29 May 2014

"Kimse ismimle çağırmaz beni.
Küçük çocuklar bilmezler.
Her gün güneş doğarken hatırlatırım kendime,
bir gün ben de unutursam diye.
Judith, benim adım Judith."

Bir kız düşünün,
Bir kız arkadaşıyla birlikte on dört yaşında ortadan kaybolmuş.
Kız arkadaşının cesedi bulunduktan iki sene sonra eve dönüyor.
Ama dili kesilmiş bir şekilde.

Aşık, hem de o kadar çok aşık ki...
Ama Lucas onunla artık ilgilenmiyor, köyün en güzel kızıyla nişanlanmış.
Dilini kaybettiği için öz annesi dahil herkes tarafından dışlanmış,
Kimse onunla konuşmaz olmuş.
Ve biz 260 sayfa boyunca sessiz kızımızı dinliyoruz. 
Judith'i...

"Mucizelere inanmam, ancak eğer gerek duyarsa bir kız kendi mucizesini yaratabilir. Hatta bu şeytanın yardımına başvurmak anlamına gelse bile."

Judith öyle bir karakter ki, kıza kesinlikle acıyamıyorsunuz. Aksine hayata ve insanlara karşı dik duruşuna hayran hayran bakakalıyorsunuz. Bir insan bunlara nasıl dayanır, nasıl yıkılmaz ki diye düşünürken bir bakıyorsunuz Judith size bunu düşündüğünüze utandırıyor yaşama sevinciyle.

"Senden başka hiçbir meleğin sesini duymadım ben."

Hele kendi içinde, sessiz ama bir o kadar da çığlık çığlığa yaşadığı aşk yok mu?
İnsanın ta yüreğine dokunuyor.
İçinizde hissediyorsunuz.
Lucas'a her ne kadar sinir olsanız da,
Judith'in ağzından onu dinledikçe siz de aşık oluyorsunuz...

"İki senedir düşüncelerimde hep sen vardın, şimdi de tam karşımda duruyordun işte, farklı ama aynı. Dört kişiydik, çocuk olarak biz, iki yabacı olarak biz, sen ve ben."

Bu kitap hüzünlü bir kitap ama asla ajitasyon yok içinde. Hüznün yoğunluğunda sizi mutlu edecek yerler de çıkıyor karşınıza ve bir bakıyorsunuz siz de mutlu olmuşsunuz. 
İşte öyle güzel bir kitap bu...

Bu sene okuduğum en etkileyici kitap desem yalan söylemiş olmam. 
Bir Sır Saklı İçimde, gerek konusu gerekse şairane anlatımıyla beni kendine hayran bıraktı. 
Okuduğunuzda ne demek istediğimi daha iyi anlayacaksınız.
Sevgilerimle,

"Bu akşam ay çıktı, onu görünce ben de dışarıya çıktım, ağaçların tepelerine yükselişini seyredeceğim.
Hatırlıyorum. Gecelerce onun sessizliğinde huzur bulacaktım. Gittiğinde geceler nasıl kararırdı. Ama geri gelirdi mutlaka.
O adamla birlikte geçen yıllarda tek dostumdu ay.
Hâlâ tek tesellim ay benim."

Orijinal Adı: All the Truth That's in Me
Yazar: Julie Berry
Yayıncı: DEX
Yayın Tarihi: Şubat 2014
Sayfa Sayısı: 260
Tür: Genç Yetişkin, Tarihi Kurgu, Gizem
Goodreads Puanı: 3,99/5

22 May 2014

Yazan: The Reading Lady Etiketler: , , , | 22.5.14

Herkese merhaba arkadaşlar,
Soma felaketi yaşandığından beri ben de herkes gibi çok büyük bir üzüntü içerisindeydim. Ve sürekli orada yetim kalan çocuklar için ne yapabilirim diye düşünüyordum.
Sizlerle daha önceden şu yazımda paylaştığım arkadaşım Aslı Dağlı ile bir kampanya başlatmaya karar verdik.
Kendisi Danimarka Ulusal Televizyonu adına Soma'ya gitti ve inanılmaz şeyler gördü, yaşadı.
Oradaki çocuklara nasıl bir yardım yapabileceğimizi düşünürken ortaya GÖKYÜZÜ KÜTÜPHANESİ fikri çıktı.
Bizler çok zengin insanlar değiliz ama bizim hazinemiz kitaplarımız. 
Ve vakit, bu hazinemizi oradaki çocuklarla paylaşma vaktidir.

Haydi kitapseverler, gösterin gücünüzü!


Konu ile ayrıntılı bilgi almak isterseniz Facebook sayfamızdan mesaj atabilir ya da bize gokyuzukutuphanesi@gmail.com adresinden ulaşabilirsiniz.

Sayfamızı ve yazılarımızı bloglarınızda, Facebook ve Twitter'da paylaşıp, büyümemize yardımcı olabilirseniz çok seviniriz.
Destekleriniz için şimdiden çok teşekkürler güzel ülkemin, güzel gönüllü insanları...
Sevgilerimle


GÖKYÜZÜ KÜTÜPHANESİ Facebook sayfamıza üye olmak için buraya tıklayınız.

