Ana içeriğe atla

ÜNLÜ SERİ KATİLLER - Bir Araştırma Yazısı


ÜNLÜ SERİ KATİLLER
Asla Yapma kitabımızda iki kız arkadaşın bir psikopat tarafından kaçırılması ve başlarına gelenleri okuduk. 
Kitabı okurken bu gibi sosyopatların malesef gerçek hayatta da var olduğunu hatırladım.
Ve bugünkü özel yazımda filmlere ve kitaplara konu olmuş bu ünlü seri katilleri sizlere kısaca tanıtmak istiyorum.



ELIZABETH BATHORY - Kanlı Kontes
1560-1614
“Kanlı Kontes” adıyla tanınan Macar asıllı Elizabeth Bathory, tarihin kuşkusuz en acımasız katillerinden biridir. 40 yaşına geldiğinde yaşlanma korkusu başlayan Bathory, hizmetçisine attığı tokat sonucu kanı eline damlayınca, genç kızların kanlarıyla duş alarak genç kalacağını düşünür. Uşağına emir vererek o hizmetkarı öldürtmüş ve kanını bir küvete doldurtup kan banyosu yapmıştır. Macaristan’ın en soylu ailelerinden biri olan Bathory ailesinden gelen Elizabeth, daha sonraları yaklaşık 650 genç kızı aynı yöntemle öldürtmüştür. Bu cinayetler ona dünyanın en ünlü kadın seri katili ünvanını getirmiştir. 1610 yılında cinayetleri işlediği ortaya çıkmış, bir soylu olduğu için yargılanamamıştır fakat hayatının geri  kalanını şatosunda hapis hayatı yaşayarak geçirmiştir. Elizabeth Bathory hayatının anlatıldığı 2008 yapımı “Bathory” adlı filmin yanı sıra, Dracula gibi bir çok ünlü filme de esin kaynağı olmuştur....



KARINDEŞEN JACK
Hakkında onlarca kitap yazılmış ve filmler çekilmiş ünlü seri katil, 1888 yılının ikinci yarısında Londra’da 20′den fazla hayat kadınını vahşice öldürmüştür. “Jack The Ripper” kurbanlarını öldürdükten sonra boğazlarını kulaklarına kadar kesiyor, karınlarını ve cinsel organlarını deşiyordu. Karındeşen Jack‘in kimliliğine dair bir çok iddia ortaya atılmış fakat hiçbiri kanıtlanamamıştır. Bunlardan en ilginci ise Jack’in kraliyet ailesinden olmasıydı. Davanın yalnızca 2 sene sonra kapatılmış olması ve kimliğinin halen bulunamaması bu teoriyi güçlendiren etmenler olmuştur.


TED BUNDY
Gelmiş geçmiş en karizmatik seri katil yakıştırması yapılan Ted Bundy, çevresinde iyi eğitimli, yakışıklı ve kibar biri olarak tanınsa da sayısı kesin olarak bilinmemekle birlikte 35′ten fazla kişiyi vahşice öldürme suçundan idam edilmiş bir sosyopattır. 3 kez hapisten kaçma başarısını gösteren Ted Bundy, mahkemede savunmasını kendi yapmayı seçmiştir. Bir çok kadın hayranından evlenme teklifi alan Bundy’nin idam kararını veren yargıç bile ona olan hayranlığını gizleyememiştir.


KATİL ZODIAC
"İnsanları öldürmeyi seviyorum, çünkü çok eğlenceli"
"İnsanları avlamak, bütün sporlardan daha çok heyecanlandırıyor"
İlk cinayetini 1969 yılında işleyen ve aslında oldukça sıradan bir seri katil olan Zodiac’ın bu kadar ünlü olmasının tek nedeni, yakalanamamış olması ve halen kimliğinin bilinmiyor oluşudur. Genellikle genç çiftleri kendine kurban seçen Zodiac’ın 37 kişiyi öldürdüğü tahmin edilmektedir. Zodiac cinayetleri işledikten sonra polis merkezini arayarak kendini ihbar etmekte, çözülmesi durumunda gerçek kimliğinin ortaya çıkacağını söylediği mektuplar bırakmaktaydı. Bu mektuplardan yalnızca birinin şifresi çözülebilmiş fakat kimliğiyle ilgili herhangi bir ipucu bulunamamıştır. Zodiac katili 2007 yılında vizyona giren, başrollerinde Robert Downey Jr ve Jake Gyllenhaal’ın oynadığı, yönetmenliği David Fincher’ın üstlendiği Zodiac filmine konu olmuştur.


