat insanlardan biri olan Gein, ayakkabı kutusunda vajina biriktirmiş, meme uçlarından kemer, kafataslarından bardak yapmış ve koltuklarını insan derisiyle kaplamıştır. 1957 yılında yakalanan ve doktorlar tarafından şizofreni tanısı konulan Ed Gein hapis yatmamış, 77 yaşında kanserden ölene kadar hayatını akıl hastanesinde geçirmiştir. In the Light of the Moon(2000) ve Ed Gein: The Butcher of Plainfield(2007) isimli iki başarısız filme konu olmuş, aynı zamanda Kuzuların Sessizliği, Teksas Katliamı ve Psycho gibi ünlü filmlerde de Ed Gein’den ilham alınmıştır....

AILEEN CAROL WUORNOS
Amerikan tarihinin ilk kadın seri katili olan Wuornos’un 7 kişiyi öldürdüğü iddia edilse de yalnızca beşinin cesedi bulunabilmiştir. Babası, henüz Aileen doğmadan çocuk tacizinden yargılandığı sırada kendini asarak intihar etmiş, annesi ise onu henüz altı aylıkken terk etmiştir. Büyükannesi ve büyükbabası tarafından büyütülen Wuornos, 13 yaşında tecavüze uğramış ve gayri meşru bir çocuk dünyaya getirdiği gerekçesiyle evden kovulmuştur. Kısacası korkunç  bir çocukluk dönemi geçirmiş ve insanlardan nefret eder hale gelmiştir. İşlediği cinayetlerin sebebini de bu şekilde açıklayan Wournos, 2002 yılında idam edilmiştir. 2003′te vizyona giren Monster filmine ve 1993 tarihli Aileen Wuornos:The Selling of a Serial Killer adlı belgesele konu olmuştur....

CARL PANZRAM
“Keşke tüm insanlığın tek bir boynu olsaydı ve o da benim elimde olsaydı”
sözleriyle hatırlanan Carl Panzram; 21 cinayet işlediğini, sayısız hırsızlık yaptığını ve kadın erkek toplam 1000′den fazla kişiye tecavüz ettiğini itiraf etmiştir. Yaptıklarından ötürü en ufak bir pişmanlık duymadığını defalarca kez belirten Panzram, vahşetini şu sözleriyle oldukça açık bir biçimde ifade ediyor.”Biraz düşünmek için bir kenara oturmuştum. Orada otururken yanıma 11 ya da 12 yaşında bir çocuk geldi. Bir şeyler arıyordu ve buldu da. Onu birkaç yüz metre uzaklıkta bir taş ocağına götürdüm, orada bıraktım ama önce tecavüz ettim, sonra da öldürdüm. Onu bıraktığım sırada beyni kulaklarından çıkıyordu ve asla bundan daha ölü olamazdı.” Kurbanlarını öldürmek üzere gittiği her eyalette farklı bir isimle karşımıza çıkan Panzram, 1930 yılında asılarak idam edilmiştir. Carl Panzram’ın hapiste bir gardiyana işlediği cinayetleri anlatmasını konu alan 1995 yapımı Killer: A Journal of Murder filmi başarılı seri katil filmleri arasındadır....

Ps: Bu yazılar www.biliste.com'dan alınmıştır.

BİR DE BU LİSTEYE İLAVE ETMEK İSTEDİĞİM BİR İSİM VAR. 
ADOLF HİTLER

MİLYONLARCA İNSANIN ÖLÜMÜNDEN SORUMLU BU FAŞİST DİKTATÖR TARİHİN KARA SAYFALARINA ADINI KANLA YAZDIRDI.  
BU GİBİ DİKTATÖRLERİN SONU HER ZAMAN BELLİDİR. 
HELE HELE MASUM ÇOCUKLARIN CANLARINA KIYILMASI EMRİNİ VERENLER, 
O CELLATLAR KADAR KATİLDİR. 
VE O AYNI KAN SONSUZA DEK ELLERİNDEN ÇIKMAYACAK, 
TARİH VE İNSANLIK ONLARI NEFRETLE ANACAKTIR...


Yeni Video! Aliexpress Alışverişim ve Planner Yapmaca

Herkese Merhaba Arkadaşlar! Yeni bir video ile karşınızdayım :) Bu sefer kitap dışında bir video çekmek istedim ve yeni hobim plann...