Tanıtım Yazımız:
Soma’da, Soma’nın karanlık madenlerinde yüzlerce can yitirdik. Yüzlerce çocuk, babasını, ağabeyini, dayısını, amcasını kaybetti. Onlar, hem sevgileri hem de kazançlarıyla o çocukların ışığıydı. Şimdi, ülke olarak ayağa kalkma ve madencilerimizin bize bıraktığı mirası aydınlığa ulaştırma zamanı. Sizlerin de yardımıyla o küçücük çocukların karanlıktan aydınlığa kitaplarla ulaşmasına yardımcı olacağız. Karanlık madenlere değil, gökyüzüne baksınlar diye…

GÖKYÜZÜ KÜTÜPHANESİ, Aslı Dağlı ve The Reading Lady blogunun sahibi Onur Kınacı Birler öncülüğünde başlatılan bir kitap kampanyası. Amacımız, Soma’daki çocuklar için kocaman bir kütüphane oluşturmak. Elinizdeki kitapları gönderebileceğiniz gibi, İnternet üzerinde çok cüzi fiyatlara satılan çocuk ve genç kitaplarını satın alıp kargoyla bize göndererek de kampanyamıza destek olabilirsiniz. Tek bir kitap, bir hayatı değiştirebilir. Hele, bahsettiğimiz bir çocuğun hayatıysa ona, sayfalara baktığında harfleri değil, gökyüzünü görmeyi öğretebiliriz. Belki kaybettiklerini ona getiremeyiz ama o küçücük çocuğun, bir kitabın sayfalarında kendisini bulmasına ve ayakta kalmasına yardımcı olabiliriz.

Kitapseverler, yayınevleri, kitapçılar, sahaflar, öğrenciler, bloggerlar ve hatta en son dokunduğu kitap Cin Ali olanlar! Şimdi destek zamanı!

Kampanya İle İlgili Bilgi:

Gökyüzü Kütüphanesi’ni kurmak uzun bir süreç olacak, amacımız binlerce kitap toplamak. Hatta bir değil, on kütüphane kurabilmek. Süreç şu şekilde işleyecek: Kitaplarınızı kargoyla iletişim adresimize göndereceksiniz; bizler ise gönderdiğiniz kitapların indeksini hazırlayacak ve kütüphanenin fiziki ortamı hazırlanana kadar depolayacağız. Hazırladığımız indeksi düzenli aralıklarla paylaşacağız. Bu şekilde, bir kitabın daha önce gönderilip gönderilmediğini de görebileceksiniz.

Sizlerden ricamız, kütüphanenin hedef kitlesinin çocuklar olduğunu unutmamanız. Onlara okumayı sevdirecek, zihinlerini temizleyecek, yaşlarına uygun kitaplar sunmalıyız. Bağışlayacağınız kitaplara ilişkin tercih yaparken lütfen bunu unutmayın.

Belki de aylar alacak kampanyamız boyunca, Gökyüzü Kütüphanesi’ni çevrenizdeki herkesle paylaşmanızı diliyoruz. Web siteleri, sohbetler, Facebook, Twitter, Blogspot… Elimizdeki kaynakları en iyi şekilde kullanarak mümkün olan en çok sayıda insana ulaşmalı ve dev bir kütüphane kurmaya yetecek sayıda kitap toplayabilmeliyiz.

Web sitesinde Gökyüzü Kütüphanesi ile ilgili bilgi paylaşmak isteyen arkadaşlar bize, gokyuzukutuphanesi@gmail.com adresinden ulaşabilir. Gerekli tüm görselleri ve tanıtım bilgilerini geciktirmeden paylaşacağız.

Biliyoruz; o çocuklar için üzülüyorsunuz. Ama artık onlar, “o çocuklar” değil; onlar, bizim çocuklarımız.
Onlara el uzatan biz olmazsak kim olacak?
Sevgiler.

#gokyuzukutuphanesi #soma


Harlequin kitaplarını okumayı her zaman sevmişimdir. 
Kolayca okunmaları ve her zaman mutlu sonla bitmeleri sebebiyle insanın içini sıkmadan, neşe veren küçük cep kitaplarıdır benim için. 
Durum böyle olunca birkaç arkadaş her ay Harlequin'den çıkan kitapları okuyup, sizler için yorumlamaya karar verdik. 
Umarım sizler de bizim kadar keyif alırsınız.


SONUNA KADAR - Fiona HARPER
Kelly Bradford'ın, artık tek istediği düzenli bir hayattı.  Bir erkeğe kesinlikle ihtiyacı yoktu; tüm yaşadıklarından sonra biriyle çıkmayı aklından bile geçirmiyordu. Yani,  patronu, seksi gülüşlü Jason Knight ile ilgili hayaller kurmamalıydı!

Ancak New York yolculuğu kararlarını tekrar gözden geçirmesine neden olacaktı. Bedeninde yükselen adrenalinin, Jason yanındayken hissettiği heyecanla bir ilgisi yoktu. Belki de, kendini yeniden canlı, yaşam dolu hissedebilmesi için tek ihtiyacı olan şey etkili bir vuruştu!


Kelly, kocasından boşanmış ve iki çocuğuyla hayat mücadelesi vermekte olan bir kadındır. Geçici eleman olarak başladığı işinde yeni patronu ona sarkıntılık edince insan kaynakları onu işten çıkarmak ister. Tam bu sırada şirketin sahibi Jason Knight'ın asistanı işten ayrılmıştır ve Kelly'i onun yanında çalışmak üzere görevlendirirler. Uçarı ve çapkın Jason, hayatta yaptığı hataları telafi etmek için başarılı olması çok önemli bir proje üstünde çalışmaktadır. Ciddi görünümlü, hayata karşı dik durmaya çalışan güzel Kelly ile Jason'ın yanyana gelmesi tabii ki bir ateşle barut durumudur. 