DEAN ARNOLD CARLL - Candy Man
Annesinin ikinci eşiyle birlikte kurduğu şekerci dükkanının büyüyerek bir şeker fabrikasına dönüşmesiyle Dean Corll fabrikanın başına geçmiş, yoksul çocuklara ve öksüzlere yaptığı yardımlar nedeniyle de “Şeker Adam” diye anılmaya başlanmıştır. Kısa bir süreliğine orduya katılan fakat eşcinsel eğilimleri olduğu gerekçesiyle ordudan uzaklaştırılan Corll, tekrardan fabrikanın başına geçerek yardımlarını sürdürmüş fakat bir süre sonra işler kötüye gitmeye başlayınca fabrikayı kapatmak zorunda kalmıştır. Hakkında özellikle erkek çocuklara cinsel istismarda bulunduğu iddiaları günden güne yayılan Corll, ilk cinayetini 1970 yılında 18 yaşında bir öğrenciyi yakarak gerçekleştirmiştir. Daha sonraları yaşları 10-18 arasında değişen 27 çocuğu tecavüz ettikten sonra işkencelerle öldürmüş, cinayetleri işlerken yanında bulunan ve ona para karşılığında çocukları getiren 18 yaşındaki Elmer Henley tarafından vurularak öldürülmüştür. Elmer Henley açıklamalarında ona da tecavüz etmeye kalktığını ve bunun için öldürdüğünü söylemiştir....

ALBERT FISH
Babasının ölümünden sonra bir çocuk bakım evinde büyüyen ve bu ortama uyum sağlayamadığı için ruhsal sorunlar yaşayan Fish, 1910 yılında ilk cinayetini işledi. Çeşitli sapkınlıklara olan ilgisi günden güne artan Fish, kurbanlarını genellikle küçük ve savunmasız çocuklardan seçiyordu. Dine olan eğilimiyle tanınan Albert fish, kurbanlarını işkence yaparak öldürüyor, onların tanrıya verilen kurbanlar olduğunu düşünüyordu. Bir kurbanının ailesine kızlarını nasıl öldürüp yediğini anlatan mektup gönderince yakalandı ve elektrikli sandalyede idam cezasına çarptırıldı. Bu kararı “daha önce tatmadığım bu zevki tadacağım için heyecanlıyım” sözleriyle karşılayan Fish, 1936 yılında idam edildi. Albert Fish Kuzuların Sessizliği(1991) ve The Gray Man(2007) filmlerine konu olmuştur....

ED GEIN -Hannibal
Alkolik bir baba ve aşırı dindar bir annenin çocuğu olan Ed Gein, küçük yaşta sırasıyla babasını,abisini ve annesini kaybedince yalnızlığın da etkisiyle delirmiştir. Annesinin cinselliği büyük bir günah olarak görmesi, onu annesinin ölümünden sonra kadın vücudunu incelemeye itmiş ve anatomiye merak salmıştır. Annesini de mezarından çıkartarak diriltmeye çalışmıştır. Aslında Ed Gein klasik seri katil tanımlamasına uymamaktadır. O daha çok mezarlıktan çaldığı bedenler üzerinde, anatomi kitaplarından öğrendiklerini uygulamaya çalışmıştır.  Bilindiği kadarıyla 2 kişi öldürmüştür ve kurbanlarını, annesinin ölüm yaşında(55) olan kadınlardan seçmiştir. Muhtemelen dünyanın gördüğü en psikopat insanlardan biri olan Gein, ayakkabı kutusunda vajina biriktirmiş, meme uçlarından kemer, kafataslarından bardak yapmış ve koltuklarını insan derisiyle kaplamıştır. 1957 yılında yakalanan ve doktorlar tarafından şizofreni tanısı konulan Ed Gein hapis yatmamış, 77 yaşında kanserden ölene kadar hayatını akıl hastanesinde geçirmiştir. In the Light of the Moon(2000) ve Ed Gein: The Butcher of Plainfield(2007) isimli iki başarısız filme konu olmuş, aynı zamanda Kuzuların Sessizliği, Teksas Katliamı ve Psycho gibi ünlü filmlerde de Ed Gein’den ilham alınmıştır....

