Ana içeriğe atla

YORUM: GOLEM VE CİN - Helene WECKER

Golem ve Cin, geçen hafta Doğan Kitap'tan yorumlamam için gönderilen bir kitap. Aslında kitap bana gelmeden önce konusunu okumuş ve merak etmiştim. Hele ki 2013'ün en iyi kitapları arasında seçildiğini ve Goodreads'de aldığı puanı görünce iyice meraklanmıştım. Bu yüzden kitap elime ulaşır ulaşmaz heyecanla okumaya başladım.
Bu arada Golem kelimesini ben ilk defa duydum. Kitapta yaptıkları açıklamaya göre GOLEM; kilden yapılan insan şeklindeki heykel. Ama bu heykeller canlı ve bir sahibe bağlı olup, hayatlarının tek amacı sahiplerinin isteklerini yerine getirmek ve korumak. Büyülü bir sözle canlandırılıyorlar ve başka bir büyülü sözle de yok edilebiliyorlar.
Fantastik kitapların her türlüsünü okumuş olan bendeniz, bugüne kadar vampirinden meleğine, kurt adamından uzaylısına, ejderhasından perisine okumadığım fantastik yaratık kalmamıştır derken bu kitap beni şaşırttı ve karşıma ilk kez duyduğum GOLEM'i çıkardı. Ne de iyi yaptı :)

Kitapta sözü edilen CİN'de bizim kültürümüzdeki "üç harflilerle", Alaaddin'in Sihirli Lambası masalındaki cinin karışımı bir yaratık. O yüzden kitabın bazı yerlerinde tüylerim diken diken olmadı değil.

Kitabı kısaca anlatmam gerekirse 1899 yılında yalnız bir adam olan Otto, Polonya'nın Danzig şehrinde elindeki son parayla o yörenin büyücüsü olarak bilinen yaşlı adam Shaalman'dan kendisine bir Golem yapmasını ister. Ama bu Golem insan bir kadın gibi görünmeli ve ahlaklı, meraklı olmak gibi insani özellikleri de olmalıdır. Bu güne kadar böyle bir şey yapılmamıştır, ama Shaalman çok güçlü bir büyücü olduğundan bunu yapmayı başarır. Golem'ini de yanına alan Otto, Amerika'ya gitmek için gemiye biner ve yolda dayanamayarak Golem'ini uyandıracak sihirli kelimeleri söyler ve Golem kadın geminin ambarında hayata gözlerini açar. Ama Otto, geçirdiği bir hastalıkla gemide hayatını kaybedince Golem sahipsiz kalır. 
New York'da kafası karışmış ve ne yapacağını bilmez bir halde dolaşan Golem'i yaşlı bir haham fark eder. Golemler çok tehlikeli olabileceği için haham, onu yanına alır ve ona Havva ismini vererek insan gibi davranmayı ve yaşamayı öğretmeye başlar.

Bu arada New York'da ki Suriye Mahallesinde bir kalaycıya tamir etmesi için antika bir ibrik getirilir. İbriği tamir etmeye çalışırken bir anda içinden çırılçıplak bir adam çıkar. Tahmin ettiğiniz gibi bu kişi bin yıl önce hain bir büyücü tarafından ibriğe hapsedilmiş bir cindir. İnsan vücuduna hapsedilen cin, kendine ne olduğuna dair hiçbir şey hatırlamamaktadır. Kalaycı Cin'e Ahmed ismini verir ve ona insanların arasında fark edilmeden yaşamayı öğretmeye başlar.

İnsan bedeninde bir Cin ve insan gibi görünen kilden bir Golem'in yolları bir gün kesişir. Ve masalımız böylece başlar...

Ortaokul yıllarımda annemin 2 kalın ciltli 1001 Gece Masalları kitapları vardı ve ben de bayılarak okumuştum onları. Sizler de bilirsiniz, 1001 Gece Masalları'nda Prenses Şehrazat, Hükümdar Şehriyar kendisini öldürmesin diye ona bin bir gece sürecek masallar anlatmaya başlar. Bu masallar birbirinin içine geçen, masal içinde ayrı ayrı masallara açılır ve bir türlü bitmez. 1001 gecenin sonunda hükümdar Şehrazat'ın canını bağışlar. 
Golem ve Cin'de işte 1001 Gece Masalları tadında sizi meraklandıran, heyecanlandıran ve aynı zamanda hem birçok kültür hakkında hiç duymadığınız bilgiler verirken, hem de içinde derin bir felsefe barındıran bir kitap.