Kitapta Kelly'nin geçmişte yaşadığı şeyleri okuyunca içiniz buruluyor. Benze bir acı da Jason'un başından geçmiş. Ve bu iki yaralı insanın aşkı birbirlerinde bulması, çok keyifli bir hikayeyle anlatılmış. Beyaz Dizi sevenlere gönül rahatlığıyla tavsiye ederim.

AKDENİZ BÜYÜSÜ - Susan MEIER

Muhasebeci Olivia Prentiss, İnferno şirketine katıldığında istemsiz bir biçimde terfi alacağından habersizdi. Yeni işi, çoğu insanın korkuyla baktığı, yakışıklı ve çetin ceviz patron Tucker Engle?nin kişisel asistanlığı idi.

Olivia kısa zamanda, Tucker'in gözle görünenden daha fazlası olduğunu fark edecek ve İtalya'ya düzenlenen bir iş gezisinde onun sert kabuğunun altındaki kırılgan kişi ile tanışacaktı. Bu tanışma ona kim bilir neye mal olacaktı?

Olivia, muhasebede çalışmak üzere başlayacağı şirketinde ilk günden Azrail lakaplı patronu Tucker Engle'ın asistanı olarak çalışmak zorunda kalır. Kimsesiz bir çocuk olarak koruyucu ailelerin yanında büyümüş katı ve sert disipliniyle bilinen Tucker'ın yanında çalışmak göründüğü kadar da zordur. İş için birlikte gittikleri İtalya seyahatinde onun bu ulaşılmaz kabuğunun altındaki gerçek Tucker'ı keşfettiğinde, ona aşık olur. Ama Tucker, bir sebepten ondan uzak duruyordur. Aralarındaki bu karşı konulamaz çekimle nereye kadar dayanacaklardır?

Okuduğum bu iki hikayede de en sevdiğim nokta kadınların güçlü duruşları oldu. Bazı kitaplarda rastladığım ve gerçekten sinir olduğum ezik büzük, aklındakini söylemekten kaçınan karakterlerden değillerdi. Yaşadıkları zorluklara rağmen dimdik hayatta kalmaları ise (özellikle Sonuna Kadar'da) en beğendiğim nokta oldu.
  Hepinize bol okumalı günler dilerim.
Sevgilerimle,

16 May 2014

Yazan: The Reading Lady 16.5.14

Çok acılıyız...
İnternette binlerce bilgi dolaşıyor ve bu bilgi kirliliğinin içinde neye inanacağımızı bilmiyoruz.
Ama tek bir gerçek var ki yüzlerce insan öldü, yüzlerce aileye ateş düştü.
Allahım yardım et hepsine...

Soma'ya yardım etmek için kurulan bir gruptan bahsetmiştim ve bu grup bir gün içerisinde 25000 üyeye ulaştı. 
Grubun kurucuları Yasemin Hanım ve Özlem Hanım'ın amaçları para toplayalım, üç beş kıyafet götürelim değil. 
Uzun vadeli projeler üretiyorlar, sivil toplum kuruluşlarıyla ileriye dönük bu yetim çocuklar için ne yapılabileceğini planlıyorlar.
Siz de benim gibi yardım etmek, ama bu yardımı nereye, nasıl yapacağınızı bilemiyorsanız bu gruba üye olun.
Bizim de yardım edebileceğimiz gün gelecek.

Bununla ilgili yazımı buradan okuyabilir, gruba üye olmak için BURAYA tıklayabilirsiniz.

Bilgi kirliliği demişken...

Arkadaşım Aslı, Danimarka Ulusal Televizyonu adına iki gündür Soma'daydı.
Yaşadıklarını Facebook sayfasından paylaştı.
Ben okudukça gözyaşlarımı tutamadım. 
Ki bana daha anlatmadığı, anlatamayacağı o kadar çok şey gördüğünü, yaşadığını söyledi ki...
Tahmin bile edemiyorum.
Size Aslı'nın yaşadıklarını siyasi hiçbir yön olmadan, yanlı, yandaş ya da muhalif olmadan tüm çıplaklığıyla anlattığı durum güncellemelerini toplu halde paylaşıyorum.
Lütfen okuyun...
Ve paylaşın...

