Ana içeriğe atla

LISA KLEYPAS'le RÖPORTAJ YAPTIK!


Sonunda, evet sonunda Lisa Kleypas röportajımın cevapları dün elime ulaştı arkadaşlar. 
Dile kolay 9 Nisan'da Lisa bana, "Tamam yapalım," demişti ve o günden beri, yani beş aydan fazla süredir bu günü bekliyordum :D 
O yüzden çok mutlu ve mesudum!
Bu süre içinde Lisa bana imzalı bir kitabını yolladı ve beni çok sevindirdi. Kendisi de, asistanı Cindy'de çok şeker insanlar. Bana ilk kez Cindy cevap verdiğinde 8-10 soruluk bir röportajsa kabul edelim demişti. Ben de sözümü tuttum. Ama sizin de okuyacağınız gibi her soru kendi içinde birkaç soruyu barındırıyor :D 

Umarım sizler de okurken benim aldığım gibi keyif alırsınız diyorum ve sizleri Lisa Kleypas'la başbaşa bırakıyorum. 

The Reading Lady: Sizinle röportaj yaptığım için çok heyecanlıyım Lisa! Kabul ettiğiniz için çok, çok, çok teşekkürler :)

Lisa Kleypas: Asıl ben teşekkür ederim. Bu röportajı yaptığım için çok keyifliyim ve ayrıca Türkiye'de çok sayıda harika okuyucum olduğunu da biliyorum!

The Reading Lady: O zaman ilk sorumla başlamak istiyorum. Bize kısaca kendinizden, geçmişinizden ve yazma serüveninizden bahseder misiniz? Romans yazmaya nasıl başladınız? 

Lisa Kleypas: Kitaplara ve eğitime çok değer verilen Massachusetts'de büyüdüm ve kışları hava çok soğuk olduğu için okuyarak çok fazla vakit geçirirdim. Bu arada kendi zevkim için hikayeler yazmaktan çok keyif alırdım; ama on altı yaşıma gelene kadar roman yazmayı denemek aklıma bile gelmemişti.
Daktilom olmadığı için kalem ve kağıtla yazıyordum. Romanımdaki ilk sayfayı bitirince karakterleri, diyalogları yaratma sürecinden çok heyecanlanmıştım ve hayatımın sonuna kadar yapmak istediğim şeyin bu olduğunu anlamıştım.
Bir seferinde bunu ruhumun bir yere bağlanması hissi olarak tanımlamıştım. Yine de yayımlanmak için bir tanesini satana kadar her yaz bir tane olmak üzere dört roman yazdım. Bu, benim Wellesley Collage'a gitmeme yardımcı oldu. Okulum sadece kızlar içindi; böylece erkekler tarafından dikkatim dağılmadı! İnsanlar bana sık sık İngilizce ya da Yaratıcı Yazarlık bölümünden mi mezun olduğumu sorarlar; ama aslında Siyaset Bilimi okudum. Sadece siyasetten çok hoşlandığım için değil, bu bölümde aynı zamanda bana bir köşede yazacak kadar zaman kazandıracak iyi notları kolaylıkla alabiliyordum.

Romans yazmama gelirsem, bu hep benim kişiliğime uygun olmuştur. İlişkileri ve duyguları düşünmeyi severim ve mutlu sonlarla biten hikayelere bayılırım.

The Reading Lady: Okuyucularınızın sizin hakkınızda bilmesini istediğiniz başka şeyler var mı? Örneğin sevdikleriniz, sevmedikleriniz, hobileriniz, rahatlamak için yaptığınız şeyler gibi aklınıza ne gelirse.

Lisa Kleypas: Çok mutlu bir evliliğim var ve bu evliliğimden biri kız biri erkek iki çocuğum var. Oğlum koleje yeni başladı. Kızım on dört yaşında ve evde bizimle birlikte yaşıyor. Dağları, ormanları ve Pasifik Okyanusu'na kıyısıyla dünyanın en güzel yerlerinden biri olan Washington Eyaleti'nde yaşıyorum. Yemek yapmayı, ormanda uzun yürüyüşleri ve okumayı çok severim.