“İnsanları düşüncelerine göre değil, yaptıklarına göre yargıla..."

Kilden yapılmış bir Golem'in ve ateşten meydana gelmiş bir Cin'in insan duygu, düşünce ve davranışlarını anlamlandırmaya çalışması, dışarıdan masum ve zavallı görünen büyücünün içindeki saf kötülükle insanların doğruluk ve inanışlarını yönetmesi, büyülü bir masalın içinde bize aktarılırken, beyin kıvrımlarımızı da düşünmeye sevk ediyor.
"Cin, geceler boyunca adamları izleyip dinledi ve bu canlılarda büyüleyici bir tezat olduğuna kanaat getirdi. Kısa ömürlü bu varlıkları, yorucu yolculuklar ve acımasız savaşlarla tuhaf biçimde kendi kendilerine zarar vermeye iten şey neydi?"
Ben kitabı çok sevdim ve 638 sayfalık kitabı akıcı dili ve mükemmel çevirisi sayesinde iki günde bitirdim. Çevirisine mükemmel dediğim nadir kitaplardan Golem ve Cin . Çevirmen Can Yapalak gerçekten zor olan bu kitabı dilimize çok başarılı bir şekilde kazandırmış, kendisini çok tebrik ediyorum buradan.

Uzun sözün kısası masal tadında bir fantastik olmuş bu kitap. Ayrıca felsefi, tarihi de bir roman. İçinde 1900'lü yılların başında New York'dan, asırlar öncesi Suriye çöllerine; bedevilerin göçebe yaşantısından, üç kutsal dinin geleneklerine kadar sizleri eşsiz bir yolculuğa çıkaran bu kitabı okumanızı kesinlikle tavsiye ederim. 
Doğan Kitap'a da bu kitabı okuması için seçtiği on bloggerdan biri olduğum için çok teşekkürler.
Herkese bol okumalı günler dileğimle,
Sevgiler

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Roman Gibi Bir Hayat: Jane Austen

Hani sıklıkla duyarız zaman zaman bizler de söyleriz ya “Hayatımı yazsam roman olur!” diye, işte bunu iki yüzyıl önce bir lady, çağının tüm engellerine ve baskılarına rağmen başarmış. Kimden mi söz ediyorum? İngiliz edebiyatının gelmiş geçmiş en iyi romancılarından kabul edilen ve kendi hüzünlü hayat hikayesine inat, her romanını mutlu sonla bitirerek yazan Jane Austen’dan tabii ki.  42 sene sürmüş kısacık hayatında yaşadığı dönemin tüm baskılarına ve engellemelerine karşı dimdik durmuş ve belki de gerçek hayatında sadece bir kez bulup kaybettiği aşkına inat, mizah yönü kuvvetli ve kendine yeten güçlü bayan karakterler yazdığı romanlarıyla bir efsane haline gelmiştir. Ben kendisiyle ortaokul yıllarımda Aşk ve Gurur romanıyla tanıştım. Daha sonra Aşk ve Gurur benim defalarca okuduğum, neredeyse diyaloglarını ezbere bildiğim bir kitap haline geldi. Yayınlanmasının üzerinden iki yüzyıldan fazla süre geçen bir roman, dünyada milyonlarca kişiyi etkileyebiliyor ve kendine hayran bırakabili…

Christian Grey'e Neden Asık Olduk?

Grinin Elli Tonu herhalde tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de kitap okuyan hemen her kadının okuduğu son zamanların bomba kitabı. Heryerde kitapla ilgili yazılar görüyorum. Kimi gerçekten nefret ediyor, kimi kararsız kalmış, kimileri de benim gibi gerçekten sevmiş. Aslında edebi değeri yokmuş, konusu çok basitmiş vs vs gibi şeyleri göz önüne almadan tarafsızca okuduysak , kitaba bayılmamak için bir sebep yok bence.
Bir kaç sene önce Twilight /Alacakaranlık serisi de benzer bir “Ahhhh Edward!” durumu yaratmıştı bünyelerde. Gerçi o kitaplarda vampir/kurtadam olayları olduğu için Grinin Elli Tonu’nu okuyan bir çok kişi bu seriyi okumamıştı ama bugün biliyoruz ki bu kitapta aslında Twilight’ın yetişkin versiyonu olarak yazılmış.
Ama işte bugün karşımızda kapı gibi bir Christian Grey gerçeği duruyor. İlk kitabı okuduktan sonra dayanamamış diğer kitapları da internetten bulup okumuştum. Ve şöyle söyleyebilirim toplamda 1500 küsur sayfanın üzerindeki üçlemeyi yaklaşık 5-6 günde bitirmiştim…