15.05.2014 
01:16
Somadayim ve ambulanslari takip ederek bulduk yolumuzu. Birbirini izleyen alti ambulans. Sirenleri calismayan alti ambulans. Aslinda o zaman anlamaliydim bir seylerin ters gittigini.
Inanilmaz bir toz bulutu icinde vardik maden ocagina. Cok kalabalikti. Bir yanda ulkenin binbir yerinden gelmis arama kurtarma ekipleri, oteki yanda feryat figan aileler ama en cok, dudaklari titreyen, gozleri kan canagina donmus anneler ve babalar... Cesetlerden once politikacilari gordum; vardigimda Erdogan oradaydi, birkac "cesur" adam haricinde kimsenin sesi cikmadi. Sonra Kilicdaroglu geldi, ardindan BDP esbaskani. Ama esas olay enerji bakani geldiginde koptu. Basi beyaz yazmali yasli bir teyze o sirada kurtuldu polis ve asker barikatinin ellerinden. Kadini zor aldilar. Yuhlamalar, vs. Politikacilar kacarcasina uzaktastiktan sonra yanimdaki Danimarkali televizyoncu ile feryatlarini duydugumuz bir kadina yaklastik. Korktum ona dokunmaya cunku feryatlari yeri gogu inletiyordu. Bana dondu sonra; "Kizim, oglum yaniyor orada, birakmiyorlar iceri beni, ben girsem cikarirdim onu, ama bunlar cikarmiyorlar, cikarin oglumu, yaniyor oglum" diye bagirdi. Madene girdigimde burnuma gelen o garip kokunun ne oldugunu iste o zaman anladim. Yanan komur ve beden kokusu siniyordu uzerime.
Sonra baska bir amcayla konustuk. Biraz isteksizdi basta, insanlar, "konus ki herkes duysun sesini" diyince konusmaya basladi. 25 saattir oradaymis. Evde bebegi bekleyen 28 yasindaki oglu toprak altindaymis. "Simdi cigerim yaniyor, oglumu bir cikarsinlar tas tas ustunde koymayacagim" dedi titreyerek. Su an saat 01.00. Amca hala madendeydi.
Derken ceset torbalarinda cesetler cikarilmaya baslandi, bas kisimlari acik birakilmis ceset torbalari - bulunanlarin hemen teshis edilmesi icinmis. (Ve oglum yaniyor diye feryat eden teyzeden son bir ciglik geldi).
Burada onlarca yabanci gazeteci ve televizyoncu var. Bir an Belcikali biri icin ceviri yaparken ardindan, kolumdan tutup cekistiren bir Korelinin yaninda buluyorum kendimi. Ama en zoru ne biliyor musunuz? Konusmaya gonullu birilerini bulmak. Isciler sonradan isten atilirim korkusuyla konusmuyor. Ailelerin tek laf edecek dermanlari zaten yok. O yuzden en cok arama kurtarma ekipleri ile konustuk. Soylediklerine gore trafoda patla gerceklesmis ve trafoya bagli bant ve kablolar tutusmus. O sira kurtarilmis zaten kurtarilanlar. Ardindan iceride oksijen kalmadigindan madene oksijen pompalanmaya baslanmis. Pompalanan oksijen ise yanginin tekrarlamasima ve buyumesine neden olmus. Insanlar bu gazlardan zehirlenerek ya da yanarak olmusler. Bu noktada ASLA bilmek istemeyecegim, ASLA kimseye anlatmayacagim ve ASLA unutamayacagim seyler olmus. Konustuklarim arasinda oksijen pompalanmasinin yanlis oldugunu soyleyen de oldu, dogru oldugunu soyleyen de... Takdir, bu konuda gerekli teknik bilgiye sahip olanlarin.
Yuzlerce ceset gordum bugun, onlarca donuk yuz. Bir tek, yanarak olenlerin yuzleri kapatiliyor. Kapali bir ceset torbasi gelince anliyorsunuz. Cesetler, sirada bekleyen ambulanslara yukleniyor ve otopsilerin gerceklestigi soguk hava depolarina dogru yola cikiyor.
Kac kisi mi? Hala bilmiyorum. Bildigim tek bir sey var, o da resmi rakamlari duyan herkesin kafasini sallayip gulumsedigi. Buradaki genel kani olu sayisinin 450 civarinda olacagi. 450 can. 450 ceset. Yazmak ne kolay! 450. Neredeyse her haneden bir cenaze kalkiyor diyorlar.
Madende internet ve telefon sinyali konusunda sorun yasiyoruz. Yiyecek ve icecek tedariki mukemmel. Ozellikle Izmir Buyuksehir Belediyesi ne bulduysa gondermis. Kizilay da iyi is cikariyor. Temizlikte sorun vardi, onu da iletisim kurdugum arkadaslarim halletmis, yoldalar.
Yarin gun boyu madende olacagim. Bir de ailelere maddi destek saglamak icin muhtarla gorusmeye calisacagim. Her birinizin nasil yardim etmeye calistigini biliyorum. Ama her sey sirayla. Once olulerimizi gomecegiz, ardindan bu cinayetin suclusu cezasini cekecek. O zaman maddi destek zamani olacak

15.05.2014 
10:02
Dun gun boyu bana gonderilen mesajlara ve yonetilen sorulara cevaben;
* Hangi siyasilerin burada oldugu sorulmus. Ben sahsen, Erdogan'i, Kilicdaroglu'nu, BDP esbaskanini, enerji bakanini ve saglik bakanini gordum. Kacirdigim da olabilir. Ozellikle bakanlar cok yuhalaniyorlar. Korumalari kacirircasina goturuyor adamlar. Diger yanda ise "hukumet istifa" diye bagirmaya baslayanlara kurbanlarin yakinlari tepki gosteriyor. "Acimiza politika bulastirmayin" diye bagirdigini duydum bir adamin.
* Polisin tavri sorulmus. Burada yuzlerce polis ve asker nobet bekliyor. Hepsi silahsiz. Cogunun feryatlari duydukca agladigini gordum. Kotu bir muameleyle karsilasmadim. Ozellikle asker cok yardimci oluyor.
* Basin sorulmus. Iki tip basin var burada. Yabanci basin calisanlarla, kurbanlarla, ailelerle, gorevlilerle birebir konusmayi tercih ederken yerli basin, hangi bakan gelirse gelsin onune onlarca mikrofon uzatmak seklinde faaliyet gosteriyor. Halkin yerli basina tepkisi buyuk. "Cesaretiniz varsa yayinlayin bunu da!" diye bagiranlar var.