The Reading Lady: Hayatınızda sizi en çok etkileyen kitap hangisiydi ve neden? Yaşayan ya da ölmüş ilham aldığınız/etkilendiğiniz yazarlar var mı? 

Lisa Kleypas: Beni çeşitli yönlerde etkileyen sayısız kitap var. Küçükken Luisa May Alcott'un yazdığı her şeyi okurdum, özellikle de "Küçük Kadınlar" kitabını. (Alcott, 1800'lü yıllarda benim doğup büyüdüğüm Concord, Massachusetts'de yaşamış.) Bronte kardeşlerin romanlarını da yalayıp yutardım. Özellikle de "Jane Eyre" ve "Uğultulu Tepeler" en sevdiklerimdi. Ayrıca Charles Dickens'ın bazı kitaplarını da öyle. Ama favori Dickens kitabım, "İki Şehrin Hikayesi" dir. Lise dönemimde sürekli romans kitapları okumaya başladım. O zamanlar Kathleen Woodwiss çok popülerdi. Aynı zamanda Victoria Holt, Janet Dailey ve Barbara Cartland'da öyle. Yazı stilim de tüm bu yazarlardan güçlü bir şekilde etkilenmişti... E.M. Forster, Pat Conroy ve Michael Faber'ı keşfettikten sonra karakterlerimin düşüncelerinin ve duygularının daha da derinine inmeye çalıştım. Ama aynı zamanda Julie Garwood ve Julia Quinn'den de etkilenerek daha fazla espri ve eğlenceli anlar eklemeye başladım. Hedefim okuyucularımı kahkaha, gözyaşı ve tutkuyla dolu duygusal bir yolculuğa çıkarmak.

The Reading Lady: Yazma sürecinizden ve bugünlerde yazdığınız kitaptan biraz bahseder misiniz? Yeni yazarlara ve yazar adaylarına verebileceğiniz tavsiyeleriniz var mı?

Lisa Kleypas: Benim için düzenli bir rutinimin olması çok önemlidir. Genelde sabah dört ya da beşte kalkarım, iki saat kadar yazdıktan sonra eşimle kızıma kahvaltılarını hazırlarım ve ardından öğleden sonraya kadar yazmaya geri dönerim. İlham gelmesini asla beklemem. Sıkıcı ya da sinir bozucu da olsa her gün masama oturur ve çalışırım. Ve bazen "sihir" başlar ve kitap sanki canlanmış gibi kendi başına ilerlemeye devam eder. Yeni yazarlara ya da yazar adaylarına tavsiyem her zaman ısrarcı olsunlar ve kendilerine meydan okumaya devam etsinler. Bir yazarın yazdığı "yeterince iyi" sayfaya bakıp kendine "bunu nasıl daha iyi, daha yoğun ve daha canlı yazabilirim?" diye düşünmesi çok önemlidir.

Bugünlerde Victoria İngiltere'sinde geçen yeni bir tarihi romans serisi üzerinde çalışıyorum. Acımasız erkek karakterlerimizin kendilerine soylu gelinler aradığı bir seri... Aslında Wallflowers serisinin erkek versiyonu da diyebiliriz.

The Reading Lady: Ülkemizde şu ana kadar sadece yedi kitabınız basıldı ve diğerlerini de okumak için sabırsızlanıyoruz. (Wallflowers serisi ve Hathaways serisinin ilk kitabı) Bu yüzden size Wallflowers serisi hakkında sormak istiyorum. Bir röportajınızda okuldayken kitap kurdu olduğunuzu ve bu sebeple popüler çocukların size bakmadığını okumuştum :D Ve bu günlerde yaşadıklarınızın size Wallflowers serisini yazmak için ilham verdiğini söylemiştiniz. (Aslında buna çok inanmadım çünkü aynı zamanda güzellik yarışmasında Miss Massachusettes seçildiğinizi biliyorum :) ) Bizlere Wallflowers serisiyle ilgili gerçek hikayenizi anlatır mısınız?