Yetmisler, Seksenler ve Doksanlar Modası

Herkese merhabalar arkadaşlar, Blog turumuz kapsamında incelediğimiz Kristin Hannah'ın Ateşböceği serisi iki kız arkadaşın, Kate ve Tully'nin, 1970'lerde henüz on üç yaşında başlayan dostluklarının hikâyesini anlatıyor. Tabii bu duygusal hikâyeyi okurken de yazarın eşsiz kalemiyle o dönemlere adeta bir zaman yolculuğuna çıkıyoruz. Ben de bu yazımda kitabımızda geçen dönemler hakkında kısaca bilgi vermek istedim.
Bakalım karakterlerimiz o yıllarda nasıl giyiniyorlarmış?

"YÜREGIN KRALIÇESI" - JUDITH McNAUGHT

Blogumdaki ilk yazar incelememi en sevdiğim yazarlardan biri olan Judith McNaught ile yapmak istedim. Bu yazım ayrıca Blogum Dergisi Şubat 2013 sayısında da yayınlandı. Dergiye  buradan ulaşabilirsiniz. Ve işte karşınızda ilk yazar incelemem : 
Judith Mc Naught (Kısaca JM) nam-ı diğer Yüreğin Kraliçesi  Hani bir gün bir kitap okudum hayatım değişti derler ya...İki sene kadar önce benim hayatım değişmese de okuduğum bir kitap hiç bilmediğim bir dünyaya adım atmama vesile oldu. Bir daha da çıkamadım o büyülü dünyadan. Okumayı ilk öğrendiğim yıllardan beri deli gibi kitap okuyan ben, bu türü hiç duymamış olmanın hissettirdiği cahilliğime mi yanayım yoksa bu zaman kadar böyle güzellikleri kaçırdığıma mı yanayım bilemedim açıkçası. Neden mi bahsediyorum? Bir zamanlar benim dahi burun kıvırdığım, çoğu insanın küçümsediği Aşk Romanlarından tabii ki. Bugün bu yazımda da hem biraz aşk romanlarını (romansları) hem de en sevdiğim yazarını tanıtmaya çalışacağım. Belki de bu yazıyı okuyan biri öny…

Ayın En 'Klasik' Günü: AŞK ve GURUR - Jane Austen

Herkese Merhaba Arkadaşlar, Bu sene yeni bir etkinliğe başlayacağımı şu yazımda duyurmuştum. Bu sene için kendime koyduğum her ay bir klasik okuma hedefini maalesef bazı özel sebepler yüzünden geciktirdim. Bunun için lütfen kusura bakmayın.

Şimdi gelelim Ayın En Klasik Günü etkinliğimin ilk kitabına. Benim çok sevdiğim ve defalarca okumuş olduğum Jane Austen'in en bilinen eseri Aşk ve Gurur'la açılışı yapmak istiyorum.
Aşk ve Gurur, orijinal adıyla Pride and Prejudice, tam çevrildiğinde Gurur ve Önyargı demek ama ülkemizde bu isimle pek tanınmıyor.
İlk olarak 1813 yılında yayımlanan romanı Austen, 1796-1797 yılları arasında 21 yaşındayken yazmıştır. Jane Austen'in oldukça ilginç bir yaşam öyküsü vardır. Uzun bir araştırmadan sonra yazmış olduğum Roman Gibi Bir Hayat: Jane Austen yazımı okumanızı tavsiye ederim.

Jane Austen'in hayatı boyunca tek bir kişiye aşık olduğu söylenir Tom Lefroy adındaki bu genç adamla yaşadıkları mutlu sonla bitmeyen aşklarına inat, Jane yazd…