22 Saat Önce
Su anda maden ocagindayim. Burada buyuk bir bekleyis var. Halk daha ziyade cenazelerde oldugunden basin mensuplari ve arama kurtarma ekipleri burada. Sabahin erken saatlerinden beri hicbir beden cikartilamadi. Konustugumuz insanlar yanginin kontrol altina alindigini ancak trafo civarinda yanginin siddetinden cokuntuler olustugunu soyluyor. Bedenlere ne zaman ulasilabilecegini soylemek mumkun degil. Her sey bahsi gecen cokuntunun boyutuna bagli. An itibariyle cokuntu kazisi yapiliyor.
Bahsetmeden gecemeyecegim. Kizilay inanilmaz bir is yapiyor. Gonulluleri durmadan yiyecek dagitiyor, cenazelerde kendinden gecenlerin yaninda hep Kizilay vardi. Uzakta olup burada bir gorev alamayanlara Kizilay'a bagis yapmalarini oneriyorum.
Cenazeler cok aciydi. Cok buyuk bir aci vardi mezarlikta. Uc oglunu da gomen babayi asla unutamayacagim. Kucucuk cocuklarin babalarinin arkalarindan aglamalari ve kadinlarin cigliklari hic aklimdan cikmayacak. Soma'daki mezarlikta bir Madenci Sehitligi olusturuldu. Durmadan mezarlar hazirlaniyor; oradan ayrildigimda hazirlanmis mezar sayisi yuzun uzerindeydi.
Ne yazik ki sarjim yine bitmek uzere. Telefonumu kapatiyorum. Benim icin endiselenmeyin. Gecenin gec saatlerine kadar buradayim.

15 Saat Önce
Arkadaşlar,
Yaklaşık 10 dakika önce eve girdim. Öncelikle madeni en son bıraktığım haliyle anlatacağım. Yardımlarla ilgili konulardan yarın bahsedeceğim zira hak verirsiniz, gram yaşam enerjim yok şu an.
Haberlerde defalarca yangın çıktığına dair haberler gördüm. Yangın çıkıp durmadı arkadaşlar, çünkü hiç SÖNMEDİ. Yangın sönmediğinden maden alanı genel bir duman ve koku tabakasının altında zaten. Yutkunurken boğazım sanki parçalanmışçasına acıyor... Dün gece sabaha karşı patlama yaşanan trafo bölgesinde çöküntüler oluşmuş. Bugün o çöküntüleri aşmaya çalıştılar. O nedenle uzun süre hiçbir beden çıkarılamadı zira bedenler yangının diğer tarafındaydı. Çöküntü haberini de oradaki resmi görevlilerden aldım. Çöküntüde kazı çalışmaları devam ederken cenazelere gittim, mezarlıktaydım. Geri döndüğümde madene küllü su doldurulacağı ve cesetlerin içeride bırakılacağı dedikodularını paylaştı arkadaşlarım telefon aracılığıyla. Bunun için, tam da bir ceset çıkarılırken, gidip arama kurtarma şeflerinden biriyle görüştüm. Evet, küllü su kullanımı var ama sadece YANGINI geçici bir süre için bile olsa SÖNDÜRMEK amacıyla. Kimsenin orada gömülü bırakılacağı yok! Lütfen akıllı insanlar olarak sadece aklınızın alabileceği şeylere inanın. Yüzlerce arama kurtarma görevlisi ve yüzlerce madenci çalışıyor arkadaşlarını oradan çıkarmak için! Bir madenci, bir diğer madenciyi nasıl bırakır toprak altında? Nasıl inanıyorsunuz buna? Ben oradayken çıkarılan ceset ne yazık ki korkunç durumdaymış. Bedeni bana betimlemek için kullandıkları kelimeleri ölsem sizinle paylaşamam. Kapalı bir ceset torbasında çıkarıldığını bilin yeter. Bu arada cesedin durumu da arama kurtarma görevlilerinden aldığım bir bilgi.
Kızılay'la ilgili de şikayet eden kimseler olmuş ki onlara hiç inanasım gelmiyor. Yanımdaki yabancı gazeteciler bile dehşet içinde izledi Kızılay gönüllülerinin çabalarını. Sıcak yemeğinden bin bir çeşit içeceğine, atıştırmalığına, cipsine, çikolatasına her şeyi sundular insanlara. 18-24 yaş arası kadın erkek gönüllüler, koca koca kolileri kucaklarında gezdirerek dağıttı binlerce kişiye. Cümlemin üç defa kesildiğini biliyorum yanıma gelip "Su alır mısınız? "Sandviç ister misiniz?" "Pilav?" diye soran gönüllüler nedeniyle. Cenazede ise her ağlayanın, her kendinden geçenin yanında bir Kızılay gönüllüsü vardı. Feryat eden annelerin yanından çocuklarını bile uzaklaştırıp oyunlar oynattılar gözümün önünde; çocuklar daha fazla etkilenmesin diye. Mezarlıkta bile inanılmaz bir ikram vardı. Ben ömrümde bu kadar yiyeceği bir arada görmedim.
Cenaze... Cenaze korkunçtu desem yeterli mi? Belediye mezarlığı içinde büyük bir alanı Madenci Şehitliği olarak ayırmışlar; ölülerini teslim alan aileler sadece telefon edip getiriyorlardı bedenleri, o sırada mezarı hazırlanıyordu oradaki görevliler tarafından. Tabutların geldiği an ise çığlıktan geçilmiyordu ortalık. Anneler, babalar, çocuklar, kardeşler...
Ölü sayısı... Hala kesin bir sayı yok. Ama daha önceki yazılarımda da söylediğim gibi konuştuğum herkes resmi rakamları duyunca sadece gülüyor. Şu ana kadar 400'ün altında bir rakam duymadım. Benim de tahmin ettiğim rakam o şekilde.
Sizden tek bir isteğim var; lütfen her okuduğunuza, her duyduğunuza inanmayın. Lütfen. Her şeyi komplo teorisine döndürmeyin. Ölümden bahsediyoruz burada. Ölümden... Özellikle ölü sayısı hakkında, bedenler hakkında komplo teorilerine inanacağınıza Soma'ya ve köylerine gidip mezar mezar ziyaret edin. Kabir sayın, içiniz rahatlasın.
Bu arada dönen siyasi konular hakkında hiçbir fikrim yok zira ya mezarlıkta ya da madendeydim. Karşılaştığım en büyük protesto da enerji bakanına bağırmak şeklindeydi.
Yarın yardımlar, koordinasyon masaları, vs hakkında çok detaylı yazacağım.
Aslı