Lisa Kleypas: Bir gün tarihi bir araştırma yaparken tesadüfen Charles Dana Gibson'un "The Wallflower" isimli bir illüstrasyonunu gördüm. Resimde sandalyede oturan genç ve güzel bir kadın vardı. O dönemlerdeki kadınların yaptığı gibi balolarda bekleyerek (ve ümit ederek) birinin onu dansa kaldırmasını bekliyordu. Bu bana on üç, on dört yaşlarımda katıldığım okul danslarını anımsattı. O kadar utangaç ve gariptim ki kimse bana da teklif etmezdi.
Wallflower resmi üzerinde düşünmeyi bırakamadım, bu gizemli kızın düşünceleri ve hislerini merak ediyordum. Ve sonra balo salonunun bir ucunda oturan bu kızların birbirlerine ne dediklerini merak ettim. Neler konuşurlardı? Ve o zaman kafamda bir hikaye belirdi... ya sürekli yanyana oturan dört kadın arkadaş olursa? Ya grup oluşturup birbirlerine koca bulmada yardım etmeye başlarlarsa? Kadınların birbiriyle yarışmasındansa birbirini destekleyip, teşvik etmeleri fikrini çok sevdim. Böylece Wallflower serimin bir taslağını yazdım ve Charles Dana Gibson'un resminin bir kopyasını alıp ofisime astım. Ne zaman ilhama ihtiyacım olsa ona baktım ve hayal gücümü serbest bıraktım.
Lisa ofisindeki Wallflower resmini göndermiş bizim için!

The Reading Lady: Kitaplarınızda sağlam karakterli, güçlü ve aşık olunası erkek kahramanlar yaratıyorsunuz. Merak ettiğim şey bu karakterler tamamen hayal ürünü mü yoksa gerçek insanlardan ilham alıyor musunuz?

Lisa Kleypas: Teşekkürler! Çok erkeksi ve ilgili erkekler yaratmayı seviyorum. Kocam Gregory bunların çoğuna ilham kaynağım oluyor ama maalesef kendisi çok zengin bir İngiliz Dükü değil! Bir heronun nasıl davranması gerektiğiyle ilgili çok sabit fikirlerim var. Örneğin, gerçek bir erkek asla kadına, çocuğa ya da daha zayıf bir yaratığa zarar vermez. Yani sadece fiziksel olarak değil, aynı zamanda duygusal olarak da demek istiyorum. Benim erkek kahramanlarımdan biri bir kadın kahramanıma sinirlendiyse ya da tartışıyorsa bile ikisinin arasında saygı çerçevesini korurum. Sevgim Sana Ait (Devil in Winter) kitabımda bencil, dominant ve çok açık seçik konuşan Lord St. Vincent'i çok utangaç, kekelemeden konuşamayan Evie Jenner'la eşleştirdim. Bu iki farklı insanın arasındaki dengeyi nasıl kuracağımı merak ediyordum; ama sonra gerçek hayatta tanıdığım bazı utangaç kişilerin içlerinde çok büyük güce sahip olduklarının farkına vardım. Böylece Evie, St. Vincent'a karşı daha kitabın başlarında dik durmaya başladı. Hayatını kurtarmak için umutsuzluğundan gelen bir güce sahipti ve St. Vincent'da anında ondan büyülendi.

The Reading Lady: Hem tarihi hem de günümüz romanslar yazıyorsunuz. Hangisini yazmak daha zor ve neden? Ve yeni bir okuyucuya hangi favori kitabınızı tavsiye ederdiniz?