AILEEN CAROL WUORNOS
Amerikan tarihinin ilk kadın seri katili olan Wuornos’un 7 kişiyi öldürdüğü iddia edilse de yalnızca beşinin cesedi bulunabilmiştir. Babası, henüz Aileen doğmadan çocuk tacizinden yargılandığı sırada kendini asarak intihar etmiş, annesi ise onu henüz altı aylıkken terk etmiştir. Büyükannesi ve büyükbabası tarafından büyütülen Wuornos, 13 yaşında tecavüze uğramış ve gayri meşru bir çocuk dünyaya getirdiği gerekçesiyle evden kovulmuştur. Kısacası korkunç  bir çocukluk dönemi geçirmiş ve insanlardan nefret eder hale gelmiştir. İşlediği cinayetlerin sebebini de bu şekilde açıklayan Wournos, 2002 yılında idam edilmiştir. 2003′te vizyona giren Monster filmine ve 1993 tarihli Aileen Wuornos:The Selling of a Serial Killer adlı belgesele konu olmuştur....

CARL PANZRAM
“Keşke tüm insanlığın tek bir boynu olsaydı ve o da benim elimde olsaydı”
sözleriyle hatırlanan Carl Panzram; 21 cinayet işlediğini, sayısız hırsızlık yaptığını ve kadın erkek toplam 1000′den fazla kişiye tecavüz ettiğini itiraf etmiştir. Yaptıklarından ötürü en ufak bir pişmanlık duymadığını defalarca kez belirten Panzram, vahşetini şu sözleriyle oldukça açık bir biçimde ifade ediyor.”Biraz düşünmek için bir kenara oturmuştum. Orada otururken yanıma 11 ya da 12 yaşında bir çocuk geldi. Bir şeyler arıyordu ve buldu da. Onu birkaç yüz metre uzaklıkta bir taş ocağına götürdüm, orada bıraktım ama önce tecavüz ettim, sonra da öldürdüm. Onu bıraktığım sırada beyni kulaklarından çıkıyordu ve asla bundan daha ölü olamazdı.” Kurbanlarını öldürmek üzere gittiği her eyalette farklı bir isimle karşımıza çıkan Panzram, 1930 yılında asılarak idam edilmiştir. Carl Panzram’ın hapiste bir gardiyana işlediği cinayetleri anlatmasını konu alan 1995 yapımı Killer: A Journal of Murder filmi başarılı seri katil filmleri arasındadır....

Ps: Bu yazılar www.biliste.com'dan alınmıştır.

BİR DE BU LİSTEYE İLAVE ETMEK İSTEDİĞİM BİR İSİM VAR. 
ADOLF HİTLER

MİLYONLARCA İNSANIN ÖLÜMÜNDEN SORUMLU BU FAŞİST DİKTATÖR TARİHİN KARA SAYFALARINA ADINI KANLA YAZDIRDI.  
BU GİBİ DİKTATÖRLERİN SONU HER ZAMAN BELLİDİR. 
HELE HELE MASUM ÇOCUKLARIN CANLARINA KIYILMASI EMRİNİ VERENLER, 
O CELLATLAR KADAR KATİLDİR. 
VE O AYNI KAN SONSUZA DEK ELLERİNDEN ÇIKMAYACAK, 
TARİH VE İNSANLIK ONLARI NEFRETLE ANACAKTIR...


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Roman Gibi Bir Hayat: Jane Austen

Hani sıklıkla duyarız zaman zaman bizler de söyleriz ya “Hayatımı yazsam roman olur!” diye, işte bunu iki yüzyıl önce bir lady, çağının tüm engellerine ve baskılarına rağmen başarmış. Kimden mi söz ediyorum? İngiliz edebiyatının gelmiş geçmiş en iyi romancılarından kabul edilen ve kendi hüzünlü hayat hikayesine inat, her romanını mutlu sonla bitirerek yazan Jane Austen’dan tabii ki.  42 sene sürmüş kısacık hayatında yaşadığı dönemin tüm baskılarına ve engellemelerine karşı dimdik durmuş ve belki de gerçek hayatında sadece bir kez bulup kaybettiği aşkına inat, mizah yönü kuvvetli ve kendine yeten güçlü bayan karakterler yazdığı romanlarıyla bir efsane haline gelmiştir. Ben kendisiyle ortaokul yıllarımda Aşk ve Gurur romanıyla tanıştım. Daha sonra Aşk ve Gurur benim defalarca okuduğum, neredeyse diyaloglarını ezbere bildiğim bir kitap haline geldi. Yayınlanmasının üzerinden iki yüzyıldan fazla süre geçen bir roman, dünyada milyonlarca kişiyi etkileyebiliyor ve kendine hayran bırakabili…