13 Saat Önce
İlk defa İnternet'te neler paylaşıldığını görme şansım oldu. Aklınızı kaçırmakta haklıymışsınız; gerçekten inanılmaz bir bilgi kirliliği var. Birkaç şeyi düzeltmek istiyorum öncelikle:
* Orada çalışmakta olan maden işçisinden aldığım bilgi: 350 metre derinlikte, lineer hesaplamayla 2 km uzunluğunda ancak birbirine en uzak iki nokta arası 3750 metre olan bir madenden bahsediyoruz. Şu an kaçış noktaları ve yangının konumu dahil olmak üzere gözüm kapalı planını çizebilecek durumdayım.
* Bunları yazarken objektif olmak zorundayım. Çünkü sadece gördüklerimi aktarıyorum. Bir tane bile kötü davranış sergileyen polis ya da asker görmedim ben. Bazı aileleri teselli eden, onlarla ağlayanları gördüm; bir de hiçbir duygu belirtisi göstermeden işlerini yapanları. Başka bir lokasyonda ters bir şey olduysa da bilemiyorum. Sadece gördüğümü söylüyorum.
* Kimseyi oraya gömdükleri yok! Oradaki insanlar çıkarılacak; SADECE YANGINI SÖNDÜRMEK İÇİN KÜLLÜ SU KULLANILIYOR.
* Onlarca belediye yemek, su, vs gönderdi. Yani oraya yiyecek göndermeye çalışmanın bir manası yok.
* Oraya gidenlere tepki gösterildiğini okudum bir de... İki gün boyunca oradaydım, sabah, akşam, gece aralarındaydım. Bana kimse ters bir laf bile etmedi. Önümde ağlayarak dizlerinin üzerine kapanan insanlar bile oldu hatta halktan. Öteki yandan, "Acımıza politika karıştırmayın" lafları çok dönüyor. O nedenle Gezi denilince bir irkiliyor bazı insanlar. Eğer dini, politik görüşü, vs önemli olmaksızın oraya yardıma gidiyorsak bazı hassasiyetlere özen göstermek zorundayız. Acılı insanın mantıklı bir şekilde oturup bizi dinlemesini bekleyemeyiz.

5 Saat Önce
İşçiler ve İş Güvenliği konusundaki gözlemlerim:
O kadar çok işçiyle konuştum ki! Hepsi o kadar acılı ki...
Günlüğü 50 TL'ye çalışan işçiler olduklarını söylüyorlarmış. O 50 TL'yi işe gittikleri anda kazanmış oluyorlarmış zira işe gitmezlerse 50 TL'leri, işe mazeretsiz gitmezlerse 100 TL'leri kesiliyormuş.
Konuştuğum işçilerden biri, Soma Grubu'na ait madenin yanındaki madende çalışıyordu. Kazayı ilk onlar duymuşlar ve işi gücü bırakıp yardıma gitmişler. Zaten ilk kurtulanlar hep yandaki maden tarafından kurtarılanlar. "Abla, duyar duymaz yardıma koştuk, yangının olduğu yere kadar ilerleyebildik, biz yangını aşamadık, bizim saydığımız 400'ün üzerinde beden çıkardığımız ama neden başımızdakiler 280 filan diyor ki?" dedi konuştuklarımdan biri.
Emniyet meselesini sorduğumuz zaman, "Şu yarayı görüyor musun?" dedi ve yüzünü boydan boya kaplayan yarayı işaret etti; "Bu, ikaz lambası olması gereken bir yerde, ikaz lambası olmadığı için oldu. Madendeki en hafif yaralanma türü bu. Kaza yaşanan madene girdiğimizde bazı arkadaşların en fazla 1 metre yüksekliğinde yerlerde çalıştığını gördük, orada ölüp kalmışlardı; madenciyiz abla biz, üzerimizde onlarca toprak var, Allah'a emanet çalışıyoruz orada." dedi.
Düzenli yapılması gereken kontroller hakkında konuştuk sonra. "Devlet, düzenli olarak 6 ayda bir gelip kontrol ediyor, ancak gelecekleri tarihi 1 ay önceden haber veriyorlar, maden işletmecileri de o tarihte birden ortalığı temizliyor, her şeyi düzeltiyor, zaten denetmenler en fazla 2 gün kalabiliyorlar bir madende, onlar gittikten sonra aynı tas aynı hamam. Hem zaten özel sektörde öyle sert bir denetim yok." dedi.
Daha sonra gazetelerden gördüğüm, yaşam odalarının varlığına ilişkin soruyu sordum. "Abla bizim girebildiğimiz yere kadar, yani yangına kadar, öyle bir şey yoktu, madende sağlı sollu cepler var, en fazla 1 metre kare genişliğinde, kaç kişi sığabilir ki oraya? Orada da zaten denildiği gibi yiyecek, oksijen filan yoktu." dedi. Maskeleri en fazla 45 dakika dayanıyormuş. 45 dakika... Şu ana kadar hangi maden kazasından 45 dakikada insan kurtulabildi ki? Ben şahsen 45 dakika dayanacak maskenin neden üretildiğini bile anlamıyorum; kullanılmasını bir kenara bırakalım...
İş güvenliği konusunda sizlerden mesajlar aldım. Ben madenin içini görmedim, girişine kadar gidebildim tahmin edebileceğiniz üzere. Girişin çevresi, dev metal parçalarıyla, onlarca tonluk metal levhalarla, ve hatta devrilmiş, keskin ve paslı kenarları havada (tam başımın hizasında) duran bir su deposu ile doluydu. Bu bana hiç de emniyetli gelmedi! İçerideki durumu başka bir madenciyle konuştum, kendisi kullanılan alet edevatla ilgili bir şey söylemedi ama ölen işçilerden bahsetti. "Aslı Hanım, bazılarının hiç iş güvenliği eğitimi yokmuş sanırım. Zaten bedenleri bulduğumuz pozisyondan da bunu anladık. Maskeleri erken takanlar olmuş, onları hep kaybettik." dedi. Verdiği çok fazla ayrıntı var aslında, ama o korkunç ifadeleri paylaşmak istemiyorum.
Şu an Soma'da değilim, İzmir'e geri döndüm biliyorsunuz. Dolayısıyla an itibariyle orada ne olduğuna dair bir fikrim yok. Ve bilgi kirliliği nedeniyle, ve en çok da aklımı kaçırmamak için, Türk medyasını takip etmemeyi tercih ediyorum. Bana yönelttiğiniz soruları, özellikle objektif bir şekilde, orada gözlemlediklerime ve insanlarla konuştuklarıma dayanarak cevaplamaya çalışıyorum. Bir madenci değilim, dolayısıyla gerekli teknik bilgiye de sahip değilim. Tek yaptığım, aktarmak. Lütfen bunu unutmayalım.