Lisa Kleypas: Bana göre günümüz romans yazmak çok daha zor. Tarihi dönemlerde bir çifti ayrı düşürebilecek çok fazla dış etken var. Sınıf farklılıkları, dini farklılıklar, ayarlanmış evlilikler, teknolojinin olmaması, onur meseleleri, ünvan ve ailevi gereklilikler gibi. Tüm bunlar flört etmeyi ve romantizmi zorlaştıran şeyler olabiliyor. Ama modern zamanlarda kadınlar ve erkekler çok daha fazla özgürlük ve bağımsızlığa sahip olmalarına rağmen; hikaye için onları ayrı tutmak daha zor. Bu sebeple ayrılık nedenleri daha çok içsel ve psikolojik olmak zorunda kalıyor.

Eğer yeni bir okuyucuya kendi tarihi romanslarımdan birini önerseydim sanırım Wallflowers serisinden "Sevgim Sana Ait"; ya da ilk kez soylu olmayan, sert ve seksi bir hero yarattığım daha eski bir romanım olan "Dreaming of You" olurdu. Çünkü o zamana kadar tüm herolarım soylu kişilerdi!

The Reading Lady: Tarihi romans yazmak için, o dönemlerdeki kuralları, gelenekleri öğrenmek için çok fazla araştırma yapmak gerekir diye düşünüyorum. Peki siz de böyle araştırmaları yapıyor musunuz? Araştırma yaparken bugüne kadar bulduğunuz en ilginç bilgi neydi? Ya da kitabın tüm seyrini değiştirebilecek bir bilgi buldunuz mu?

Lisa Kleypas: Sürekli tarihi kitaplar okurum ve her zaman hikayeme renk ve doku katacak detaylar bulurum. Örneğin Hathaway serisinden "Love In The Afternoon" için araştırma yaparken bazı İngiliz askerlerinin mesaj taşımaları ya da uyurken onları korumaları için savaş meydanına eğitimli köpekler götürdüğünü öğrendim. Böylece ben de hikayeye köpek bir karakter ekledim. Kitabın kahramanı Captain Christopher Phelan ile savaştan dönen ve travma sonrası stres bozukluğu yaşayan (tabii o zamanlar böyle demiyorlardı buna) terrier cinsi Albert'ı. Kitabın kadın kahramanı Beatrix'in hayvanlarla ilgili bir yeteneği vardı. Albert'ı yeniden eğitirken ve savaşın travmasından kurtarmaya çalışırken kendisi de iyileşmeye, savaşı unutmaya çalışan Christopher'la da ilişkileri gelişti. Şimdi bu romanı Albertsız yazdığımı düşünemiyorum bile. Ve eğer araştırmamda bu olaya denk gelmeseydim hiçbir zaman hikayenin içinde olmayacaktı.

The Reading Lady: Kitaplarınızı nerede yazarsınız? Ofisiniz ya da size özel bir yazma köşeniz var mı? Eğer sizin için mahsuru yoksa bize özel bir fotoğraf çekip yollayabilir misiniz? (lütfen?) Ayrıca yazarken müzik dinleme gibi olmazsa olmazlarınız var mıdır?

Lisa Kleypas: Evimin yanında içini Wallflower resmim, çiçekli bir çay seti ve antika bir daktilo gibi sevdiğim şeylerle doldurduğum küçük ve samimi bir kulübem var. Dikkatimin dağılmasını sevmediğim için yazarken müzik dinlemem ama eğer dışarıda çok gürültü varsa -ormanın yanında yaşıyoruz ve bazen elektrikli testere sesi oluyor- bilgisayarımdan doğa sesleri açıyorum. Favorilerim okyanus dalgalarının ya da yağmurun sesi. Elektrikli testereden çok daha romantik!
Kulübesinin dışarıdan görüntüsü


Yazma köşesi

Hava almak için oturduğu bank

The Reading Lady: Yazdığınız kadın ya da erkek karakterler gerçek olsaydı hangisiyle vakit geçirmek, birlikte takılmak isterdiniz? 

Lisa Kleypas: Bir akşam Hathaway ailesiyle vakit geçirmeyi çok isterdim. Hepsi de konuşkan, eğlenceli, yemeyi ve içmeyi seven tipler. Benim en sevdiğim insan tipi!