Yetmisler, Seksenler ve Doksanlar Modası

Herkese merhabalar arkadaşlar, Blog turumuz kapsamında incelediğimiz Kristin Hannah'ın Ateşböceği serisi iki kız arkadaşın, Kate ve Tully'nin, 1970'lerde henüz on üç yaşında başlayan dostluklarının hikâyesini anlatıyor. Tabii bu duygusal hikâyeyi okurken de yazarın eşsiz kalemiyle o dönemlere adeta bir zaman yolculuğuna çıkıyoruz. Ben de bu yazımda kitabımızda geçen dönemler hakkında kısaca bilgi vermek istedim.
Bakalım karakterlerimiz o yıllarda nasıl giyiniyorlarmış?

Christian Grey'e Neden Asık Olduk?

Grinin Elli Tonu herhalde tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de kitap okuyan hemen her kadının okuduğu son zamanların bomba kitabı. Heryerde kitapla ilgili yazılar görüyorum. Kimi gerçekten nefret ediyor, kimi kararsız kalmış, kimileri de benim gibi gerçekten sevmiş. Aslında edebi değeri yokmuş, konusu çok basitmiş vs vs gibi şeyleri göz önüne almadan tarafsızca okuduysak , kitaba bayılmamak için bir sebep yok bence.
Bir kaç sene önce Twilight /Alacakaranlık serisi de benzer bir “Ahhhh Edward!” durumu yaratmıştı bünyelerde. Gerçi o kitaplarda vampir/kurtadam olayları olduğu için Grinin Elli Tonu’nu okuyan bir çok kişi bu seriyi okumamıştı ama bugün biliyoruz ki bu kitapta aslında Twilight’ın yetişkin versiyonu olarak yazılmış.
Ama işte bugün karşımızda kapı gibi bir Christian Grey gerçeği duruyor. İlk kitabı okuduktan sonra dayanamamış diğer kitapları da internetten bulup okumuştum. Ve şöyle söyleyebilirim toplamda 1500 küsur sayfanın üzerindeki üçlemeyi yaklaşık 5-6 günde bitirmiştim…

"YÜREGIN KRALIÇESI" - JUDITH McNAUGHT

Blogumdaki ilk yazar incelememi en sevdiğim yazarlardan biri olan Judith McNaught ile yapmak istedim. Bu yazım ayrıca Blogum Dergisi Şubat 2013 sayısında da yayınlandı. Dergiye  buradan ulaşabilirsiniz. Ve işte karşınızda ilk yazar incelemem : 
Judith Mc Naught (Kısaca JM) nam-ı diğer Yüreğin Kraliçesi  Hani bir gün bir kitap okudum hayatım değişti derler ya...İki sene kadar önce benim hayatım değişmese de okuduğum bir kitap hiç bilmediğim bir dünyaya adım atmama vesile oldu. Bir daha da çıkamadım o büyülü dünyadan. Okumayı ilk öğrendiğim yıllardan beri deli gibi kitap okuyan ben, bu türü hiç duymamış olmanın hissettirdiği cahilliğime mi yanayım yoksa bu zaman kadar böyle güzellikleri kaçırdığıma mı yanayım bilemedim açıkçası. Neden mi bahsediyorum? Bir zamanlar benim dahi burun kıvırdığım, çoğu insanın küçümsediği Aşk Romanlarından tabii ki. Bugün bu yazımda da hem biraz aşk romanlarını (romansları) hem de en sevdiğim yazarını tanıtmaya çalışacağım. Belki de bu yazıyı okuyan biri öny…

Orta Çagda Ne Giysem : TUDOR DÖNEMI

Bir gün bir bakmışız zaman makinası icat edilmiş ve benim gibi historical meraklıları da atlamışız bu makinelere hoooop eski zaman İngiltere'sine gitmişiz. Üzerinizde kot pantolon ve sandaletlerle cadı sanılıp yakılmak ya da kafir sanılıp başınızın kesilmesini istemiyorsanız "Orta Çağda Ne Giysem" isimli yazı dizimi mutlaka takip edin. Söz konusu olan can güvenliğimiz arkadaşlar olay çok ciddi yani. :)