5 Saat Önce

Yardımlar;
Elimden geldiğince yardımlarla, Soma'ya gitmekle ilgili edindiğim bilgileri ve bu konudaki kendi düşüncelerimi paylaşacağım. Dünya tatlısı insanlar olduğunuz için durmadan nasıl yardımcı olabileceğinizi soruyordunuz; umarım bir miktar yardımcı olabilirim.
Öncelikle, dün Soma'da bir Koordinasyon Merkezi kuruldu. Gelen maddi yardım taleplerini yönetecekler. Maddi yardım ya da ailelere gıda yardımı gibi konular için doğrudan orasıyla iletişim kurmanızı rica ediyorum çünkü aileler şu an çok acılı; babasını ya da oğlunu kaybetmiş bir eve gidip "Merhaba size mercimek getirdik" demek çok zor şu anda...
Dün aynı zamanda Soma Huzurevi'nde bir de Duygusal Destek Masası kuruldu. Özellikle psikolog ve psikiyatrist arkadaşları buraya yönlendirmek isterim. TPD de bir organizasyon yapıyor. İkisinden birine başvurabilirsiniz. Duygusal Destek Masası'nın başındaki kişinin cep telefonu numarasını verdiler bana; ancak kişisel numara olduğundan paylaşmayı uygun görmüyorum.
En çok görüşmeyi babasız kalan çocukların eğitimlerini üstlenmek, ya da onlara aylık maddi destekte bulunmak konusunda yaptım. İki farklı ilköğretim okulundaki çeşitli öğretmenlerle, müdür yardımcılarıyla birebir görüştüm cenazeler sırasında. Telefon numaralarını aldım. Bunlara ek olarak iki adet sınıf annesiyle de görüştüm. Pazartesi gününe kadar benim için genel bir araştırma yapıp uygun isimleri ve aileleri belirtecek. Bunu yaparken önce ailelerle konuşacak zira biz yardım etmek istiyoruz ama ailelerin kabul edip etmeyeceğini bilmiyoruz. O nedenle bu şekilde bir planlama yaptım. Kimseyi kırmadan takip edilebilecek en mantıklı yol bu.
Çocukların eğitimine destek konulu yardım planlarımın RESMİ hiçbir yanı yok; sadece biz arkadaşlarla böyle bir şeyi yapmak istiyoruz. Aramızda para birleştirip her ay yardım edeceğimiz aileyle gidip birebir görüşeceğiz, sadece bizim gibi düşünen insanlar varsa aracılık edebilirim; nitekim yukarıda da dediğim gibi, doğrudan "Ben geldim, her ay size para göndereceğim" demek mümkün değil. Bu destek konusunda EN ÖNEMLİ konu yardımın devamlılığı. Kendi adıma okul müdür yardımcılarına, bulacağım kişilerin minimum 1 yıl süreyle buna devam edeceklerine söz verdim. O nedenle, benimle bu konuda iletişime geçecekseniz lütfen bunu göz önünde bulundurun.
Şayet bir kerede belirli bir miktar para göndermeyi düşünüyorsanız resmi kampanyaların oluşturulmasını beklemenizi öneriyorum. Ya da sizin gibi insanlar bir araya gelip tüm bir okul için süt, oyuncak, giysi, defter, kalem alabilir. Onları kolilerle biri oraya götürebilir diye düşünüyorum. Ama bunun için de biraz beklemek en iyisi olacak. Tamamen kendi fikrim.
Mevcut durumda, benim gördüğüm, bedenlerin çıkarılmasına ilişkin faaliyetlerde sivil ihtiyacı yok. Kuru kalabalıktan da kaçınmamız gerekiyor bence. Acıların biraz hafiflemesiyle birlikte asıl ihtiyacımız olan, oradaki insanlara manevi destek sağlayabilecek meslek gruplarından kişiler. O çocuklara yardımcı olmak zorundayız! Çok küçükler... Küçücükler... Annelerinin feryatlarını duydukça ağlıyorlar.
Bu saydıklarımın hiçbirini yapamıyorsanız lütfen Kızılay'a bağışta bulunun.
O çocukları mutlu edin,
Lütfen.