The Reading Lady: Çoğu yazar kitaplarını yazarken ya da yayımlatırken zorluklarla karşılaşabiliyor. Sizin kariyeriniz boyunca karşılaştığınız güçlükler nelerdi?

Lisa Kleypas: Benim ve uzun bir kariyeri olan çoğu yazar için en büyük zorluk kitaplarımızı güncel ve ilginç tutabilmek. Hiçbir zaman okuyucularımın aynı hikayeyi tekrar tekrar yazdığımı düşünmelerini istemem. Dönemleri değiştirmek çok yardımcı olur bu konuda; çünkü öğrenmek ve üzerinde düşünmek için yeni şeylerim olur. Ayrıca kendime tembelleşmek için izin vermemem de çok önemli. Sürekli aynı tarzda betimlemeler ve anlatım yerine yeni ve yaratıcı anlatım biçimleri bulmak için çalışırım.

The Reading Lady: Bu güzel sohbet için çok teşekkür ediyorum. Türkiye'de çok fazla seveniniz var ve yakın zamanda imza turunuz kapsamında ülkemize gelmeyi planlıyor musunuz? (Bunun olmasını tüm kalbimizle isteriz :) ) Ve son olarak da Türk okurlarınıza söylemek istediğiniz bir şeyler var mı? 

Lisa Kleypas: Türk okurlarıma ilgileri, nezaketleri ve destekleri için tüm kalbimle teşekkür ediyorum! Türkiye'ye gelmek bir hayalin gerçekleşmesi gibi olur ve umarım bir gün sizlerle tanışmak için oraya seyahat etme keyfine varabilirim! Beni bu kadar süre beklediğin ve nezaketin için sana da çok teşekkürler!

Sevgi ve teşekkürlerimle,

Lisa

Ben de beni kırmayıp sorularıma cevap verdiği ve bir sürü fotoğraf gönderdiği için Lisa'ya ve aramızdaki iletişimi sağladıktan sonra iletişimini kesmeyip benimle adeta mektup arkadaşı olan Cindy'e çok teşekkür ediyorum!

Thank you very much for your kindness Lisa!

And thanks for your friendship, kindness and everything Cindy!

I love both of you :)


PS: Lisa Kleypas kitapları ülkemizde Epsilon Yayınevi'nden çıkmaktadır.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Roman Gibi Bir Hayat: Jane Austen

Hani sıklıkla duyarız zaman zaman bizler de söyleriz ya “Hayatımı yazsam roman olur!” diye, işte bunu iki yüzyıl önce bir lady, çağının tüm engellerine ve baskılarına rağmen başarmış. Kimden mi söz ediyorum? İngiliz edebiyatının gelmiş geçmiş en iyi romancılarından kabul edilen ve kendi hüzünlü hayat hikayesine inat, her romanını mutlu sonla bitirerek yazan Jane Austen’dan tabii ki.  42 sene sürmüş kısacık hayatında yaşadığı dönemin tüm baskılarına ve engellemelerine karşı dimdik durmuş ve belki de gerçek hayatında sadece bir kez bulup kaybettiği aşkına inat, mizah yönü kuvvetli ve kendine yeten güçlü bayan karakterler yazdığı romanlarıyla bir efsane haline gelmiştir. Ben kendisiyle ortaokul yıllarımda Aşk ve Gurur romanıyla tanıştım. Daha sonra Aşk ve Gurur benim defalarca okuduğum, neredeyse diyaloglarını ezbere bildiğim bir kitap haline geldi. Yayınlanmasının üzerinden iki yüzyıldan fazla süre geçen bir roman, dünyada milyonlarca kişiyi etkileyebiliyor ve kendine hayran bırakabili…

Yetmisler, Seksenler ve Doksanlar Modası

Herkese merhabalar arkadaşlar, Blog turumuz kapsamında incelediğimiz Kristin Hannah'ın Ateşböceği serisi iki kız arkadaşın, Kate ve Tully'nin, 1970'lerde henüz on üç yaşında başlayan dostluklarının hikâyesini anlatıyor. Tabii bu duygusal hikâyeyi okurken de yazarın eşsiz kalemiyle o dönemlere adeta bir zaman yolculuğuna çıkıyoruz. Ben de bu yazımda kitabımızda geçen dönemler hakkında kısaca bilgi vermek istedim.
Bakalım karakterlerimiz o yıllarda nasıl giyiniyorlarmış?

Christian Grey'e Neden Asık Olduk?

Grinin Elli Tonu herhalde tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de kitap okuyan hemen her kadının okuduğu son zamanların bomba kitabı. Heryerde kitapla ilgili yazılar görüyorum. Kimi gerçekten nefret ediyor, kimi kararsız kalmış, kimileri de benim gibi gerçekten sevmiş. Aslında edebi değeri yokmuş, konusu çok basitmiş vs vs gibi şeyleri göz önüne almadan tarafsızca okuduysak , kitaba bayılmamak için bir sebep yok bence.
Bir kaç sene önce Twilight /Alacakaranlık serisi de benzer bir “Ahhhh Edward!” durumu yaratmıştı bünyelerde. Gerçi o kitaplarda vampir/kurtadam olayları olduğu için Grinin Elli Tonu’nu okuyan bir çok kişi bu seriyi okumamıştı ama bugün biliyoruz ki bu kitapta aslında Twilight’ın yetişkin versiyonu olarak yazılmış.
Ama işte bugün karşımızda kapı gibi bir Christian Grey gerçeği duruyor. İlk kitabı okuduktan sonra dayanamamış diğer kitapları da internetten bulup okumuştum. Ve şöyle söyleyebilirim toplamda 1500 küsur sayfanın üzerindeki üçlemeyi yaklaşık 5-6 günde bitirmiştim…

"YÜREGIN KRALIÇESI" - JUDITH McNAUGHT

Blogumdaki ilk yazar incelememi en sevdiğim yazarlardan biri olan Judith McNaught ile yapmak istedim. Bu yazım ayrıca Blogum Dergisi Şubat 2013 sayısında da yayınlandı. Dergiye  buradan ulaşabilirsiniz. Ve işte karşınızda ilk yazar incelemem : 
Judith Mc Naught (Kısaca JM) nam-ı diğer Yüreğin Kraliçesi  Hani bir gün bir kitap okudum hayatım değişti derler ya...İki sene kadar önce benim hayatım değişmese de okuduğum bir kitap hiç bilmediğim bir dünyaya adım atmama vesile oldu. Bir daha da çıkamadım o büyülü dünyadan. Okumayı ilk öğrendiğim yıllardan beri deli gibi kitap okuyan ben, bu türü hiç duymamış olmanın hissettirdiği cahilliğime mi yanayım yoksa bu zaman kadar böyle güzellikleri kaçırdığıma mı yanayım bilemedim açıkçası. Neden mi bahsediyorum? Bir zamanlar benim dahi burun kıvırdığım, çoğu insanın küçümsediği Aşk Romanlarından tabii ki. Bugün bu yazımda da hem biraz aşk romanlarını (romansları) hem de en sevdiğim yazarını tanıtmaya çalışacağım. Belki de bu yazıyı okuyan biri öny…

Orta Çagda Ne Giysem : TUDOR DÖNEMI

Bir gün bir bakmışız zaman makinası icat edilmiş ve benim gibi historical meraklıları da atlamışız bu makinelere hoooop eski zaman İngiltere'sine gitmişiz. Üzerinizde kot pantolon ve sandaletlerle cadı sanılıp yakılmak ya da kafir sanılıp başınızın kesilmesini istemiyorsanız "Orta Çağda Ne Giysem" isimli yazı dizimi mutlaka takip edin. Söz konusu olan can güvenliğimiz arkadaşlar olay çok ciddi yani. :)