Aslı'ya mail ile ulaşmak isterseniz: amaltheian@gmail.com

SOMA'DA BABASIZ KALAN ÇOCUKLAR GRUBU İÇİN BURAYA TIKLAYINIZ!

Ve bu yazıyı, bu grubu paylaşabilirseniz çok sevinirim. Belki sizin yapabileceğiniz bir şey yoksa bile, okuyucularınızdan faydalı olabilecek birilerine ulaşır.

Acısız, aydınlık günlerde buluşmak ümidiyle...

Onur Kınacı Birler

9 May 2014


Fantastik - Paranormal kitaplara bayılıyorum.
Hele bu türden çok fazla kitap okuduğum için olsa gerek, yazarlar değişik bir konu yakaladılar mı değmeyin keyfime!
Ruh Hırsızı benim böyle bir konuyu işleyen okuduğum ilk kitaptı. Alışılmışın dışında, farklı ve merak uyandırıcı bir ilk kitap olmuş bu. 
Pegasus Yayınları'ndan çıkan Ruh Hırsızı (My Soul To Take), Ruh Çığlığı (Soul Screamers) serisinin ilk kitabı ve seri toplamda yedi kitap ve dört ara kitaptan oluşuyor. Yedinci kitap serinin son kitabı mı yoksa yazar devam edecek mi bilmiyorum ama Ruh Hırsızı'nı giriş kitabı olarak ben çok beğendim.

Kitabın konusunu kısaca anlatırsam Kaylee, East Lake Lisesi'ne giden ve güzel kız arkadaşı Emma dışında çok fazla arkadaşı olmayan bir kızdır. Annesi o küçükken ölmüş, babası da ona bakamayacağını düşünüp Kaylee'yi Val yengesi ve Brandon amcasının yanına bırakıp İrlanda'ya taşınmıştır. Kuzeni Sophie'nin ona hayatı dar etmesinin dışında yengesi ve amcasıyla mutlu mesut yaşamaktadır. Birkaç sene önce geçirdiği krizleri ve akıl hastanesine yatırılışı sayılmazsa gayet normal bir hayatı vardır.
Bir gece Emma ile gizlice bir gece kulübüne giderler. Orada okulun yakışıklı ve popüler çocuğu Nash, Kaylee'ye ilgi göstermeye başlar.
Halinden gayet memnun Kaylee ve Nash dans ederlerken o duygu birden bire geri gelir.
Akıl hastanesine yatırılmasına neden olan duygu.
Deli gibi çığlık atma duygusu.

Kaylee'nin henüz kendisinin de bilmediği bir gücü vardır.
Etrafında ölecek olan kişileri hissediyor ama onların ölmesine kesinlikle engel olamıyor. Öleceğini hissettiği kişi yakınında olduğunda ise durduramadığı, kulakları sağır eden bir çığlık atmaya başlıyor ve o kişi ölene kadar çığlık atmaya devam ediyor.

Sakin giden hayatında birden çevresinde genç kızlar sebepsiz yere ölmeye başladığında, Kaylee hem bu ölümlerdeki rolünü hem de kendisindeki bu esrarengiz özelliği araştırmaya başlar ve zamanla şaşırtıcı gerçekler ortaya çıkar.

Ruh Hırsızı, serinin giriş kitabı olduğu için açıklanmayan, diğer kitaplarda daha net öğreneceğimizi düşündüğüm noktalar var. Kaylee ve Nash'in ilişkilerinin çok hızlı başladığını düşünsem de, konu olarak ilginç ve değişik olması sebebiyle ben kitabı beğendim ve seriye kesinlikle devam edeceğim. İşlerin kızışacağı ve daha da ilginçleşeceği ilk kitaptan belli oluyordu.
Umarım devam kitapları çok fazla ara olmadan yayınlanır.

Değişik konusu olan bir fantastik okumak isteyenlere bu kitap önerimdir :)

Herkese bol okumalı günler dileğimle,
Sevgiler
Arka Kapak Yazısı : 

İNSANLARIN RUHUNU ÇALAN KARANLIK BİR GÜÇ…
Kaylee ölüleri görmüyor, ama…
Çevresinde ölmek üzere olan biri varsa bunu hissediyor. Ve bu öngörü esnasında kontrol edemediği bir güç, çığlık atmasına neden oluyor. Hem de kulakları sağır edecek bir çığlık.

TÜM KÖTÜLÜKLERE MEYDAN OKUYAN, 
ENGEL TANIMAZ BİR AŞK!

Kaylee’nin tek isteği okulun en havalı çocuğuyla olmanın keyfini çıkarmaktır ama Nash onun çığlıklarının ardındaki gizemi bildiğinden, sıradan bir ilişki onlar için sadece hayaldir.
Okul arkadaşları gizemli bir şekilde ölmeye başladığındaysa,
sıradaki kurbanın kim olduğunu sadece Kaylee bilecektir.
Ancak onları kurtarması imkânsız gibi görünmektedir çünkü bir ruhu kurtarmanın bedeli, bir diğerini kaybetmektir...

“Eski bir mit, gizem ve aşk benzersiz bir hikâyede bir araya gelmiş. Başından sonuna hayran kaldım.”
—Melissa Marr

“Kaylee’nin mutluluğunu ve acısını hissetmek, Kanınızı donduracak çığlığını duymak... Farklı bir hikâye peşinde koşan herkes bu kitaba bayılacak.”
—Publishers Weekly blog

Blog içi arama